Yazı Dizisi – 4 : Aydınlanma Çağı; Sirkadiyen Aydınlatma vaadi

Metin: Lynne Peeples

Miki ve Mini Fare gülümseyerek pencere pervazında salınıyor; California güneşinin ışınlarıyla çalışan koca kafalı oyuncak biblolar dans ediyor. Birkaç metre ötede, pembe dizilerden birine dalmış tekerlekli sandalyeli bir kadın duruyor. Bir tur bingo oyununu kazandıktan sonra odasına geri dönmüş ve birazdan Bistro Cafe’de öğle yemeğini yemek üzere tekerlekli sandalyesini koridor boyunca sürecek.

Kapısının dışında uzanan koridor, bu Sacramento bakım evinde Bambu Yolu diye biliniyor. ACC Bakım Merkezi, Bambu Yolu’nun gece gündüz parıl parıl yanan flüoresan lambalarını ayarlanabilir LED’lerle değiştirdiğinden beri bakım evi sakinleri daha iyi uyuduklarını ve kendilerini daha iyi hissettiklerini söylüyor. Merkezin yöneticisi olan Melanie Segar, orada kalanlardan birinin sürekli öfkeliyken “mutlu” birine dönüştüğünü söylüyor.
“Darısı demansın başına,” diyor Segar.

Bilim, 75 yaşında ortalama bir yetişkinin sirkadiyen sistemini tam olarak uyarmak için gerekli olan ışığın yalnızca %17’sini aldığını söylüyor. Sararan göz merceği, daralan göz bebekleri, katarakt ve kapalı ortamlarda geçirilen daha uzun zaman üst üste binince sonuç kaçınılmaz oluyor.

Daha da kötüsü, mavi, ışık spektrumunun, gözün yaşlanan merceği tarafından filtrelenen parçası. Bakım evindeki ofisine yaptığımız ziyarette, “Işığın bu kısmının retinaya ulaşamaması, kortizol ve melatonin gibi hormonların salgılanmasını bozuyor,” diye açıklıyor Dr. Scott Stringer.

Stringer dört yıl önce merkezde çalışmaya başladığında, sakinlerden bazılarına, davranış ve depresyon sorunları için olağandışı bir reçete yazmaya başladı: Sabah güneşi altında geçirilecek birkaç saat.

Yılda 265 gününün güneşli olmasıyla övünen bir şehir için genellikle yerine getirmesi olanaklı bir reçete bu. “Güneş ışığı hâlâ altın değerinde,” diyor Stringer. Ancak 99 yataklı bir tesiste herkesin her gün bahçede yeterli dozda güneş alması pratik olmuyor. Merkeze sirkadiyen aydınlatma kurulması, Stringer’ın ışık reçetelerinin artık bahçeye gönderebildikleriyle sınırlı olmadığı anlamına geliyor.

Araştırma; manipüle edilen yapay ışığın ileri yaşlardaki yetişkinlerin, özellikle de demans sorunu yaşayanların sirkadiyen ritimlerini düzenlemede faydalı bir non-famakolojik araç olabileceğini iddia ediyor.

Bu hastalık, beyinde sirkadiyen ritmi kontrol eden bölgedeki nöronlara hasar verebiliyor. Yani eğer ayarlanabilir LED’ler gerçekten bu kaybın birazını olsun telafi edebilirse, Stinger bunun, sakinlerin refahı ve sağlık bakım masrafları üzerinde kayda değer bir etkisi olabileceğini tahmin ediyor. “Hastaneye yatışlar çok masraflı oluyor, “diyor Stringer.

ACC Bakım Merkezi, Enerji Bakanlığı’nın bir diğer çalışmasının daha odağı oldu. Bu çalışma, merkezin birkaç sakininin odasına ve Kiraz Yolu’na bitişik koridora ilk ayarlanabilir LED’leri kurmasından sonra yapıldı. Çalışmada, eski flüoresan sisteme göre %68 enerji tasarrufunun yanı sıra, iki odada kalan üç sakinin, yeni aydınlatma kurulmadan önceki üç aya göre, aydınlatma kurulduktan sonraki üç ay içinde daha az tartışma, kızgınlık ve ağlama olayı yaşadığını buldular. Bakıcı personel ayrıca bu odalarda kalanların gece boyu kesintisiz uyuduğunu da fark etti.

“Aydınlatma konusunu daha önce pek düşünmemiştim. Ancak burada kalanları nasıl etkilediğini gördükten sonra artık tamamen inanıyorum,” diyor Segar, birlikte merkezi dolaşmayı bitirirken.

Kiraz Yolu’na ayarlanabilir LED’leri kurduktan sonra diğer koridorlarda kalanların burada takılmaya başladığını anımsıyor. “Ve aileleri aynı aydınlatmanın onlara ne zaman kurulacağını sormaya başladı,” diyor.

Merkez şimdi 30 yıllık tesisin yenilenmesi kapsamında, tüm salonlar, ortak alanlar, sakinlerin odaları ve banyolardaki aydınlatmayı yeniledi. Stringer, bunun etkilerini daha ayrıntılı biçimde çalışmak için can atıyor. “Aydınlatmanın gerçekten işe yarayıp yaramadığını anlamak için kapsamlı bir çalışmaya ihtiyacımız var,” diyor.

Geçtiğimiz yıl boyunca duyduğum bir diğer nakarat da bu. Hücresel biyoloji ve sinir bilimi alanındaki araştırmalarda yaşanan ilerlemeler; hayvanlar ve insanlar üzerinde meslektaş incelemesinden geçmiş çalışmalar ve bir dizi ikna edici anekdottan elde edilen güçlü bulgulara rağmen, sirkadiyen aydınlatmayı gerçek dünyaya optimal bir şekilde uygulamak için daha iyi verilere ihtiyaç var. “Daha fazla sayıda denek üzerinde, daha fazla farklı ortamda, daha uzun süreler boyu ışık maruziyetini ölçmemiz gerek,” diyor Foster ve uykuyu, sirkadiyen ritimleri ve ışık maruziyetini ölçen gelişmiş teknolojilerin bu çalışmaları mümkün kılabileceğini ekliyor. “Bu verilere ulaşana dek, bu aydınlatma sistemlerinin uygun biçimde tasarımı varsayımsal olacak. Aslında, ideali, kanıta dayalı çözümlerimizin olması.”

Bu tip çözümlerin birçok komplike faktörü dikkate alması gerekecek. Işığa maruz kalmanın kişinin ritmine destek mi yoksa köstek mi olacağı, öncelikle, doğru renkte ışığı doğru yoğunlukta, doğru zamanda ve doğru süre boyunca almasına bağlı. Ancak her bireyin sirkadiyen sisteminin vereceği tepki birbirinden farklıdır. Yaşa göre değişir ve bölge, mevsim gibi başka faktörlerden de etkilenir.

İnsan evrimi, gün ışığı saatlerinde belirgin bir uzama veya kısalmanın yaşanmadığı ekvator yakınında başladı. Üçüncü fotoreseptörümüz de gökyüzünden inen ışıkla birlikte evrildi. Bu, ışığın göze ulaştığı açının da muhtemelen önemli olduğu anlamına geliyor. Dahası, araştırmacılar, genel ışık maruziyetinin yüksek olması durumunda mavi spektrum ışığa maruz kalmanın sirkadiyen sistemi uyarmak açısından daha az önemli olabileceğini bulgulamakta.

Üçüncü reseptör yoluyla insanları etkileyen ışığı ölçmek için henüz bir standart yok. Lüks, lümen, renk sıcaklığı gibi geleneksel metrikler yalnızca çubuk ve konilere dayanıyor.

Bu noktada, uzmanlar, yalnızca ışığın sirkadiyen etkinliği için standart bir metrik ihtiyacı üzerinde aynı fikirde olabiliyorlar. Enerji Bakanlığı çalışmalarında “eşdeğer melanopik lux” diye adlandırılan bir şey kullandı. Figueiro ve çalışma arkadaşları ise “sirkadiyen uyaran” dedikleri bir metrik kullandı.

Bu arada Uluslararası Aydınlatma Komisyonu’nun (International Commission on Illumination -CIE) bir komitesi bilimsel konsensüsü ilk uluslararası standarda dönüştürmek için girişimde bulundu. CIE’nin Fotobiyoloji ve Fotokimya Bölüm direktörü John O’Hagan, oylamanın yolda olduğunu ve nihai versiyonun 2018 sonunda yayımlanabileceğine işaret ediyor.

Yeni standart, O’Hagan’ın kişisel ilgi alanlarından biri olan yaş etkileri ile ilgili de bilgi içerecek.

Kayınpederi ölümüne kadar Alzheimer hastasıydı. “Yaşamak zorunda kaldığı ortam beni dehşete düşürüyordu,” diye hatırlıyor O’Hagan, babasının maruz kaldığı sürekli yanan flüoresan lambaya atıfta bulunarak. “Bir şeyler yapılabileceğine kesinlikle inanıyorum.”

Harvard’dan Lockley de sirkadiyen aydınlatmadan faydalanmanın aciliyetine inandığını ekliyor. Bina yöneticilerinin eski lambaları enerji tasarruflu LED’lerle, genellikle de ayarlanabilir olmayan ucuz tipleriyle değiştirmeye başladığını söylüyor. Yeni binaların tasarımcıları da genellikle aynı yola gidiyor. LED’lerin uzun ömürlülüğü nedeniyle, bunların yerlerini ayarlanabilir LED’lere bırakmaları on yıldan fazla zaman alabilir.

Bu işi erkenden benimseyen bir yere dikkat çekiyor: 2016’da NASA, Uluslararası Uzay İstasyonu’na ayarlanabilir LED’ler kurdu.
“Uzay istasyonundaki astronotlar için iyiyse,” diyor Lockley, “demek ki hepimiz için iyidir.”

Haber kaynağı: https://undark.org/article/circadian-lighting-human-centric-lighting/