Yazı Dizisi – 3 : Aydınlanma Çağı; Sirkadiyen Aydınlatma vaadi

Metin: Lynne Peeples

Harvard Medical School’da sirkadiyen aydınlatma uzmanı olan Steven Lockley de etkileri ölçmek için girişimde bulunanlardan biri. Ekibinin bulgularına göre, mavi yönünden zengin ışığa maruz kalanlar, daha sıcak tonlara maruz kalanlara göre daha hızlı reaksiyon gösteriyor ve ilgileri daha az dağılıyor. Onun çalışmasına atıfta bulunan bir başka çalışmada, araştırmacılar, 21 kişide bilişsel fonksiyonları ve uyanıklığı yükseltmede mavi ışığın kafeine göre ciddi biçimde daha üstün olduğunu buldular. Ayrıca ışık, bir fincan kahvenin yan etkilerini de taşımıyor.

Kimyasalların 5-6 saatlik yarılanma ömürlerine dikkat çeken Lockley, “Sabah saat 10’da aldığınız kafein, gece uykunuzu yine de etkileyecektir,” diyor.

Sektörel bir ticari grup olan LightingEurope’un hazırlattığı raporda, ayarlanabilir LED aydınlatmanın sonucu olarak ayda yaklaşık fazladan iki saate denk düşen üretkenlik artışı, hastalık günlerinde %1’lik bir azalma ve çalışma süresinde bir yıllık bir artış hesaplandı. (Sektörel olarak daha fazla fayda ortaya çıkardılar.)

Figueiro’nun ekibinin, ofis çalışanları üzerinde gün ışığı uygulaması yaptığı bir başka çalışmada ise, çalışma saatleri boyunca yüksek düzeyde sirkadiyen-uyarıcı ışık alan çalışanların, daha düşük düzeyde bu ışığa maruz kalanlara göre daha dengeli sirkadiyen ritimlerinin olduğu ve ayrıca depresyon seviyelerinin düşüp uyku kalitelerinin daha iyi olduğu ortaya çıktı.

Figueiro’nun çalışmasında yer alan çalışanların hepsi sirkadiyen sistemi etkilediği kabul edilen ışık uygulamasını ölçmek üzere ayarlanmış bir cihaz taktı.

Genel anlamda ekibinin bulgularına göre, araştırmaya katılan çalışanların yaklaşık yarısı sabahları biyolojik saatlerini uyaracak düzeyde yeterli ışık almıyorlardı.

Oysa neredeyse hepsinin masalarında Illumination Engineering Society’nin tavsiye ettiği aydınlık düzeyi olan 300lx sağlanıyordu. (Karşılaştırma olması için, doğal ışık güneşli bir günde yaklaşık 100.000lx, bulutlu bir günde 10.000lx’tür.)

Çoğu enerji yasalarının yanı sıra bu tip tavsiyeler de genellikle yalnızca görünürlülük, güvenlik ve enerji verimliliği hedeflerine göre hesaplanır. “Enerji yasaları git gide daha sıkılaşıyor,” diyor Figueiro. “Aydınlatma miktarını azaltma yönünde bir eğilim var.” Örneğin, Vulcan’da gün ışığı sensörleri mevcut gün ışığına göre yapay aydınlatmayı otomatik olarak düşürüyor.

Oxford Üniversitesi’nde sirkadiyen sinirbilim uzmanı olan Russel Foster, çalışma ortamına parlak ışık katmanın uyanıklık seviyesini artırdığını, ancak öte yandan diyelim ki işe gidiş gelişlerinizde ya da tuvalette diş fırçalarken maruz kaldığınız ışığa kıyasla bu ışık uygulamasının sirkadiyen saati nasıl dengeleyeceğinin belirsiz kalmaya devam ettiğine dikkat çekiyor.

Çalışmasıyla üçüncü reseptörün varlığına dair ilk kanıtları ortaya çıkaran Foster, “İşe vardığınızda çok geç de olabilir,” diyor.

“‘Vay, muhteşemmiş’ kısmını geçtikten sonra uygulama noktasına gelebilmemiz zaman aldı,” diye ekliyor. “Şimdi artık çok heyecan verici bir aşamadayız. Bir sonraki sıçrama bunun gerçek dünyada işe yarar hale gelmesi olacak.”

Tüm dünyadaki sinir bilimciler, biyologlar, uyku uzmanları ve mimarlar bu sıçramayı yapabilmek için gerekli sorulara cevap bulmaya çabalıyorlar:

Tam olarak hangi yoğunlukta ve renkte ışık –ve ne zaman, nerede, ne süreyle- sirkadiyen saatlerimizin düzgün çalışmaya devam etmesini sağlar? Bu reçete yaş, cinsiyet ve diğer farklılıklarımız açısından ne kadar değişiklik gösterir?

Bu cevapların peşinde koşan bazı bilim insanları kişinin maruz kaldığı ışığı ölçmek üzere tasarlanmış cihazlar kullanıyor.

Diğerleri beynin ışığa tepkisini anlamak için fonksiyonel MRI teknolojisinden faydalanıyor. Öte yandan başka araştırmacılar da hayvan modelleri aracılığıyla karmaşık sirkadiyen çevriminin daha fazla ayrıntısını deşifre etmeye çalışıyor.

Çalışmanın büyük kısmı ışığın karanlık tarafına odaklanmaya devam ediyor. National Toxicology Program (Ulusal Toksikoloji Programı) tarafından toplanan bir uzman panelinin bulgularını özetleyen ve Aralık ayında yayımlanan raporda, geceleri fazla ışığın uykuyu ve biyolojik saatlerimiz tarafından kontrol edilen diğer biyolojik süreçleri bozduğunun altı çiziliyor.

Ancak sorunun sadece geceleri gözlerimizi fazla ışığa maruz bırakmak değil, aynı zamanda gün içinde de az ışık almak olduğu konusunda bir konsensüs durumu söz konusu.

Lockley, Figueiro, Berson ve ondan fazla başka bilim insanı, 2014’te kaleme aldıkları bir çalışmada, aydınlatma tasarımında her iki faktörün de dikkate alınmasını savundu. Ekim 2017’de yayımlanan ve fareler üzerinde yapılan bir çalışmada, bunu gerçekleştirmede başarısız olunması durumunda ortaya çıkacak sonuçların gelecek nesillere de aktarılabileceğine dair imada bulunuyor.

Seattle’da yerleşik bir mimar olan Marty Brennan, çözüm arayışlarına katılan yeni isimlerden biri. Tasarımcıların gün ışığını simüle edebilmesi için bir yazılım geliştirdi.

Yazılımını kendisi de yakın tarihli projeleri olan Seattle’daki Swedish Medical Behavioral Unit’te (İsveç Medikal Davranışsal Birimi) ve Philadelphia Çocuk Hastanesi’nde kullandı.

Bu arada Colorado Üniversitesi’nden Kenneth Wright’ın araştırması, fikrin daha sezgisel yönlerine odaklanıyor. Mart ayında yayımlanan ve okul öncesi çocuklarla ilgili küçük bir araştırmada, uyku öncesi bir saatlik parlak ışığın, uykuyu teşvik eden melatonin hormonunun üretimini neredeyse durdurduğunu buldu. Bu baskılama, ışıkları kapattıktan sonra yaklaşık bir saat daha devam etti. Wright, ayrıca, açık havada birkaç gece kamp yaparak doğal ışığa maruz kalmanın –hiçbir elektronik cihaz olmadan- bedenin sirkadiyen saatini hızla yenilediğini ileri süren 2017 tarihli bir çalışmanın da ortak yazarlarından biri.

Ana fikir: Bilim insanları halen tam isabeti bulamamış olsa da Dünya’nın gece-gündüz çevrimini simüle etmekte daha iyiye gitmekteler. “İş, elektrik ışığında bitiyor,” diyor Brennan.

… devam edecek.

Haber kaynağı: https://undark.org/article/circadian-lighting-human-centric-lighting/