Trendin Arka Yüzü: “Light Emitting Diodes” serisi. Giriş: “Kutuda Yazmayanlar”

Giriş: “Kutuda Yazmayanlar”

Metin: Manas Deniz, LAB.1 

Manas Deniz
Manas Deniz

Çoğumuz, ışığın ve aydınlatmanın insan hayatı üzerindeki etkisinin farkında değiliz. Farkında olanlarımız ise bu etkinin boyutlarından henüz haberdar değil.

Işık ve insan yaşamının ilgi çekici ilişkisi hakkında yıllar boyunca birçok araştırma yapılmış, çok sayıda tez ortaya atılmış, kimisi toplum tarafından kabul edilmiş ve benimsenmiş kimisi ise ya inandırıcılığı yetersiz bulunduğundan ya gündelik yaşamımıza adapte edemediğimizden ya etmeye üşendiğimizden ya da tamamen piyasanın adapte etmemizi istemediğinden, kenara atılmış.

Ancak gerçek şu ki, teknoloji son hızıyla ilerlemeye ve değişmeye devam ediyor ve bu değişim elimizdeki akıllı telefonları, masamızın üstündeki bilgisayarları veya sürdüğümüz arabaları kapsadığı kadar, gün boyu altında oturduğumuz ışığı ve aydınlatma sistemlerini de kapsıyor. Bu değişim ne yazık ki insanların ve hayatlarının temposundan çok daha hızlı gerçekleşiyor. Dolayısıyla da aslında en son model akıllı telefonu satın aldığımızda hissettiğimiz “teknolojiyi ve değişimi takip edebiliyorum” hissi maalesef  bir yanılgıdan fazlası değil çünkü hayatımıza yeni dahil olan teknolojilerin insan üzerindeki etkilerini kavramak için onlara sahip olmak yeterli olmuyor.

Hayatımızın en derinine soktuğumuz ve günlük yaşamımızın bu denli önemli parçaları haline getirdiğimiz tüm bu teknolojilerin bize nasıl davrandıklarının ve onların bu sanal davranış biçimlerinin değişen ve gelişen teknolojiyle nasıl değiştiklerinin ve insan sağlığına nasıl etki ettiklerinin ne kadar farkındayız? Daha kötü haber ise; aydınlatma endüstrisindeki takip edilmesi neredeyse olanaksız olan bu değişimin bir Macbook fabrikasındakinden daha yavaş olmadığı.

Her ne kadar vaad ettikleri ve kapasiteleri akıllı telefonlar ve tabletler kadar karmaşık olmasa da ışık kaynakları ve aydınlatma ürünleri, günlük yaşamımızın büyük bir parçası olduğu kadar teknoloji sektörünün de önemli demirbaşları. Öyle ki, aydınlatma endüstrisi LED (Light emitting diodes) teknolojisinin yükselişi ve gelişimi ile son yıllarda piyasadaki tahtını iyice güçlendirmiş durumda.

Hayatımıza en son çıkan akıllı telefonlar kadar hızlı giriş yapan ve daha ne olduğunu, kullandığımız eski “Edison” veya flüoresan lambalardan ne farkı olduğunu kavrayabilmiş değiliz. Tek bildiğimiz bize söylenen birkaç olumlu söylemden ibaret; daha az elektrik harcadıkları, daha küçük ve daha esnek oldukları gibi. Tıpkı yeni aldığımız akıllı telefonumuzun kamerasının bir öncekinden daha iyi olduğundan emin olduğumuz gibi yeni aydınlatma teknolojilerinden ve bunların faydalarından da oldukça eminiz. Peki ya daha fazlası varsa? İşin arka yüzünde bilmediğimiz bir şeyler olabilir mi? Ya aldığımız ampulün kutusunda onu almadan önce bizi iki kere düşündürecek bir bilgi varsa? Daha korkuncu, ya bizi iki kere düşündürecek olan bilgi kutunun üzerinde yazmıyorsa? 

Sizlerle paylaşacağım bu yazı dizisinde evlerimize, işyerlerimize, metroya, otobüse, arabalarımıza, akıllı telefonlarımıza, bilgisayarlarımıza hatta her gün tırmandığımız merdivenlerin basamaklarına, kısacası günlük aktivitelerimizin geçtiği her alana bir anda bu kadar hızlı dahil olan bu yeni aydınlatma ve ışık teknolojisi, LED lambaların hayatımız ve insan üzerindeki muhtemel etkilerinden ve bu konu hakkında gözümüzden kaçırdıklarımızdan bahsedeceğim.

Altı başlık altında inceleyeceğim bu etkilerin bazılarına çoğumuzun kulak aşinalığı var, bazılarını ise belki de  ilk defa duyuyor ve konuşuyor olacağız. Hochschule Wismar’da “Architectural Lighting Design” yüksek lisans programının üçüncü döneminde daha detaylı bir şekilde araştırma ve açığa çıkarma fırsatı bulduğum bu konu ve yazı dizisi hakkındaki temennim; teknolojiyi kötülemek, yermek veya hayatımızdan tamamen soyutlamayı önermek yerine, farketmediğimiz, bilmediğimiz veya bilmek istemediğimiz birkaç noktaya değinmek, teknolojiden ve LED lambalardan en az hasarla faydalanmak, zararlarını minimize etmek hatta mümkünse bunları değiştirmek adına farkındalık yaratmaya çalışma çabası olarak algılanması olacaktır.

Aydınlatma tasarımının, ışığın, insanların ve bu üçü arasındaki güçlü ilişkinin büyük bir hayranı olan bendeniz, şimdiden yakılacak (veya söndürülecek!) birkaç ampul için kendi adıma hem siz okuyuculara hem de beni bu konuda araştırma yapmaya iten Hochschule Wismar profesörlerine teşekkür eder, iyi okumalar dilerim.

Bölüm 1: “Gerçekçi Yanılsamalar”

Önceki İçerik“Genel Aydınlatma Kapsamında LED Armatürlerin Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” 31.01.2020 tarihi itibarı ile güncellenerek yayınlandı
Sonraki İçerikAydınlatma, Alzheimer hastalığı olan yaşlı yetişkinlerde uyku kalitesi, depresyon ve huzursuzluk sorununa iyi geliyor
Manas Deniz
1994, İstanbul doğumlu Yüksek İç Mimar, Aydınlatma Tasarımcısı, müzisyen. İlköğretimini Doğuş Koleji ve Çevre Kolejinde, liseyi ise İstanbul Kadıköy Anadolu Lisesi’nde tamamlamıştır. Lisans eğitimini, 2012 yılında burslu olarak kazandığı İstanbul Ticaret Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümünden 2016 yılında mezun olarak tamamlamış, hemen ardından uluslararası alanda büyük ölçekli fuar ve stand projeleri gerçekleştirerek Güney Afrika ve Dubai gibi ülkelerde yaptığı işlerle tecrübe kazanmıştır. 2017 Eylül ayında, üniversite eğitiminin başından beri tutkunu olduğu ışık ve aydınlatma tasarımını keşfetmek adına çıktığı yolculukta, Hochschule Wismar’ın Architectural Lighting Design programında yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2019 yazında tamamladığı yüksek lisans eğitimi süresince Hamburg’ta aydınlatma tasarımcısı olarak çalışmış ve Tarihi Anıt ve Binaların Aydınlatılması üzerine yazdığı teziyle Hamburg başta olmak üzere çeşitli Avrupa şehirlerinde tarihi anıtlar üzerine aydınlatma tasarımı çalışmaları ve analizleri yapmıştır. Tarih ve edebiyat ile ilgilenmekte, şiir ve müzik alanlarında çalışmalar yapmakta ve 2019 Eylül ayından beri LAB1 Lighting Design & Consultancy firmasında aydınlatma tasarımcısı olarak çalışmaktadır.