Mavi ışık: Ergenlik döneminde bir tehdit mi?

PLDBlueLight
Elektronik cihazların yaygın parlaklığı iyi bir gece uykusunu engelliyor olabilir. Ailelerin okula giden çocuklarını erken vakitte uyandırmaları gerektiği için bu olgu şu anda kısmi olarak fark edilebilir durumda. Yetişme dönemindeki çocuklar sabah erken kalkmakta zorlanıyorlar. Gece yaşayan hayvanlar için karanlık vakti onların aktif olmalarını destekliyor. Ancak insanlar gibi gündüz yaşayan canlılar için karanlıkta melatonin hormonu uyku zamanının geldiğini işaret ediyor.

Amerika’da çocukların odasındaki lambalar geceleri kapatılırken tabletler, akıllı telefonlar, bilgisayar ekranları genellikle gece boyunca açık kalıyor. Bu cihazlar tüm renkleri yayıyor ancak içlerinde yer alan mavi renk, özellikle ergenlik dönemindeki çocukların uykularını tehlikeye sokuyor. Mavi ışık, gece zamanıyla ilişkili olan melatonin hormonunun salgılanmasını engelliyor.

Beynimizdeki “pineal gland” (Beynimizde nohut tanesi büyüklüğündeki bir organ) organı, normal yatma zamanımızdan birkaç saat önce melatonin salgılamaya başlar. Bu hormon bir uyku ilacı değildir ancak uyanık olmayı azaltır ve sizi uykuya hazırlar. Bunun yanında ışık -özellikle mavi olan- beynimizin bu noktasının melatonin salgılaması engeller ve uyku güçlüğü çekmemize neden olur.

Bunun için direkt olarak televizyona ya da bilgisayar ekranına bakmanız gerekmez: Eğer yeteri kadar mavi ışık gözünüze değiyorsa, pineal-gland melatonin salgılamayı bırakabilir. Bu yüzden bir tabletle ya da laptop ile yatağa girmek uzun ve kaliteli bir uykuyu zorlaştırır. Özellikle ergeklik çağındaki çocuklar bu konuda yetişkinlerden daha fazla etkilenir.

Ergenlik boyunca, fiziksel ritmimiz değişim gösterir ve çocuklar geceleri kendilerini daha uyanık hissetmeye başlarlar. Yatmadan önce televizyonda gezinmek ya da bilgisayar oyunları oynamak, sabah 6 gibi erken bir saatte kalkmaları gerektiği halde, uyumalarını güçleştirir.

Peki bu durumda sonuç ne oluyor? Cevap şu: Birçok çocuğun çoğunlukla tükettiği kafein içeren içeceklere rağmen, ayakta kalmaya çalışan sersemlemiş öğrenciler…

Harvard Tıp Okulu’ndan Steven Lockley konuyla ilgili şunları söylüyor: “Yetişme çağındaki çocukların hepsi ışığa maruz kalmayla ilgili aynı riske sahiptir ancak sistematik olarak da uykudan yoksunlar. Çünkü toplum onların doğal fiziksel saatinin aksine hareket ediyor. Bu yaşlardaki bir çocuğa 7’de kalk demek bana 4’te kalk demeye benziyor”

Uluslararası Uyku Vakfı’nın 2014’te yaptığı bir ankette katılımcı ailelerden çocuklarının günlük olarak uyuma saatleri hakkında bir tahminde bulunmaları istendi. Ankete katılan ailelerin yarısından fazlası 15-17 yaş arası çocuklarının günde 7 veya sadece birkaç saat uyuduklarını söyledi. (Bu yaşlardaki çocuklar için 8-10 saat uyku öneriliyor.) Ayrıca bu çocukların %68’inin gece boyunca TV, video oyunu, bilgisayar ya da benzeri bir elektronik cihazı açık tuttukları da ifade edildi.

Ailelerin verdiği bilgilere dayanarak edinilen sonuçlarda 6-17 yaş arası, geceleri elektronik cihazları kapatarak uyuyan çocukların uyku kalitesinin daha yüksek olduğu saptandı. Bu çocukların %45’i mükemmel derecede kaliteli bir uyku uyurken elektronik cihazları açık olarak uyuyan çocuklarda bu oran sadece %25.

Troy, N.Y.’deki Rensselaer Politeknik Enstitüsü’nden ışık araştırmacısı Mariana Figueiro: “Ergenlik çağındaki çocukların erken saatte yatma konusunda sorun yaşadığı bilinir ve hepsi bu süreçten mutlaka geçer” diye konuşuyor.

Figueiro, ışığın insan sağlığını nasıl etkilediğini araştırıyor ve en son çalışmasında hangi cihazların uykuyu etkileyecek yoğunlukta mavi ışık yaydığını inceliyor. Bilgisayar ekranına bakan ergenleri ve yetişkinleri kıyasladığında Figueiro; genç grubun ışık duyarlılığı karşısında oldukça etkilendi. Çalışmasında yer alan genç gruptaki kişiler yetişkinlerin maruz kaldığı ışığın “onda birine” maruz kalmalarına rağmen diğer gruba göre çok daha az melatonin salgıladı.

Figueiro başka bir deneyde, iki saat boyunca oldukça yüksek parlaklıkta iPad’leriyle çalışan yetişkinleri araştırdı. Aldığı salya örneklerinden melatonin seviyelerini ölçtü. Bir saat boyunca bu şekilde iPad ile çalışan yetişkinlerde çok fazla bir değişiklik yoktu. Ancak bu süre iki saate eriştiğinde melatonin salgılanması engelleniyordu. Bu yüzden şu anda özellikle ergenlik döneminde olanlar üzerinde dursak da yapay ışığın hepimizin fiziksel ritmini etkilediğinin farkına varmalıyız.

Lockley: “Şunu unutmamalıyız ki karanlık çöktükten sonraki bütün ışıklar artık doğal değildir.” diye konuşuyor.

2013 yılında yapılan bir çalışmaya göre, Rocky Dağları’nda 1 hafta kamp yapan ve elektronik cihazlar kullanmadan sadece doğal ışığa maruz kalanların fiziksel ritimlerinin güneşin doğuşuna ve batışına göre çalıştığı görüldü. Sadece 8 kişi olmasına rağmen, kamp yapanların hepsi aynı şekilde tepki gösterdi.

Yani ışık bir işaret gibi hizmet ediyor ama nasıl? Uzun zamandan beri bilinen bir gerçek var ki gözümüzdeki retina bölümü iki tip ışık sensörü, foto alıcısı içeriyor: Rodes ve Cones. Cones’lar renkleri görmemizi sağlarken ultra hassas Rod’lar gece görüşümüz, hareket algılama ve periferik görüntü için kullanılıyor. Ancak şaşırtıcı bir şekilde hiçbiri ışık ve karanlığı saptamak ya da fiziksel ritmimizle senkronizasyon için vücudun öncelikli olarak kullandığı araçlardan değil.

Gözümüzde bir diğer sensör 2002 yılında keşfedildi. ipRGCs adı verilen bu hücreler, göreceli olarak ham alıcılar olarak nitelendiriliyor. Düşük seviyelerdeki ışığı toplayamıyorlar -örneğin kısılabilen gece ışığını- ancak yavaş yavaş da olsa ışık değişimlerini işaret ediyorlar.

Onlar vücudun fiziksel ritmine atmosfer ışığı bilgisini gönderen bir yol gibiler. Bu saat pineal gland noktasının başlamasını ya da melatonin yayılımının durmasını sağlıyor. ipRGCs hücreleri mavi ışığa en duyarlı sensörler. İşte bu yüzden uyku için mavi ışığın gerçekten negatif bir etkisi var.

Tabletlerdeki mavi ışığın zararlı etkilerine karşı Figueiro ve Lockley ücretsiz bir aplikasyon olan F.lux’u öneriyor. Bu uygulama ekranınızdaki renkleri gün batımında otomatik olarak daha sıcak hale getiriyor. Gün doğuşunda ise renkleri normal haline döndürüyor.

Eğer gözleriniz ve cihazınızın ekranı arasına biraz mesafe koyarsanız ışık yayan ekranlar geceleri fiziksel ritminizi etkilemeden de kullanılabilir. Diğer bir değişle tabletinizi normalde olduğundan daha uzakta tutmanızın ya da laptopunuzda, telefonlarınızda parlaklık seviyesini düşürmenizin de yararı olacaktır.

Ancak ergenlik çağındaki okula giden ve erken kalkmak zorunda olan çocuklar için bu da sorunu tam anlamıyla çözmüyor. Lockley onların değişen vücut ritimlerini göz ardı eden ders başlama saatlerini son derece olumsuz buluyor.

Şu anda tüm bu verilere rağmen sadece bir avuç kadar şehirde okulların başlama saatleri 8.30 ve sonrası olarak değiştirildi. Şubat ayında yayınlanan Minnesota Üniversitesi’ndeki bir araştırmada araştırmacılar 8 okulda 9.000 öğrenci üzerinde bir çalışma yaptılar. Çalışmanın verilerine göre; bu saat değişikliği ile birlikte sınavlarda başarının yükseldiği, devamlılığın arttığı ve araba kazalarında da azalma olduğu tespit edildi.

Virginia’daki Fairfax ilçesi şu anda liselerde başlama saatini 8:00’dan sonraya alma konusu üzerinde düşünüyor. Maryland, Montgomery ilçesi de bu konu üzerinde tartışıyor ancak henüz bir karara varılmadı.Geçen hafta Amerikan Pediyatri Akademisi orta okullarda ve liselerde derse başlama saatlerinin 8:30 veya sonrasında olması gerektiğine dair yazılı bir açıklamada bulundu. Bu açıklamanın önde gelen yazarlarından Pediyatrist Judith Owens daha geç başlayan ders saatleri uygulamasının yetişme çağındaki çocukların ihtiyaç duydukları uykuyu almalarını sağlayacağı ve depresyon, obezite gibi rahatsızlıkların riskini azaltacağını ifade etti.

Lockley konuyla ilgili şunları da ekledi: “Uyku öğrenme, hafıza, beyin gelişimi, sağlık açısından önemli. Bizler sistematik olarak uyku yoksunu çocuklarız. Beyniniz gelişmeye devam ederken öğrenme için bundan daha kötü bir sistem kuramazsınız. Amerikalılar’ın çoğu erken kalkanların daha başarılı insanlar olduğuna ve az uyumayı öğrenebileceklerine inanıyor olabilirler. Ancak bu kavram ne doğru ne de sağlıklı. İnsanların uykusuz yaşamalarını öğretebilecek bir eğitim yok. Bu insanları yemeksiz yaşamaya alıştırmaya çalışmak gibi bir şey”

Yazı: Meeri Kim

Fotoğraf: Sam Diephus/Getty Images

Haber kaynağı: http://www.washingtonpost.com/national/health-