Yazı Dizisi – 3 : Full Spektrum ışığın tedavi amaçlı kullanımının sağlığımıza faydaları

Metin: Dr. Mercola

Işık Tedavi Bilimi
1910’da Kellogg “Işık Tedavi Bilimi” isimli bir ders kitabı yayımladı. Zamanın sınavından geçmiş bu çığır açıcı çalışma, bugün de o zamanki kadar değerli ve devrimcidir; hele de kaybettiğimiz ve bugünlerde yeniden keşfetmekte olduğumuz bütün o bilgileri düşünürsek. Kitabı buradan ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Yüzyıldan fazla bir zaman önce Kellogg’un neler yaptığını görmek için muhteşem bir okuma.

“Bu kitabı fototerapiyle ilgilenen herkese gerçekten tavsiye ederim, çünkü bu temel bir bilgi. Güneş ışığı, morötesi ışık, görünür ışık, yakın kızılötesi, soğuğun ve ısının kullanımı hakkında bilmeniz gereken her şey John Harvey Kellogg’un bu kitabında,” diyor Wunsch.
“Bana göre, spektrumun farklı kısımlarındaki ışığın, organizmayla nasıl etkileşime geçtiğini anlamak istiyorsanız hala okumanız gereken ilk kitap budur. Gayet sistematik bir yapısı var … Örneğin, herkes sizi güneş yanığı olmamanız için uyarır, oysa antibiyotik öncesi dönemde tıp doktorları bazen hastayı tam aksine yönlendirebiliyordu … Bu noktada güneş ışığı tedavi seçeneklerinden biriydi.

“Bunu bugün tavsiye edecek değilim, ancak Kellogg güneş yanığının dört farklı evresini detaylarıyla tanımlıyor. İlk söylediği şey, ‘Güneş yanığı bir yanık yarası değildir. Yanık yarası derhal ortaya çıkar. Güneş yanığı ise birkaç saat gecikmeli olarak görünür.’
“Günümüzdeki reaktif oksijen türleri hakkında hiçbir şey bilmiyordu, ama anında ortaya çıkan ısı kaynaklı yanıkla güneş yanığında görülen bir çeşit fototoksik reaksiyonun arasında kesinlikle büyük bir fark olduğunu net bir şekilde açıklıyordu.

“Güneş yanığının dört farklı evresini, birden dörde kadar ayırarak tanımladı. 4; su kabarcıklarıdır, 1; ise sadece hafif kızartı. Antibiyotiğin olmadığı o günlerde, belli bir hastanın sağlık gelişiminin yönünü değiştirmek amacıyla bazen kasten ikinci veya üçüncü derece kızartıyı teşvik etme yoluna gidebiliyorlardı.”

Ameliyatta Helyoterapi (Heliotherapy)
İsviçreli bir cerrah olan Dr. Oscar Bernhard, ameliyat esnasında bile helyoterapiyi (yani güneş terapisi) kullandı. Aslında Bernhard, Finsen’in bu yöntemi resmen başlatmasından ve yaygınlaştırmasından önce güneş ışığını kullanıyordu.

19. yüzyılın sonlarında, insanların kırlardan şehirlere taşınmaya başlamasıyla raşitizm ve tüberküloz oranlarında artış olduğu açıktı. Bunun güneş ışığının olmamasıyla bir ilişkisi olduğu gittikçe daha fazla netleşiyordu.

Davos yakınlarındaki İsviçre dağlarında yaşayan ve çalışan Bernhard, yarayı kapatmadan hemen önce, cerrahi müdahalede bulunduğu hastalarını 10-15 dakika kadar doğrudan güneş ışığı altında tutuyordu. Bunun, belirgin bir şekilde yaraların iyileşmesini hızlandırdığını fark etmişti.

1905 yılında hastalarını güneş ışığı kullanarak tedavi etmeye başlayan bir diğer İsviçreli “güneş doktoru” da Dr. Auguste Rollier’di. 1930’larda ve 40’larda İsviçre’de 40 farklı hastanede koşturuyordu.

“Rollier yalnızca helyoterapi kullandı,” diyor Wunsch. “Yapay ışığın işe yaramayacağına, güneş ışığının daha üstün olduğuna inanıyordu. O günlerden 1950’lere kadar Rollier helyoterapinin ustasıydı … 20. yüzyılın başından ortalarına kadar, 50 yıldan fazla bir süre boyunca hastalarını [helyoterapi ile] tedavi etti …

“Çok becerikli bir şekilde sadece güneş ışığından değil aynı zamanda bütün diğer seçeneklerden de faydalanan, müzik ve bir çeşit fizyoterapi ya da çalışma terapisi kullanan holistik bir doktordu. İcat ettiği birçok farklı aletle hastalar yataklarında yatarken çalışıp üretken olabiliyordu …

“Bu, İsviçre’de tüberküloz tedavisi gören biri için çok önemliydi çünkü orada hasta olarak bulunmak oldukça masraflıydı … Çok iyi sonuçlar alıyordu –günümüzdeki beş aşamalı antibiyotik kürüyle yaptığımız tüberküloz tedavisinden beklentilerimizle karşılaştırınca çok daha iyi sonuçlar.”

UV ışığın doğrudan pek çok mikrobu öldürdüğünü ve UVB ışınlarının özelikle bedeninizde D vitamini üretimine yardımcı olduğunu düşününce, bu pek de şaşırtıcı değil. Aslında D vitamini, UVB radyasyonuna maruz kalmanın biyolojik markörüdür. Yeterli derecede maruz kaldığınızda D vitamini düzeyiniz yükselir.

D Vitamini destekleri neden güneşin yerini tam olarak tutmaz?
Günümüzde çoğu kişi basit bir şekilde D vitamini desteği alma yoluna gidiyor, ancak oral bir destekten, UVB ışınlarından aldığınız aynı faydayı elde edeceğinize inanmak saflık.

Bedeniniz güneş ışığına tepki olarak D vitamini üretmek üzere tasarlanmıştır, oral olarak aldığınız bir desteğe değil. D vitamini desteği almayın demiyorum. Yeterli güneş alamamanız durumunda en iyi seçenek bu olacaktır. Ancak hedef, bir hap yutarak D vitamininizi yükseltmek olmamalı. Wunsch’un da açıkladığı gibi:

“Oral olarak D vitamini aldığınızda, sisteminize çevrede çokça UV olduğu sinyali gider. Bu da uygun olmayan süreçlerin bile başlamasına neden olabilir çünkü cildiniz aslında buna maruz kalmamıştır. Güneşe maruz kalabilen bir cilt tipiniz varsa, sanırım en iyisi bu doğal metabolik yolu tercih etmeniz (yani güneşlenmek). Çünkü o zaman, [aksi halde] yerine getirilemeyecek olan koordineli, uyumlu aksiyon metabolik yollarınız olur.

“Halen belirsiz olan bir diğer mesele de oral olarak alınan D vitamininin, ona ihtiyaç duyulan cilt katmanlarına, keratinosid katmanına gerçekten ulaşıp ulaşmadığı. Katelisidin, ciltte D vitamini etkisiyle üretilen bir madde. Organizmanın mikroplarla savaşmasına yardımcı olur. Helyoterapi ve UV terapisinin tüberküloz tedavisinde bu kadar etkili olmasının nedenlerinden biri de bu olabilir.”

Haber kaynağı: https://articles.mercola.com/sites/articles/archive/2017/02/05/therapeutic-use-of-full-spectrum-light-improve-health.aspx