Yazı Dizisi – 2 : Full Spektrum ışığın tedavi amaçlı kullanımının sağlığımıza faydaları

Metin: Dr. Mercola

Hastalıkları ışıkla iyileştirmek
1897’de, hayatının ikinci yarısını ABD’de yaşayan bir Hintli olan Dinshah Ghadiali, Babbitt’in talimatlarını kullanarak bir hastasının hayatını kurtardı. Hastanın, enflamatuvar bir bağırsak hastalığı olan koliti vardı. “Işık ve Renk İlkeleri”ni okumuş olan Dinshah, çivit mavisi ışığın kusmayı durdurabileceğini ve hastalık sürecini kıracağını öğrenmişti.

Bu, kromoterapide yeni bir sayfa açtı ve Dinshah sistemini kamuya sunmadan önce 23 yıldan fazla renkli ışıkla deneyler yaptı. 19. yüzyılın sonlarında yaşayan bir diğer kromoterapi öncüsü de Danimarkalı Niels Ryberg idi. Negatif ve pozitif fototerapi arasındaki farkı koyan ilk kişi o oldu.

Çiçek hastalarını iyileştirmek için çok özel bir kızıl ışık kullandı. Spektrumun kısa dalga boyu kısmını, özellikle de morötesi, mor, çivit mavisi ve maviyi çıkartıp ışık spektrumunun daha uzun dalga boylarını bıraktı.

“Odanızı tamamen kırmızıya boyar, kırmızı perdeler asar ve kırmızı kumaşlar kullanırsanız, maviyi yüzde 100 elimine edeceğinizden yüzde 100 emin olabilirsiniz. Kısa dalga koyu kısmı, mavi ve çivit mavisi çiçek hastalığına sahip hastalardaki enflamatuvar tepkinin nedeniydi,” diye açıklıyor Wunsch.

“Finsen… negatif fototerapiyi yeniden keşfetti; bu, hastalığın gelişimini hızlandıran spektrumun belli kısımlarının elimine edilmesi anlamına geliyordu… Bu gözlem –yani spektrumdaki kısa dalga boyunun çiçek hastalığının enflamatuvar reaksiyonunu çoğaltacağı- onu ışığın bir tahrik unsuru olarak görev gördüğü fikrine yönlendirdi. Işık, enflamatuvar reaksiyon üretebiliyordu. Çiçek hastalığı için bu bir sorundu. Ama onun aklında tüberküloz tedavisi vardı.

“Tüberküloz tedavisinde, dokuda enflamasyon yaratabilirse, o zaman bedenin kendini iyileştirebileceğini düşünüyordu. Sonunda şunu geliştirdi: pozitif fototerapi, yani tam da önceden spektrumun dışarıda bırakmak istediği kısmını üretti. Kısa dalga boyu kısmını kullanmak tüberkülozu çok başarılı bir şekilde tedavi edebilmesini sağladı, özellikle de ciltte. Fikri, elektrik ışığını kullanmaktı…

1890’ın sonlarında, Kopenhag’da Finsen Enstitüsü’nü kurdu ve tüm dünyadan tüberküloz hastalarını başarıyla tedavi etti. 1903’te Nobel Fizyoloji Ödülü’nü aldı. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki en önemli kişilerden biriydi.”

Fototerapi modern bir tedavi haline geliyor
Finsen’in çalışması devam eden on yıllar boyunca fototerapinin gelişimini hızlandırdı.

1900’den 1950’ye kadar fototerapi, tıpta modern bir terapötik müdahale idi. Unutmayın ki Finsen, farmakolojik ilaçların ortaya çıkışından yaklaşık 50 yıl önce tüberkülozu etkin bir biçimde tedavi etmişti. Işık terapisinden önce gerçekten de tüberkülozun hiçbir tedavisi yoktu. Tüberküloz, tedavisi çok zor olan ve çok yavaş ilerleyen bir organizmadır.

Günümüzde hastalar sıklıkla çoklu ilaç tedavisi ile iyileştirilir.

Işığın tüberküloz tedavisinde işe yaramasının nedeni, UV ışığının antiseptik özelliğidir. Kıyafetlerinizi kurutmak için dışarıya asmanın faydalı olmasının nedenlerinden biri de budur. Çamaşırlarınızı güneş ışığına maruz bıraktığınızda bakteriler, virüsler ve çarşaflarınızı ve kıyafetlerinizi kirleten diğer mikroplar ölür.

Güneşin sunduğu ışık terapisinden fiziksel olarak faydalanmanın en kolay yolu, çıplak cildinizi düzenli olarak, en iyisi her gün, güneşe maruz bırakmaktır. Çoğu insan yüz ve elleri hariç bedenini pek güneşe açmaz. Gerçekten de burada belirtmek istediğim en önemli noktalardan biri, güneş ışığına maruz kalmamanın sağlığınız için bazı çok ciddi olumsuz etkilerinin olabileceği.

19. yüzyılın sonlarında, Dr. John Harvey Kellogg kızıl ve yakın kızılötesi ışınları (parlak ısı ışınlarını) kullanarak fototerapötik bir yöntem keşfetti. Battle Creek Sanatoryumu’nu kurdu ve burada daha 1876’da hastalara helyoterapi uyguladı. 1891’de, akkor flamanlı lambanın keşfinden kısa süre sonra, bir hastaya akkor ışık banyosu uyguladı. Takip eden iki yılda binlerce hastayı bu ışıkla tedavi etti.

Kellogg, akkor flamanlı ışık banyo sistemini, 1893’te Chicago’daki dünya fuarında sergiledi. Burada Alman kimyacı Dr. Willibald Gebhardt’ın ilgisini çekti. Gebhardt, Kellogg’u Battle Creek Sanatoryumu’nda ziyaret etti ve sistemi öğrenip teknolojiyi Berlin’e de taşıdı.
Takip eden birkaç yıl içinde Gebhardt tüm Almanya’da yüzlerce ışık enstitüsü kurdu ve sedef hastalığı ile gut ve romatizma ile bağlantılı ağrıları tedavi etti. Bu enstitüler o kadar başarılıydı ki tıp dünyası için tehdit haline bile geldi çünkü doktorlar, insanların bu ışık enstitülerinde aldıkları otomedikasyondan daha fazla bir destek sağlayamıyordu.

Haber kaynağı: https://articles.mercola.com/sites/articles/archive/2017/02/05/therapeutic-use-of-full-spectrum-light-improve-health.aspx