Ultraviyole ışınlarla sterilizasyon çocuk oyuncağı değil!

Metin: Kağan Fırat, Elektrik Mühendisi & Aydınlatma Danışmanı

Virüsten korunalım derken

Aydınlatma ve aydınlatma sektörü ilginçtir. 25 yıldır bu sektörün emekçisiyim. Çeşitli pozisyonlarda birçok firmada görev yaptım. Farklı dönemlerin farklı fırsatları hep değerli olmuştur sektörde. Bazen düşünmeden üstüne atlanan fırsatlar firmaları kriz dönemlerinde bile büyütebilmiştir. Büyüme mühim; ama göremediğimiz bir virüs, bizi evde kalmaya ve büyümenin yavaşlayabileceğine iknâ ediyor. Kendi sağlığının da ötesinde, başkalarının sağlığı; yani halk sağlığı. 

Şu anda da aydınlatma üreticileri için yine böyle bir fırsat var: UV-C ışınlarla virüs temizleme!

Slogan net: “Kimyasallarla uğraşmayın, yakın ışığı gitsin virüsler, bakteriler, küfler!” Bu, yeni bir teknoloji de değil üstelik. Satılmaya çalışılan ürünlerin içerisinde LED’in yanı sıra, daha eski teknoloji olan flüoresan ya da daha genel tanımıyla civa buharlı lamba teknolojisiyle karşılaşabiliyorsunuz. 

Hayatımızın bir yerinde bu çözümler zaten kullanılıyor. İçine koyduklarımızı sterilize eden ve UV-C ışık kaynağı gizlenmiş set üstü fırın gibi cihazları hastanelerde, kliniklerde veya kişisel bakım yaptırdığımız salonlarda hepimiz görmüşüzdür. Bu, laboratuvar tipi bir donanımdır ve belli prosedürlerle kullanılması gerekir.

Bugün, yaşadığımız Covid-19 salgını sırasında, büyük büyük Ar-Ge’leri hatta Ar-Ge merkezi teşvikleri olan firmaların ürettiği ve “Sizi virüsten kurtarıyoruz!” diyerek pazarladığı ürünler aslında aynı sterilizasyon teknolojisine sahip. Farkı şu; bu yeni ürünler, genel sterilizasyon lambalarının aksine lambası açıkta, yani ışınları görebileceğiniz tasarımlar. Piyasada bulabileceğiniz çoğu sterilizasyon armatürü önünde bir siperlik vardır ve siperlik kalkınca lambayı söndüren emniyet tertibatları bulunur. Tabii ışın, görmediği yeri temizleyemiyor; dolayısıyla ışığın görünür olması şart. Ama sorun şu ki bu iştahlı pazarlama esnasında kimse, bu ışınların altında kalmamanız, bu ışınlara bakmamanız gerektiği konusunda sizi uyarmıyor. Cihazın gücüne ve sizin cihaza mesafenize göre 3 saniye maruz kalmak bile zarar görmenize sebep olabilir.

Pazarlamaya alet edilen birtakım görseller de var. Bunların çoğu, Çin’deki uygulamalardan alınmış. Toplu taşıma araçlarının dezenfeksiyonu için cihazların nasıl kullanıldığı ve salgını önlemede bunun önemi anlatılıyor. Bazıları ise fotoğrafların manipülasyonu ile elde edilen aslında olmayan görüntüler, yani aldatmaca. Tek anlatılmayan ise, UV ışınlara doğrudan maruz kaldığımızda ya da baktığımızda başımıza gelebilecekler. 

Ürünlerin yaşam alanlarımızı temizleyeceği söyleniyor. Yaşam alanı çok geniş bir kavram; evimiz, aracımız, iş yerimiz, kamusal alanlar, toplu taşıma gibi aklınıza gelebilecek tüm alanları ve fazlasını kapsıyor. Peki, bu yaşam alanlarını nasıl temizleyeceğiz?

Pazarlanırken öne sürülen argümanlar, mekânın ortasına yerleştirilen bir UV-C cihazının ya da cihaz gruplarının gücüne göre çeşitli büyüklükte ortamları temizlediği; hatta bir süre de steril kalmasını sağladığı. Misal, aşağıdaki görsellerden birinde bir hangar alanı UV-C cihazlarla donatılmış ve bir otobüs sterilize ediliyor. Ya da bir yatak odasında komodin üzerinde bir cihaz odayı temizliyor. Sanırsınız temizlik robotu, hani şu dolaşıp çaktırmadan her yeri temizleyenlerden.

Fakat durum maalesef öyle değil. Odanın ya da alanın içinde bu cihaz çalışırken hiçbir canlının bulunmaması gerekiyor. Yani bir köpeğiniz ya da kediniz varsa bu cihazdan çıkan ışınlar ona zarar verebilir. Ya da siz o ortam içinde bulunuyorsanız zarar görebilirsiniz. Berber makası, tarağı; doktor bistüriyi, steteskopu; diş hekimi aynayı, kerpeteni bu cihazların içine koyduktan sonra kapağını kapatır ve cihazı sonra çalıştırır. Sterilizasyon işlemi bitince, cihazı durdurur ve kapağını açar. Pazarlanan ürünlerde ise durum biraz farklı. Sakınımsız etrafına 360o ya da aşağıya 180o ışık yayan cihazlar öneriliyor, gösteriliyor. Yani çalışır vaziyetteyken ışınlardan kaçma şansınız yok. Kaldı ki bildiğiniz anlamda bir ışık da yok! Üretilen ışığın çok küçük bir kısmı görünür ışık bandında, gerisi göremediğiniz ama size ulaşan ışık ışınları.

Burada UV-C nedir, kısaca tanımlayıp geçelim.

https://www.lighting.philips.com/main/products/special-lighting/uv-purification

Işık, farklı dalga boylarına sahip bir fiziksel büyüklük. Kabaca 400-700 nanometre arasını gözümüz görüyor. 700 nm üzerini ısı olarak hissedebiliyoruz ama gözümüz sıcaklığı ışık olarak göremiyor, termal kameralara ihtiyaç duyuyoruz bu ışınları gözlemlemek için. 400 nanometre altı ise mor ötesi (ultraviyole) ışınlar. A-B-C diye sınıflandırılıyor. En yüksek enerjili olan C, 100-280 nanometre aralığı UV-C olarak tanımlanıyor. Bu ışık bandı yapay kaynaklarla üretildiği zaman çoğunlukla sterilizasyon için kullanılıyor. Su, hava ya da yüzey sterilizasyonu bunlardan bazıları. (Su ve hava, doğrudan değil devr-i daim sistemi içinde gizlenmiş UV-C bölümlerinde temizleniyor. Yani ortada gördüğünüz bir lamba yok, klima sistemi içinde bir yerde ya da havuz devr-i daimi içinde bir pompada akış esnasında temizleniyor.) A ve B ise daha farklı ihtiyaçlar için üretilen cihazlarda kullanılabiliyor. Örneğin seralarda arıların yolunu bulabilmesi ve polenlerin tozlaşmasının sağlayabilmek için UV ışınlar gerekli ya da bronzlaşma cihazlarında kışın da esmer tenli olabilmek için. 

Tüm bu ışık bandı güneşten de geliyor. Yeryüzüne en az ulaşan UV-C. Atmosfere girerken ozon tabakasında büyük bir kısmı emiliyor. Güneşten tenimize ulaşan UV ışınlar bu sebeple büyük oranda zararsız seviyede; ancak maruz kalma süresine göre yaz döneminde cilt yanıklarına sebep olabiliyor. Ya da kışın kayak yapanların çokça yaşadığı kar körlüğüne sebep olabiliyor. Yapay olarak ürettiğimiz ışık ise tamamen özel ihtiyaçlarla üretildiği için gücünü kullanılacağı saha belirliyor ve güneş gibi uzak bir kaynaktan ve yayınık bir ışık dağılımından bahsetmiyoruz. Bir kutu içinde ya da bir oda içinde kullanılan ürünlerle doğal olan ve güneşten gelen UV ışınları birebir karşılaştırmak doğru değil.

Bu girişten sonra, görebileceğimiz zararlara gelelim. Öncelikle tehlikeli bir salgından sakınırken, başka bir hasara, üstelik kalıcı bir hasara sebep olmak istenmeyeceğini kabul edelim. Bu ancak bilimsellikten uzak bir bakışın ve yaklaşımın göstergesi olabilir. Daha da açık söylemek gerekirse bu, kâr kaygısıdır, fırsatçılıktır. Buna düşmekten kaçınmak şart. 

Çernobil Nükleer Santrali’nde kaza yaşandığı zamana geri dönmek, hafızamızı tazelemek yararlı olabilir. Çernobil faciası sonrası elde kalan çay stoklarını eritmek isteyen üst düzey birtakım görevliler, çay içerek kampanya yapmıştı. Aynı yaklaşımları son dönemde dünyada klozet kapağı yalayarak tekrarlayanların çoğu şu an hasta. Karadeniz bölgesinde kanser vakalarının artışının Çernobille ilgisi bugün artık bilimsel olarak kabul edilse de o dönem stokta çay kalmaması birilerinin günü kurtarmasına yaramıştır sanırım. UV-C sterilizasyon cihazı ya da lambasını üreterek bu dönemde de ticari faaliyetini sürdürecek olan firmalara sadece “Sorumluluk gerektiren bir cihaz ürettiğinizin ya da sattığınızın farkında olun!” denmesi gerekiyor. Yoksa zamanın akışında bir yerde zaten fark ediyoruz durumun vehametini.  

Önce UV ışınlarla ilgili bazı kurumların web sitelerinde yer alan açıklamalara bakalım:

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) bir parçasıdır. Başlıca amaçlarından biri kanserin nedenlerini belirlemektir. Mevcut verilere dayanarak, IARC aşağıdaki tespitleri yapmıştır:

i. Güneş radyasyonu insanlar için kanserojendir.

ii. UV yayan bronzlaşma cihazlarının kullanımı insanlar için kanserojendir.

iii. UV radyasyonu (UV-A, UV-B ve UV-C dahil) insanlar için kanserojendir.

UV radyasyonu 3 ana gruba ayrılır:

UV-A: UV ışınları arasında en az enerjiye sahiptir. Bu ışınlar cilt hücrelerinin yaşlanmasına ve hücrelerin DNA’sında dolaylı hasara neden olabilir. UV-A ışınlarının esas olarak yaşlanma gibi uzun süreli cilt hasarlarıyla ilgisi olabilir, ancak bazı cilt kanserlerinde de rol oynadığı düşünülmektedir.

UV-B: UV-A ışınlarına göre biraz daha fazla enerjisi vardır. Deri hücrelerindeki DNA’ya doğrudan zarar verebilirler ve güneş yanıklarına neden olan ana ışınlardır. Cilt kanserlerinin çoğuna neden oldukları düşünülmektedir.

UV-C: Diğer UV ışın türlerinden daha fazla enerjiye sahiptir. Neyse ki, yüksek enerjisi nedeniyle, atmosferde yüksek ozon ile reaksiyona girerek yeryüzüne ulaşamamaktadır. Bu nedenle doğal UV-C cilt kanseri için bir risk faktörü değildir. Ancak UV-C ışınları ark kaynağı torçları, cıva lambaları (flüoresan lambalar) ve bakterileri ve diğer mikropları (su, hava, yiyecek veya yüzeylerde) öldürmek için kullanılan UV-C dezenfektan lambaları gibi insan yapımı kaynaklardan da gelebilir. (https://www.cancer.org/cancer/cancer-causes/radiation-exposure/uv-radiation.html)

Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı bir kuruluş UV ışınları hakkında yukarıdaki saptamaları yapıyor. 

Bir üniversitenin laboratuvarlarında kullanılan UV-C sterilizasyon lamba sisteminin kullanım prosedüründen yapılan alıntı ise görebileceğiniz hasarlara odaklanmış ve bu cihazların ışınlarına maruz kalabileceğiniz ortamlar için uyarılar yapılmış. 

Cilt Hasarı

UV radyasyonu (ışınları) ciltte eritem (cilt altı kılcal damarların kanaması sonucu ciltte kızartı şeklinde beliren lezyon) adı verilen bir fotokimyasal reaksiyon başlatabilir. Bu “güneş yanığı” oldukça şiddetli olabilir ve sadece birkaç saniye maruz kalmanın bir sonucu olarak ortaya çıkabilir. Kömür katranı ürünleri, bazı gıdalar (örneğin, Kereviz kökü), bazı ilaçlar ve fotoallerjenler gibi ajanlar tarafından duyarlılığı artmış ciltler için etkiler daha fazla olabilir. UV radyasyonuna sürekli maruz kalan cilt için erken cilt yaşlanması, kırışıklıklar ve cilt kanseri riskinden söz edilebilir.

Göz Hasarı

UV radyasyona (ışınına) maruz kalmak gözün dış koruyucu tabakası olan korneaya zarar verebilir. Fotokeratit ya da halk arasındaki tabirle kar körlüğü, korneada UV radyasyona bağlı lezyonların neden olduğu ağrılı bir iltihaplanmadır. Semptomlar, gözde iki güne kadar sürebilen bir batma hissi içerir. Akut yüksek enerjili UV (UV-C) radyasyonuna sürekli maruziyet, katarakt oluşumuna yol açabilir.

Uyarılar

Cildin veya gözlerin UV radyasyon kaynaklarına maruz kalmasına asla izin vermeyin! Laboratuvar ekipmanı tarafından üretilen UV radyasyonu, önerilen maruz kalma sınırlarını aşabilir ve üç saniye kadar kısa süreli maruz kalmalarda bile yaralanmalara neden olabilir! Antiseptik lamba açıkken asla biyolojik güvenlik kabininde çalışmayın! Mümkünse, lamba açıkken lamba siperliğini kapatın!(https://ehrs.upenn.edu/health-safety/lab-safety/chemical-hygiene-plan/fact-sheets/fact-sheet-ultraviolet-radiation)

Yani göremediğimiz bu ışınlar eğer tenimize değerse ne olur?

Maruz kalma süresi, ışık kaynağına mesafemiz, UV-C ışık yayan cihazın gücü, ten rengimiz, biyolojik handikaplarımız, genetik yatkınlığımız gibi birçok parametrenin de rol oynayacağı bir risk söz konusu. Arabamızın şapkalık kısmında unuttuğumuz kazağımızın rengini solduran güneşin UV etkisini düşünürsek çok yakındaki yapay UV-C kaynağının da  bizim derimizde belki uzun vadede ortaya çıkabilecek hasarlar bırakması olasıdır. Mevcut bir hassasiyet, belki de sebebini bulamadığımız bir kanser vakasına dönüşebilir. Yapay ışık kaynaklarından yayılan ışığın deride sebep olduğu hasarlarla ilgili somut bir çalışma göremesem de tüm UV-C cihazların üzerinde “Cildinize ve gözünüze zarar verebilir!” uyarıları bulunması manidar. Cihazın gücüyle ve cihaza mesafemizle, ışık kaynağının gücüyle ilgili ne kadar tıbbi deney yapıldığını bilmemekle birlikte, zarar verme ihtimali olmasaydı bu uyarılar yazılmazdı. İnternette Türkçe uyarı etiketi bulamamak ise ayrı bir eksiklik!

Ortak uyarılarda “UV ışın tehlikesi! Direkt olarak bakmaktan kaçının! Cilt ve göz için zarar vericidir, kapağı açmadan önce cihazı düğmesinden kapatınız!” göze çarpmakta. Koruyucu donanım ve cam filmi kullanımı önerilmekte. Görsellerde içine bakılabilen cihazlarda pencerelere UV filtre uygulaması yapıldığı görülmekte. 

Peki göremediğimiz bu ışınlara eğer “çıplak gözle” bakarsak ne olur?

En iyi ihtimalle kar körlüğü. Ağrılı ve batmalı geçecek birkaç gün hiçbir şey göremeyebiliriz. Alınan UV-C dozuna ve tekrarlanmasına göre kalıcı hasar da oluşabilir; örneğin, renkleri seçememe, karşıtlıkları görememe, kornea hasarı, göz ve çevresi hassas deride cilt kanseri, katarakt…

Ben burada sadece neyle karşı karşıya olduğumuzu görmeyi ve üzerinde düşünmeyi sağlamaya çalışıyorum ve konuya giriş niteliğinde, çok basit bir aramayla bulabileceğiniz, bazı bilgileri aktarıyorum. Paylaştığım metinlerin bir kısmı özellikle biyolojik temizlik teknolojisi olarak kullanılan UV-C lambaların kullanıldığı cihazlarının bulunduğu alanlara girilirken alınması gereken önlemleri içeren prosedürler. Yani alışveriş sitelerinde, aydınlatma cihazları üreticilerinin sosyal medya sayfalarında, web sitelerinde ya da tanıtım maillerinde karşımıza çıkan sterilizasyon cihazları aslında bir laboratuvar donanımı. Alıp evi temizleyebilecekmişiz gibi pazarlansa da maalesef öyle değil. Önce bireysel olarak farkında olalım!

Peki derdim ne? 

Birincil düzeyde, son kullanıcının kulağına kar suyu kaçırmak… 

İkincil olarak, bu ürünü ve üreticilerini kontrol altına alacak bir mekanizma oluşturulması zorunluluğu. Çünkü, aydınlatma firmalarının bu ürünleri üretim, satış ve satış sonrası süreçleri denetlenmeli. Tıpkı bir asansör firmasının ürününü ürettikten sonra bir meslek odası ya da yetkili kuruluş tarafından sisteme yerinde onay verilmesi gibi. Asansör, bunun sonrasında devreye alınır ve bu onay/kontrol prosedürü belli periyotlarla sürekli yenilenir. Sterilizasyon ürünleri de bu tür bir takip mekanizmasına gereksinim duyar. Belli uyarılar, maskelemeler, bakım ve kullanım prosedürleri olmaksızın bu cihazları kullanmak yukarıda bahsedilen risklerin bir kısmına maruz kalmak demek. Meslek odaları, sektör dernekleri, akademi ve standart enstitüsü devreye girerek norm ve prosedürlerin oluşturulmasına katkı sunmalı. Bugünün virüsten kaçınma psikolojisi içinde bunun gerekliği çok açık. Eminim cihazlara dair standartlar hali hazırda vardır. Ama bugünün Covid-19’la baş etme telaşında “içine tak UV-C lambayı, bağla balastı/sürücüyü, ver elektriği, çalıştır”ın bir standarda dönüşmesi kaygı verici. Hatta pazarlanmakta olan ürünlerin tasarımı ve üretimi aşamasında iş kazalarının yaşanmış olması da olası.

https://tr.aliexpress.com/item/4000805114393.html

Daha vahimi ise, el feneri gibi bir tasarımla taşınabilir UV-C sterilizasyon cihazlarının ilk örneklerinin bazı alışveriş sitelerinde görülebilir olması.  Hayvanlar dahil pek çok canlının sağlığı için tehlike oluşturabilecek bu cihazlara çocukların ya da uzman olmayan kişilerin bile ulaşımının bu denli kolay olması ve panik havasından da faydalanılarak yaygınlaşmasının teşvik edilmesi halk sağlığı açısından oldukça riskli bir durum yaratmakta. Olası sorunları yaşamamak için tüm taraflar, sorumlu davranmalı. Profesyonel kullanıma yönelik bu tür teknolojilerin son kullanıcı düzeyine sunulması, insanların virüs korkusundan paralize olduğu şu dönemde çok daha tehlikeli olabilir.

Ürün aliexpress sitesinde satışta ve herhangi bir uyarı görmedim. Aksine güvenli olduğu belirtiliyor.

https://tr.aliexpress.com/item/4000816457660.html

Ürün aliexpress sitesinde satışta ve herhangi bir uyarı görmedim. Aksine güvenli olduğu belirtiliyor.

https://tr.aliexpress.com/item/4000853181747.html

Ürün aliexpress sitesinde satışta. Görsellerden birinde “çıplak göze doğrultmayın!”, “cilde uzun süre tutmayın!” uyarısı yerleştirilmiş. Bu en güçsüz olanı aslında ve uyarı koymuşlar, varın gerisini siz hesap edin.

Son söz; bu ürünler mutlaka denetlenebileceği alanlarda, bir prosedür dahilinde ve yetkilendirilmiş uzman kişiler tarafından kullanılmalıdır. Bu konuda farkındalık önemlidir.

Görünmeyen bir virüsle mücadele ederken, göremediğiniz bir ışıkla hastanelik olmayın!