Trendin Arka Yüzü: “Light Emitting Diodes” serisi. Bölüm 4: “Yeni Nesil Alex DeLarge”

Bölüm 4: “Yeni Nesil Alex DeLarge”

Metin: Manas Deniz, LAB.1 

Her ne kadar akşamları LED ışık kaynaklarını hayatımızdan çıkarmak, sirkadiyen ritmimizi korumak adına mantıklı bir çözüm gibi görünse de, mavi ışığın tüm olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için akıllı telefonlarımızı, bilgisayarlarımızı ve tabletlerimizi gün içerisinde de kullanmamak günümüz teknoloji trendlerine uymuyor. Bırakın trendi yakalayıp yakalamamayı, artık gözünüzden kaçıracağınız bir adet e-posta sizin işinizin aksamasına, indirimdeki bir ürünü kaçırmanıza hatta iş dönüşü hızla eve giderken yediğiniz trafik cezanızdan haberdar olamamanıza dahi sebep olabiliyor.

Haydi bunu da başardınız ve kendinizi tüm akıllı cihazlardan uzak tutmaya karar verdiniz ve günümüz toplumunda ne kadar imkansız görünse de kendinizi bir ölçekte karantinaya alma başarısını da gösterdiniz diyelim. Diğer tarafta, bindiğiniz metronun, günlük alışverişinizi yaptığınız marketin veya saatler geçirdiğiniz alışveriş merkezlerinin de artık LED ışık kaynaklarıyla aydınlatıldığının bilincinde olmanız gerekir. Seçtiğiniz bu yolda eğer gittiğiniz ve saatlerinizi geçirdiğiniz alışveriş merkezinin müteahhitini, tüm ışık kaynaklarını geleneksel enkandesan veya halojen lambalara çevirmeye ikna edecek kadar kararlı değilseniz, amacınıza ulaşmanız onca çabaya rağmen hayli zor. 

Alışveriş merkezlerine tekrardan geleceğim lakin şimdi akşamları maruz kalmaya alışık olmadığımız mavi ışıktan neden gün içinde de uzaklaşmaya çalışmak istememizi sorgulamaya başlamış olduğunuzu tahmin ediyor ve bu soruyu yanıtlamadan devam etmek istemiyorum. Cevap ise basit, çünkü mavi ışığın insanlar üzerindeki tek etkisi sirkadiyen ritim üzerinde yaptığı modifikasyonlar değil. Doğal ışık kaynağımız olan güneşe dahi direkt olarak uzun süre baktığımızda üzerimizde olumsuz etkilere sebebiyet verebilirken, gün boyunca ortalama yirmi santimetreden izlediğimiz mavi ışık kaynaklarının insan  üzerinde yaratacağı olumsuz etkilerinin boyutları oldukça büyük ve kalıcı olabiliyor. Bu kalıcı etkilerin ilk ve en can alıcı hedefi ise saat ayırmaksızın mavi ışığın en derinlerine kadar işleyebildiği, gözlerimiz

En derinlerine kadar işlemek derken ne yazık ki mecazi bir tabir kullanmıyorum. Çünkü gözümüzdeki lens ve kornea, ultraviyole ışınları filtrelemekte her ne kadar başarılı olsalar da, aynı etkiyi mavi ışığa karşı gösteremiyorlar. Bu yüzden de mavi ışık gözümüzün içinde bulunan retinaya kadar ulaşıp, direkt olarak olarak bu bölgeye zarar verebiliyor. Yüksek enerjili kısa dalga boylarına (380nm-500nm) oldukça hassas olan retinanın maruz kaldığı mavi ışık, uzun vadede bizi ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bırakabiliyor. Özellikle de insan yaşı ilerledikçe gözlerde ve deride bulunan melanin pigmentinin sayıca azalmasıyla, mavi ışığın absorbe işlemi iyice sekteye uğruyor ve yaşa bağlı makula dejenerasyonundan -halk arasında sarı leke hastalığı olarak bilinir- tutun, kalıcı görme bozukluğuna kadar ciddi göz hastalıklarına sebebiyet verebiliyor. 

Mavi ışığın göze zararları

Yüksek enerjili mavi ışık, korneayı ve lensi geçerek, gözümüzün iç, arka kısmında bulunan kısa dalga boylarına karşı savunmasız retinaya ulaşarak kalıcı göz hastalıklarına sebebiyet verebiliyor. (Görsel:https://iristech.co/blue-light-blocker/)

Mavi ışığı özellikle diğer dalga boylarından ayıran en büyük olumsuz etkisi, retina hücrelerinde yarattığı yıkım olsa da, adı konmuş bir hastalığa ya da görüş kaybına sahip olmadan da mavi ışıktan ciddi derecede etkileniyor olmanız mümkün. Burada alışveriş merkezlerinden ve akıllı telefonlardan tekrar bahsetmenin gerekli olacağını düşünüyor ve bu cihazlardaki ve mekanlardaki ışık kaynaklarının çoğunlukla LED’lerden oluştuklarını ve ciddi derecede mavi ışık içerdiklerini hatırlatmakta fayda görüyorum. Çünkü gün içerisinde bilgisayar başında çalışırken, akıllı telefonunuzdan dakikalarca sosyal medya hesaplarınızı kontrol ederken ya da, alışveriş merkezlerinde en sevdiğiniz markaların mağazalarını gezerken nedenini bilmeden hissetmeye başladığınız şiddetli baş ve göz ağrılarınız başlıca sebebi maruz kaldığınız kısa dalga boylarındaki mavi ışık olabilir.

Macular degeneration

Sağlıklı ve Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonuna sahip gözlerin görüşlerindeki kayda değer farklılık. (Görsel: https://neoretina.com/blog/a-simple-guide-to-understanding-age-related-macular-degeneration/)

Baş ağrıları ne yazık ki tek başına da gelmiyor. Uzun süre mavi ışığa maruz kalmak göz kuruluğuna, bulanık görüşe, göz yorgunluğuna hatta boyun ve sırt ağrılarına dahi sebebiyet verebiliyor. Her ne kadar doktorlar ve uzmanlar, yoğun mavi ışığa maruz kalınan her 20 dakikada bir gözlerimizi 5 dakikalığına da olsa kısa dalga boylarından uzaklaştırıp mümkün olduğunca dinlendirmemizin, göz sağlığımız açısından faydaları olabileceğini söyleseler de, her mekanda ve her koşulda uygulanmasının çok da mümkün olmadığı gerçeğini bir kenara koysak dahi bu ve benzeri hamlelerin uzun vadede ne kadar etkili olacaklarını kestirmek zor, lakin insanoğlu tarih boyunca mavi ışığa hiç bu kadar yoğun miktarlarda ve uzun sürelerde maruz kalmamıştı.

Mavi ışığın şimdilik sadece bahsi geçen ve dolaylı yollardan sebep olduğu diğer etkilerinden yavaş yavaş da olsa haberdar olmaya başlasak da, kısa dalga boylarının hayatımıza bu denli derinden girişi henüz çok yeni. Dolayısıyla gelecekteki etkilerini kestirmek pek de mümkün değil. Ayrıca LED lambaların içerdiği kısa dalga boylarına ve mavi ışığa karşı kalıcı önlemler almak günümüz çağında oldukça zor görünüyor. Üstelik insanoğlunun yeni LED teknolojilerle başka cephelerde de savaşmakta olduğunu unutmamamız gerekiyor.

LED lambaların yüksek enerjili kısa dalga boyları içermelerinin algısal ve fiziksel konforumuz üzerinde başka etkileri de var ki bunları yeni teknolojilerin yeni komplikasyonları olarak tanımlamak mümkün. Tüm gün yirmi santimetrelik mesafeden gözlerinizi teslim etmek zorunda kaldığınız bilgisayar ekranınızı veya altında çalışmak zorunda olduğunuz LED ofis lambalarını düşünün. Şimdi bu ışık kaynaklarının parlaklıklarının giderek arttığını, ve adeta gözünüzün içine içine girmeye başladığını hayal edin. Tıpkı sabah yüzünüze vuran sinir bozucu güneş ışığı ya da karşı şeritten uzunlarını yakarak gelen araç gibi gözlerinizi kamaştırdığını düşünün. Bir de üstüne bu ışığın hızlı hızlı yanıp söndüğünü varsayarsak kafanızda oldukça rahatsız edici bir durumun, hatta Clockwork Orange filminin rahatsız edici sinema sahnesine benzer şekilde, zorla bir takım şeyler izlemeye ve görmeye maruz bırakıldığımız bir işkence çeşidinin canlandığını düşünüyorum.

Bizim gözlerimize iliştirilmiş bir kanca sistemi olmasa da tasvir ettiğim durumların benzerlerine her gün LED ışık kaynakları tarafından maruz bırakıldığımızı söylemek yanlış olmayacaktır. Peki şimdi ne yapacağız? Mavi ışık kendi başına dahi büyük bir sorun iken bir de göz kamaştıran ve yanıp sönen haliyle nasıl başa çıkacağız? Dua edelim de sonumuz Alex DeLarge gibi olmasın.

Referanslar: 

  1. https://faculty.washington.edu/chudler/armd.html
  2. http://www.bluelightexposed.com/blue-light-and-macular-degeneration
  3. https://www.mayoclinic.org/diseases-conditions/eyestrain/symptoms-causes/syc-20372397
  4. https://www.health.harvard.edu/blog/will-blue-light-from-electronic-devices-increase-my-risk-of-macular-degeneration-and-blindness-2019040816365
  5. https://www.allaboutvision.com/cvs/blue-light.htm
  6. https://www.preventblindness.org/blue-light-and-your-eyes
  7. https://neoretina.com/blog/a-simple-guide-to-understanding-age-related-macular-degeneration/

Bölüm 5: “İki Eski Dost”

Önceki İçerikPatara’daki Deniz Feneri asırlar sonra yeniden ışık verecek
Sonraki İçerik[d]arc room 2020, 17-19 Eylül
Manas Deniz
1994, İstanbul doğumlu Yüksek İç Mimar, Aydınlatma Tasarımcısı, müzisyen. İlköğretimini Doğuş Koleji ve Çevre Kolejinde, liseyi ise İstanbul Kadıköy Anadolu Lisesi’nde tamamlamıştır. Lisans eğitimini, 2012 yılında burslu olarak kazandığı İstanbul Ticaret Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümünden 2016 yılında mezun olarak tamamlamış, hemen ardından uluslararası alanda büyük ölçekli fuar ve stand projeleri gerçekleştirerek Güney Afrika ve Dubai gibi ülkelerde yaptığı işlerle tecrübe kazanmıştır. 2017 Eylül ayında, üniversite eğitiminin başından beri tutkunu olduğu ışık ve aydınlatma tasarımını keşfetmek adına çıktığı yolculukta, Hochschule Wismar’ın Architectural Lighting Design programında yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2019 yazında tamamladığı yüksek lisans eğitimi süresince Hamburg’ta aydınlatma tasarımcısı olarak çalışmış ve Tarihi Anıt ve Binaların Aydınlatılması üzerine yazdığı teziyle Hamburg başta olmak üzere çeşitli Avrupa şehirlerinde tarihi anıtlar üzerine aydınlatma tasarımı çalışmaları ve analizleri yapmıştır. Tarih ve edebiyat ile ilgilenmekte, şiir ve müzik alanlarında çalışmalar yapmakta ve 2019 Eylül ayından beri LAB1 Lighting Design & Consultancy firmasında aydınlatma tasarımcısı olarak çalışmaktadır.