Tren tercih edilir

Norveç’in Oslo kentinde, restore edilen tren garı seyahat edenlere kent deneyimi konusunda değer katıyor.

Metin: Alison Ritter
Fotoğraflar: Tomasz Majewski

Tren garlarının kentsel alanda varlıkları dünya çapında bilinir. 19.yüzyılın başından beri toplumumuz, seyahat edenlerin hareketliliğine ayrılmış büyük ve kısmen heybetli binaların gelişimine tanık oluyor.

Binalar hem tren yolu işletmeleri hem de şehirler için bir statü sembolü haline geldiler. Peki, bugün durum nasıl? İstatistikler günümüzde daha çok kişinin tren ile yolculuk yaptığını gösteriyor. Artan bir eğilim var. Çoğu kişi tren yolculuğunu yalnız olmamak için, okumak için zaman sunması açısından veya kendisini güne hazırlamak adına tercih ediyor. Tren garları artık sadece trenlerden inmek veya trenlere binmek için kullanılmıyor. Burada mesai arkadaşlarınız veya arkadaşlarınız ile buluşabiliyor, kafelere-restoranlara gidebiliyor, seyahat rezervasyonları ve hatta pazar günleri alışveriş yapabiliyorsunuz. Evet, doğru okudunuz, tren garları yavaş yavaş alışveriş merkezine dönüşüyor. İyi bir aydınlatma için bir neden daha…

Ø’nın yeniden açılışından beri yaklaşık bir yıl geçti. Ø, Oslo Tren Garı’nın yeni adı. Açılımı Østbanehallen. Tren garı, açılıştan önceki aylarda büyük bir restorasyondan geçti. Garın ana salonunda, merkezdeki binada artık restoran, kafe ve mağazalar bulunuyor. Ø, meşhur alışveriş sokağı Karl Johans Gate’in sonunda bulunuyor ve çoğu Oslo sakini için doğal bir buluşma noktası haline geldi. Tren garının içinde birçok mağaza ve outlet bulunuyor. Bunlar, tren saatlerini bekleyen yolcular için kısa süreli bir oyalanma alanı olarak düşünülmemiş. Marketler, çiçek dükkanlar, pastaneler, bir Sushi barı ve dondurma dükkânı… Ayrıca bazı kafe ve barlarda deri koltuklar ve rahat kanepeler bulunuyor. Gerçek anlamda belli bir müşteri kitlesini kendisine çekmek ve hem işlevsel hem de keyifli bir ortam yaratmak üzere tasarlanmış kamuya açık bir alan.

Bunun bir tren garının modern bir yorumu olduğu açık. Kamuya açık bir alan, bir buluşma noktası ve artık sadece dünyaya açılan bir kapı değil. Seyahat görüntülerinin yanı sıra günümüzde hem “alışveriş deneyimi” hem de sosyalleşmeyi teşvik eden gündüz hayalleri için bir alan. Yine de ister seyahat etmek ister alışveriş yapmak olsun kafamızın bir kenarında diğer dünyalara açılan kapı fikrini de kaybetmeyelim. Üzerinde düşünülecek olursa bu tren garı çelişkilerin yeri. Bir tarafta, seyahat etmek için buradan çıkış yapmak istiyoruz diğer tarafta, modern anlayışa göre buralarda oyalanmak istiyoruz. Belki de bu çelişkiye başka bir açıdan bakmak gerekir. Eğer bir yolcu olarak tren garına gelmiş isem ve bulunduğum yerin misafirperverliğini görüyor isem, artık söz konusu tren garı daha çok bir kentsel alana dönüşmüş olur. Şehrin bir mimari sembolü değil, daha çok sosyal açıdan kendisini ifade ettiği bir yerdir. Bu, tren garını tasarlamak için yeterli bir sebep ve isteyen söylediklerimi “Human Centric Lighting” (İnsan Odaklı Aydınlatma) olarak adlandırabilir. Çoğu kişi bunu tasvip etmeyecektir ve tasarım sadece ışık renkleri ile tanımlanacaktır. Aslında, bu haksızlık.

Tren garının büyük bir salonu olur. Bu salonda dükkanlar, daha küçük satış alanları, bistrolar ve tezgahlar vardır. Bu nedenle, salon için bir temel aydınlatma ve daha küçük birimlerin değerlendirilmesi gerekir. Bunun yanı sıra tren garına ışıktan yeni bir ikon eklenir ve gar konsepti hazırdır. Tasarım düşüncesi ve stratejik fikir konusunda ilk etapta söyleyeceğimiz bu kadar. Şimdi ayrıntılara bir bakalım…

Tarihi doku koruması altında olan binanın restorasyon çalışmaları büyük bir özenle yürütüldü. Eski ve yeninin arasında iyi bir geçiş yapmak için sadece kaliteli malzeme kullanıldı.

Tren garının önündeki meydan, binanın dış cephesi ve tren garının salonu dahil binanın tamamının aydınlatmasının tasarımı; restorasyon programının ayrılmaz bir parçası oldu. ÅF Oslo’nun aydınlatma tasarımı ekibi, mimarların isteği doğrultusunda eski ve yeniyi hem biraraya getirecek hem de birbirini destekleyecek bir konsept tasarlamak ve uygulamakla görevlendirildi.

 Eski binada yapılacak uygulama ile yapının sanatı, tarihçesi ve tren ile seyahat edenler için bekleme salonu işlevi öne çıkartılacaktı. Çatı ve görünen yapı bölümleri eski zamanları bina içinde lokomotiflerin dumanı ile aşırı kirletilen kısımları anımsatacak şekilde, siyah renkte boyandı. Ancak, tasarımcılar bu alanları tamamen siyah renkte de bırakmak istemediler. Gün ışığında doğal ışık bina içine girmeye devam ediyor ve tavandaki iç bükey yapıyı tanımlıyor. Geceleri ise tavan, gecenin özel ortamını yaratan mavi bir aydınlatma ile ışıklandırılıyor. Biraz sihirli, biraz ortam yaratıcı ancak her şekilde çok özel bir görüntü oluşuyor. Öyle bir görüntü ki hemen tanımlayamadan (uzman olarak bile) kendimizi rahat hissettiğimiz bir ortam.

Aydınlatma tasarımı tüm bu duygulara hitap ediyor, önemli ayrıntı ve özelliklerin rahatça görünmesini sağlıyor. Armatür ve ışık kaynaklarının büyük bir bölümü mümkün olduğu kadar mimariye entegre edildi. Tüm bunlar izleyici için görünmez konumda kalıyorlar. Modern bir aydınlatma kontrolü ile aydınlatma, mevsim ve günün saatlerine göre ayarlanabiliyor. Böylece ışığın en uygun şekilde kullanımına ve de enerji tasarrufuna olanak sağlıyor.

Aydınlatma için yaklaşık 450 armatür ve 6000 LED kullanıldı. Ø iç alanlarını dünyanın diğer tarihi tren garı salonlarından ayırt eden, salonun sonundaki etkileyici, eşsiz renklerdeki piksel duvarı. Duvar 71 adet ışık geçirgen LED panelinden oluşuyor. Her biri kontrol edilebiliyor. Bina doğu yönünde konumlu olduğu için piksel duvarının tasarım fikri, gün doğarken güneşin yükselişinin simülasyonuna dayanıyor. Ayrıca, dijital duvar gün akışı içinde farklı ortamlar oluşturabiliyor; bayram günleri ve özel günlere yönelik ayarlanabiliyor. Bu öge, projenin başarısının anahtarı, ikonu, temel özelliği. Sembolizm ve fanteziye yer açıyor. Dünyaya açılan bir tür kapı denilebilir. Bunu biraz, bizi başka dünya ve kültürlere götüren, Norveç’teki “Stargate” portalınden biliyoruz. Kulağa destansı gelebilir ancak aslında biz insanların ihtiyaç duyduğu şey de bu değil mi? Bunun için internet ve bilim kurgu içinde kendimizi kaybetmiyor muyuz?

Dükkanlar, alışverişe davet ediyor. Tren garının büyük salonunda küçük birimler sanki bir “içeriye çekme ışığı” gibiler. Kafelerin de bu etkiyi ve sanki bir birahanenin bahçesindeymiş duygusunu yaratacak yeterli alanı var. Buralarda (sosyal) yaşam var. Büyük fikirlere neredeyse ihtiyaç yok, mobilyanın bir parçası olarak birkaç armatür yetiyor.

Ø içindeki her bir dükkânın kendi aydınlatma kontrolü var. Böylece dükkân sahibi aydınlatmasını ihtiyacına uygun olarak kontrol ediyor ve ayarlayabiliyor. Dükkânların kapanış saati ile tren garı salonunun genel aydınlatması devreye giriyor. Dükkânlar, aydınlatılan bölgeler arasında karanlık delikler gibi görünmemesi için dükkân sahipleri satış mekânlarındaki veya vitrinlerinin ışıklarını açık bırakma seçeneğini kullanabiliyorlar.

Ø, modern bir tren garı için mükemmel bir örnek. Açık, aydınlık, samimi, her yaş grubu insan için ilgi çekici, işlevsel, pratik ve zaman geçirmek için muhteşem bir yer. Bu arada, alışveriş de yapılabilmesi ayrıca güzel. Her şey iyi işliyor. İster bir kitap ister bir sandviç, meyve veya çiçek, sergilenen tüm ürünler çekici görünüyor. Aydınlatma tasarımcıları için bu proje çok yönlü oldu. Çalışılması gereken zorlu bir mimari aydınlatma, satış mekânları ve lokantalara yönelik aydınlatma, yön bulma ve de projede başrol alan piksel duvarı için uygun bir aydınlatma gerekiyordu. “Godtjobbet!” (“Aferin!”)

Projeye katılanlar:

Yapı sahibi: ROM Eiendom AS
Mimari: Mellbye ArkitekturInteriør AS
İç mimari: Mellbye ArkitekturInteriør AS
Aydınlatma tasarımı: ÅF Lighting; www.af-lighting.com

Uygulanan ürünler: iGuzzini, Osram, Skanlux, Zumtobel, Elektrik Solutions, Kreativ
Plast, Glamox, Erco, Fagerhult, Luminator, XAL, Artemide, Bega


Also published on Medium.