Subjektif deneyimler yaratmak: Napoli ve Pompei’de geçici iki sergi

pompei1

Metin: Alison Ritter
Fotoğraflar: Andrea Jemolo

21. yüzyılda bizim için Pompei’nin anlamı nedir? Yanardağın patlaması ile (burada bahsedilen Vezüv) antik şehir 79 yılında küllerle kaplanmıştı. Tüm bunlar yaklaşık 2000 yıl önce oldu ve ilk defa modern ışık o tarihlerde neler olduğunu bize gösterdi. Taşlardan belgesel oluşturma deneyi.

İlk defa 16. yüzyılın sonunda ayrıntılı olarak orada ne olduğu konusunda çalışmalar yapıldı ve belgelendirildi. Pompei 18. yüzyılda neredeyse tesadüfen yeniden keşfedildi. İlk bilimsel kazılar 18. yüzyılın ortalarında yapılmaya başlandı. Kısa bir süre önce Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde “Pompei e L’Europa 1748-1943“ başlığı altında geçici bir sergi düzenlendi. Doğal felaketin kurbanlarını hatırlamak için sergiye Pompei’deki büyüleyici, ahşap bir piramit ilave edildi.

pompei2“Pompei e L’Europa 1748-1943“ adlı sergi Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde kuruldu. Bu sergi; Pompei’de arkeologların yerinde kazılar yaptığı tarih, 1748 yılından müttefik uçaklarının İkinci Dünya Savaşı’nda Pompei’yi bombardımana tuttukları tarihe 1943’e kadar, sanatçıların, yazarların ve sanat tarihçilerinin nelerden etkilendiğini, ilham aldıklarını gösteriyor. Napoli’deki sergi Expo Milano 2015 sponsorluğunda gerçekleşti ve halka açıldı. Sergi kronolojik olarak düzenlenmiş dört ana bölgeden oluşuyordu. Bu alanlarda farklı sanatsal çalışmalar yer aldı: Tablolar, çizimler, gravürler, mimari projeler, fotoğraflar, heykeller ve edebiyat.

pompei3Sergilenenlerin çeşitliliğinden ve bunları yapanlardan anlaşılacağı üzere, Pompei’in kalıntılarının ve bu kalıntıların arasından Roma medeniyetine kadar ulaşan tarihi kanıtların neredeyse 2000 yıldan beri Avrupa’nın genelindeki sanatçıları (Ingres’den Picasso’ya, Normand’dan Le Corbusier’e ve Moreau’dan De Chirico’ya kadar) nasıl etkilediği, onlara nasıl ilham verdiği görülüyor.

pompei4Napoli sergisi bir eğitim deneyimi gibi tasarlandı. Ziyaretçi, sergi salonlarında yönlendirildi ve orijinal çalışmaları daha sonraki çalışmalar ile karşılaştırma fırsatı buldu. Bu şekilde Pompei’in, sanatçıların yaratıcılıkları üzerindeki etkisi anlaşılıyordu.

Sanatçıların kendi yorumları da anlam kazandı. Ziyaretçi, hayranlıkla eserleri gezerken her tür gizemli yan anlamdan uzak kalabiliyor; sanat tarihinin değeri ve kullanımı konusunda bilinçlenebiliyordu. Yüz yıllar boyunca yaratılan sanat eserlerini, konularına göre ışık ile birbirine bağlamak aydınlatma tasarımcıları için çok zorlu bir görev oldu. Ancak, onlar bu işe şevk ve büyük bir ilgi ile başladılar. Serginin konsepti anlaşılır ve tutarlı idi. Eserler peş peşe, neredeyse sonsuz bir bant şeklinde sunuldu. Aydınlatma tüm eserler için benzer ancak her bir tablonun özelliklerine uygun olacak böylece ziyaretçi sanatçının niyetini doğru algılayacaktı. Aydınlatma konsepti, aydınlatma tasarımcıları Francesco Iannone ve Serena Tellini’nin yarattıkları “titreşen ışık” ifadesine dayandı. Her biri 3000K’lık bir renk ısısına sahip iki armatür, farklı tayf dağılımı ve her biri ayrı dim edilebilir yapısı ile dönüşümlü olarak devreye girdi. Napoli projesinde aydınlatma tasarımcıları, her biri 10W gücünde olan, üç farklı yansıma açısı (12, 15 ve 20 derece) sunan ve özel konik bir diyafram açıklığına sahip LED projektör kullanma kararı aldılar. Bazı uygulamalarda bu diyafram açıklığının değiştirilmesi ve birkaç santimetre büyütülmesi gerekti. Projektörler hassas bir şekilde ayarlanabiliyor, mekândaki çoğu cam ögenin ışık yansıması en aza indirilebiliyordu. Sonuç olarak insan gözü, mekândaki sürekli değişen tayfı algılayabiliyordu ancak bunlar sanat eserleri üzerinde görülmüyordu. Eğer mekânda daha başka aydınlatılmış alan var ise, bunlar titreşen ışığa göre daha sabit olduğundan, izleyici titreşimli ışığı rahatlıkla algılayabiliyor. Aynı çözüm vitrinlerde sergilenen sanat eserlerinde kullanıldı. Bu teknik sayesinde aydınlatmacılar her bir esere odaklanıp her ayrıntının algılanacağı şekilde aydınlatılmasını sağlayabiliyorlar.

pompeiMüze binasının tavanı ve duvarlarındaki freskler “Pompei e L’Europa 1748-1943” sergisinin kulisini oluşturuyor. Bu resimler başka bir LED çözümü ile geniş alanlı olarak aydınlatıldı.

Pompei’deki ahşaptan yapılmış piramit yapı, bambaşka bir fikre ve konsepte dayanıyor. Napoli’deki müzede ziyaretçi ilk bakışta mekândaki durumu algılayamıyordu. Pompei sergisinde ışık ile izleyicinin dikkati doğrudan mekânın görülmeye değer mimarisine yönlendiriliyor. Yapının açık bir şekilde bir mezar anıtı olarak yorumlanması istendi. Serginin ana teması, volkan patlaması sonrası bulunan insan kalıntıları üzerineydi. Böylesine bir mekâna girmek hiç şüphesiz, 200 yıl sonra da olsa olan bitene karşı belli bir ölçüde saygı gerektiriyordu. Özellikle, taştan yapılmış gibi görünen insan kalıntıları ve masalsı anlatımlar ile karşı karşıya gelmek zordu.

pompei5Dairesel biçimli yapının aydınlatmasının temel görevi kubbede oluşan ışık hüzmelerinin birbirini kesmemesi için ışık gücünün doğru ayarlanması idi. Böyle bir sıkıntı oluşturmamak için projeye özgü askılar geliştirildi. Düz LED sistemleri doğrudan kubbeye monte edildi. Işık hüzmeleri sadece %9 oranında üst üste geldi. Bu sayede mekân eşit aydınlatılmış gibi algılandı.

Sıklıkla yapılan bir tasarım konsepti de mimari mekânlarda ışığı, içerdeki bazı ögeler havada süzülürmüş gibi veya kendi başına duruyormuş gibi tasarlamak. Bu efekti inanılır şekilde yaratmak için gözle görülmeyen ancak insanın bir şekilde algıladığı tüm ışık düzensizliklerinin incelenmesi gerekir. Aydınlatma tasarımı sadece lambaların nerelere yerleşeceğini planlamak ve mekânda oryantasyonu sağlamak için yeterli ışık sunmak değildir. Subjektif deneyimin nöro-bilimi, bize doğa kanunları konusunda yepyeni ve hızla büyük miktarlarda yeni bilgiler sunan, çevremizi algılamamızda bizi yönlendiren bir araştırma alanıdır. Edindiğimiz bilgiler düşüncelerimizi yönetir. Işık görme kapasitemizi destekler. Bilinçli olarak tasarlanan ışık, gördüğümüzü anlamamızı destekler. Geçici sergilerde bağlayıcı öge doğal ışık oldu. Doğal ışık ile sadece enerji tasarrufu sağlanmadı, iç mekânlar da günün saatlerine göre değişime uğradı. Napoli Müzesi’nde bir güneş saati efekti mevsim geçişlerine işaret ediyor. Pompei’deki piramitte ise mimar, yapıyı öğlene doğru güneş ışınlarının doğrudan 79 yılında volkan patlaması ile hayatını kaybedenleri simgeleyen heykellere gelecek şekilde tasarladı.

Projeye katılanlar:

Müşteri: Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi
Aydınlatma tasarımcısı: Consuline
Mimar: Francesco Venezia

Uygulanan ürünler: Reggiani