Renk algınız konuştuğunuz dile bağlı

Metin: Aina Casaponsa ve Panos Athanasopoulos, Lancaster Üniversitesi

İnsan gözü fiziksel olarak milyonlarca renk algılayabilir. Ama herkes bu renkleri aynı şekilde tanımlamaz.

Bazı insanlar renk körlüğü adı verilen, retinadaki yüksek ışık seviyesine duyarlı hücrelerin -koniler- yokluğu veya bu hücrelerde bozukluk nedeniyle renk farklılıklarını göremez. Fakat bu hücrelerin dağılımı ve yoğunluğu “normal görüşlü” insanlar arasında da farklılık gösterir ve hepimizin aynı rengi nispeten farklı şekillerde deneyimlememize yol açar.

Bireysel biyolojik yapımızın yanı sıra renk algısı, gerçekte orada olanı görmekten ziyade beynimizin renkleri anlamlı bir şey yaratmak için nasıl yorumladığıyla ilgilidir. Renk algısı esas olarak kafamızın içinde oluşur, dolayısıyla özneldir ve kişisel deneyime yatkınlık gösterir.

Örneğin; renk algısını harfler ve sayılarla duyumsayabilen sinestezik insanları ele alalım. Sinestezi genel olarak kişinin sesleri görebileceği veya renkleri duyabileceği şekilde duyuların birleşmesi olarak tanımlanır. Fakat duyulan renkler de durumdan duruma farklılık gösterir.

Diğer bir örnek, Alderson’nun dama tahtasıyla oluşturduğu klasik gölge yanılsamasıdır. Burada, işaretli iki kare de tıpatıp aynı renk olmasına rağmen beynimiz bunu bu şekilde algılamaz.
A ve B kareleri tamamen aynı renk olmasına rağmen beynimiz onları farklı yorumlar. –

Renk Kültürü
Doğduğumuz günden itibaren nesneleri, renkleri, duyguları ve anlamlı hemen her şeyi dili kullanarak kategorize etmeyi öğreniriz. Gözlerimizin binlerce renk algılayabilmesine rağmen renklerle iletişim kurma ve renkleri günlük hayatımızda kullanma şeklimiz, bu devasa çeşitliliği tanımlanabilir, anlamlı kategorilere ayırmak zorunda kalmamız anlamına gelir.

Örneğin ressamlar ve moda uzmanları, hangi açıdan bakılırsa bakılsın uzman olmayan bir kişi tarafından tek kavramla açıklanabilecek renk ve tonlarını ifade ve ayırt etmek üzere renk terminolojisi kullanır.

Farklı diller ve kültürel gruplar da renk spektrumunu farklı şekilde ayırır. Papua Yeni Gine’de konuşulan Dani ile Liberya ve Sierra Leone’de konuşulan Bassa dili gibi bazı dillerde, koyu ve açık olmak sadece iki kavram bulunur. Bu dillerdeki koyu kavramı kabaca soğuk, açık ise sıcak demektir. Yani siyah, mavi ve yeşil gibi renkler soğuk; beyaz, kırmızı, turuncu ve sarı gibi renkler ise sıcak renkler olarak tanımlanır.

Avustralya’nın Kuzey bölgesinde yaşayan Warlpiri halkının dilinde “renk” diye bir kavram bile yoktur. Bu ve benzeri diğer kültürel gruplarda bizim “renk” olarak adlandırdıklarımız dokuyu, fiziksel duyumu ve fonksiyonel amacı ifade eden zengin bir sözcük dağarcığıyla tanımlanır.

5 Ana Renk
Dikkat çekici bir şekilde, dünyanın çoğu dilinde beş ana renk kavramı bulunur. Namibya çöllerinde yaşayan Himba halkı ile Papua Yeni Gine’nin verimli yağmur ormanlarında yaşayan Berinmo halkı gibi birbirinden son derece farklı kültürler bu 5 kavram sistemini kullanır. Bu dillerde genellikle koyu, açık ve kırmızının yanı sıra sarı için bir kavram ile hem maviyi hem yeşili ifade eden bir kavram bulunur. Yani bu dillerde “yeşil” (green) ve “mavi” (blue) için farklı kavramlar yoktur, her iki rengi tanımlayan tek kavram kullanırlar; “grue” gibi.

İnsanlar renkleri, dillerinin kategorize ettiği şekilde farklı farklı görür.

Tarihsel olarak Japonca ve Çincede olduğu gibi Galcede de glas olarak adlandırılan “grue” kavramı vardı. Günümüzde tüm bu dillerde orijinal grue kavramı maviyle sınırlandırılmıştır ve ayrı bir yeşil kavramı kullanılmaktadır. Bu durum ya Japoncada olduğu gibi dil içinde türetilir ya da Galcede olduğu gibi yabancı bir dilden alınır.

Rusça, Yunanca, Türkçe ve diğer birçok dilde mavi için biri daha koyu tonları, diğeri ise daha açık tonları ifade etmek üzere iki ayrı kavram bulunur.

Dil ve Renk
Renkleri algılama biçimimiz yaşam süreci içinde de değişebilir. Açık ve koyu maviyi tanımlamak için “ghalazio” ve “ble” olmak üzere iki temel renk kavramına sahip Yunanlılar, bu iki rengin İngilizce aynı temel renk kavramıyla -mavi- tanımlandığı İngiltere’de uzun bir süre yaşadıktan sonra bu iki rengi çok daha benzer görme eğilimi gösteriyor.

Bunun nedeni, uzun süre günlük hayatta İngilizce konuşulan bir ortamda bulunduktan sonra anadili Yunanca olan kişilerin beyninin “ghalazio” ve “ble” renklerini aynı renk kategorisinin parçası olarak yorumlamaya başlaması.

Ancak bu, sadece renklerde gerçekleşen bir durum değil, aslında farklı diller hayatın tüm alanlarında algılarımızı etkileyebiliyor. Lancaster Üniversitesi’ndeki laboratuvarımızda farklı dilleri kullanmanın ve farklı dillere maruz kalmanın gündelik nesneleri algılama şeklimizi nasıl değiştirdiğini araştırıyoruz. Sonuç olarak algılarımızda değişiklik gerçekleşiyor çünkü yeni bir dil öğrenmek, renkleri görme ve işleme şekli de dahil, beynimize dünyayı farklı yorumlama yeteneği kazandırmak gibi bir durum.

Haber kaynağı: https://www.universal-sci.com/headlines/2018/4/16/the-way-you-see-colour-depends-on-what-language-you-speak