Sevgili okuyucular

Editör'den

Metin: Joachim Ritter – Professional Lighting Design

Çeviri: Dürrin Caner

Toplumumuz köklü bir değişimin eşiğinde. “2050 yılından bana ne? Bir sonraki seçimden sonra ne olacağını bile bilmiyorum” denebilir. Doğru. Toplumumuzda şu sıralar yaşanan gelişme ve olaylar, 2050 yılını düşünmekten önce üstesinden gelmemiz gereken problem olup olmadığını değerlendirmemiz gerektiğini düşündürüyor. Siyasi gerilimler ve gelişmeler, doğal afetler, küresel piyasa, dini ve sosyal gerilimler geleceğe rahatça bakmamızı zorlaştırıyor. Gerçek olan ve gelecekte de olacak olan şudur: Toplumumuz büyük zorluklarla karşı karşıya.

Her yeni gün ile hızla karşımıza çıkan yeniliklere rağmen, sistemin bir parçası ve hatta problemlerin kendisi olduğumuzu ve eylemlerimiz veya eylemsizliklerimiz ile geleceğin yönüne birlikte karar verebileceğimizi ve tasarlayabileceğimizi unutmamalıyız. Dolayısıyla, şehirlerimizin görüntüsünü de (birlikte) belirleyebiliriz. 2050, bir gecede gelmiş olmayacak. Daha iyi bir dünyanın temelleri bugün verilecek doğru kararlar ile atılacak. Geleceğin neye benzeyeceğini artık biliyorsak bugünü değiştirmek için daha fazla beklememeliyiz.

Gerçek şu ki dünyamız sanayileşmeye eş değer bir değişimin, hatta bir devrimin eşiğinde. Dijitalleşme, bizim için standart olan her şeyi bu toplum için değiştirecek. Yeni iş alanları ortaya çıkıyor, eskileri yok oluyor, kültürler birbirine karışıyor ve birlikte günlük yaşamı geliştiriyor. Şehirlerimiz hem bir şans hem de risk. Görevimiz, çevremizin çerçeve koşullarını oluşturmak. Hem de hemenş

Işığın bu aşamada önemli bir rol oynadığı artık biliniyor. Ancak, çoğu kişi bugünkü durumdan 2050’ye geçişinin nasıl olacağına dair bir vizyona sahip değil. Herkesin bu görüntüleri bilmesi gerekir. Bu nedenle, 2050 yılında standart olarak kabul görecek olan eksik resimlerin geliştirilmesi amacıyla yaratıcılık gerekiyor.

Kaybedilecek zaman kalmadı. Bugünün tasarımcıları, mimarları ve planlamacıları geleceğin sorumluluğunu alacaklar, bundan sonraki nesiller değil. Bu sorumluluk araştırma ile başlıyor, uygulamalara kadar giden bir eğitimden geçiyor.

Kamusal alan aydınlatmasındaki durum hakkında bu sayıda bazı bilgiler bulacaksınız. Gelişmelere vizyon ve olanaklar açısından baksak da tarihimizi de inkâr edemediğimizi ve etmek istemediğimizi anlayacaksınız.

Versailles Sarayı’nın bahçeleri mega projesi ile güzelliğin, çağa uygun olarak yeniden izlendiğinde zamansız olduğunu görüyoruz. Bu, aşamalı olarak gerçekleştirilen bir restorasyon projesi. 17. yüzyıla ait sarayın bahçesi 815.000 m2 alana sahip. Kısmen tamamlandı ve artık ışığın ne kadar büyüleyici olabileceğini tahmin etmek mümkün. Gasholder Park projesi ile sanayi devriminden bugüne kadar ulaşabilen, tarihe dayanan fikirleri göz önüne seren bir başka projeyi gösteriyoruz. Projede aşırı ışık kullanılmıyor, aksine çelik konstrüksiyon yeniden tanımlanıyor ve gelecekte nitelikli bir tasarımın merkezindeki zarif aydınlatma tasarımına işaret ediyor.

Tasarım uygulamaları köşesinde Mark Carlson, ışık ile yeşil alanları tasarlama konusundaki deneyimlerini anlatıyor.

Bunun dışında şehirlerimizi bugünden nasıl değiştirebileceğimizi araştırdık: Dijitalleşme ve uygulamadaki ilk önerileri sunuyoruz.

Her zaman olduğu gibi bu sayımızda da bilgi hazinenize katkıda bulunmayı ümit ediyor, yorum ve tepkilerinizi bizlerle paylaşmanızı diliyoruz.

Sevgili okuyucular, görsel 1

Kaynak: PLD Türkiye Sayı 66 (Ocak 2018), s. 4–5. Professional Lighting Design (VIA-Verlag) yazısından çevrilmiştir.