Mavi Gezegen Müzesi, Kopenhag – Danimarka

Müze binası “Blå Planet” – Danimarka’nın Kopenhag kentinde Mavi Gezegen

Metin: Jesper Kongshaug, Sonja Kiekens
Fotoğraflar: Adam Mørk

Yaz yavaşça sonbahara geçiş yaparken, gözleriniz kapalı bir şekilde yaz ayları güneşinin en son ışınlarında öylesine durmak ve tamamen ışığa dalmak en güzel anlardan biridir. Sanki her iki ayağınızın üzerinde sağlam bir şekilde yere basıyor, yine de neredeyse ışık içinde süzülüyor ve tepeden tırnağa kadar ışık içinde yüzüyorsunuzdur. Jesper Kongshaus, Kuzey Avrupa’nın en büyük ve modern akvaryumunun aydınlatma tasarımında, ışığın en azından bu manevi tarafını yakalamak ve hissedilir hale getirmek istedi. Böylece ışık, su ve yabancı dünyalara giriş izni verdi…

Danimarka ile İsveç arasında kalan dar deniz üzeri Øresund (Öresund) yolunun hemen yanındaki Amager adasında Kopenhag limanında Ulusal Akvaryum yer alıyor. Denizin akıntısı ve balık akınlarından ilham alınarak geliştirilen olağan dışı tesis, kıvrımlı şekli ile akıntıları ve “akınları” taklit ediyor. Görülmeye değer bina, 3XN mimarları tarafından planlandı ve üç yıl gibi bir süre içinde 85 Milyon Euro’ya tamamlandı. Binanın fırdöndü biçimli tasarımı; iç tarafında da devam ediyor.

Ziyaretçiler, merkezdeki bir salondan başlayarak sanki bir dalganın üzerindeymiş gibi, 53 derin havuz, bir “yağmur ormanı salonu”, etraflarını saran köpek balıkları, vatoz, baraküda ve müren balıklarının bulunduğu 16 m‘lik bir tünelden geçebiliyorlar. Yapının içindeki organizasyon izleyiciyi farklı dünyalara götürürken, kıtalardan nefis kesen temsili görüntüler veriyor.

Deniz altı müzesi 10.000 m2 büyüklüğünde ve 20.000 deniz canlısına ev sahipliği yapıyor. 5.000 m2‘lik dış alanda foklar güneşlenirken, Faroe adalarının kuş kayaları üzerindeki kutup martıları ringa balığı yakalıyor. Taze balık ve deniz canlıları Öst Restoranı’nın spesiyalitesi olarak usta şefler tarafından hazırlanmak üzere menüde yer alıyor. Bunların tatlarına bakmak istemeyenler “Dokunma Akvaryumu”nda farklı deniz canlılarına dokunabiliyor.

Mavi Gezegen, deniz altının sunduğu tüm heyecan verici ve sürpriz hikâyelerle dolu. Ayrıca, denizin altındaki dünyayı gösterecek şekilde tasarlanmış kulisler, düzenli müze anlatımları, dijital platformlar, etkileşimli ekran ve sergi ürünleri tam anlamıyla bilinmeyeni ortaya çıkarıyor. Derin deniz altı dünyasını da gözler önüne seriyor. Ziyaretçilerin izleyeceği besleme saatleri, kendi özel deneyimleri ve düşünceleri, hem bu kadar yakın hem de bir o kadar uzak olan dünyalara bakış imkânı sunuyor. Aslında, mimari ve denizin altındaki hayvan-bitki dünyasını incelemek için ışık, çok önemli bir parametre idi. İhale aşamasında da çok önemli bir rol oynadı.

Projenin Jesper Kongshaug’a verilmesine kadar geçen süre 4 yıldı. 3XN firmasına verilmesinin başlıca nedenlerinden biri; tasarımcının Otel Pro Forma içindeki “Operation Orfeo” için geliştirdiği ve Mavi Gezegen’in aydınlatma tasarımı için kullanılan su motifi oldu.

Su faktörü, sadece bina ve içindeki canlıları değil, Mavi Gezegen içinde bireyin mekânsal deneyimlerini de temsil ediyor. Gerçekten de fuayedeki su efektleri suni ışık ile yaratılıyor. Elektrikli ışık ile birçok çeşitli su sahneleri oluşturulabiliyor. 73 yıl sonra kapılarını kapatan ve içindeki tüm canlıları ile güneydeki yeni yerine taşınan eski “Charlottenlund” akvaryumunda genelde tüm salonlar karanlıktı.

Yeni yerde ise ziyaretçinin, “doğru” organlara sahip olmadığı için sadece bir izleyici olarak kalması istenmiyor. Burada, etrafındaki canlılar ile tam suyun içindeymiş hissinin uyandırılması isteniyor. Projede “yansıma” sıkıntı yaratan konulardan biri oldu. 48 cm kalınlığa ulaşan akrilik cam duvarlar yansıma önleyici olarak planlanmadı. Camların yine de yansıma yapmaması gerekiyordu. Mavi Gezegen içindeki her ışık kaynağı özel olarak seçilerek ve yerleştirilerek camda yansıma yapmaması sağlandı. Serpme ışığı en aza indirmek için aydınlatmanın çoğu reflektör lambalarla donatıldı. Bu işlemle birlikte bir başka zorluk ortaya çıktı: Halojen spotları tercih eden yapı sahipleri ve mimarlarının, eşit değerde bir LED çözümü üretmeleri gerekiyordu. Aynı optik performansa sahip LED lambalar İtalyan üretici Coemar tarafından geliştirildi. Bu lambalar müzenin tamamında uygulandı.

Su efektleri, iki döner cam plaka ve bir mekanik dimmerden oluşan özel bir ışık projektörü ile oluşturuldu. Sistem bir DMX kumandası üzerinden kontrol ediliyor. Renkli cam plakaları, dönme hızının kombinasyonlarında tekrarlanmayan, sayısız olanak ve efektler yaratabiliyor. Tasarım sürecinin henüz başlarında bu projektörlerin tüm ihtiyaçları karşılamayacağı biliniyordu. Jesper Kongshaug, üretici ile irtibata geçti ve takip eden yıllarda, fuaye ve okyanus havuzlarının bulunduğu alana yeni çözümler üretmek üzere hız ve yoğunluk parametreleri ile yeterli çözümler geliştirildi.

İlk tasarlanan dimmer bir grafik filtre ile donatılarak güneşe benzer efektler oluşturuldu. Yeni yazılım ve daha düşük hızlarla denizin derinliklerinde kırılan güneş ışınları efekti yaratıldı.

Mavi Gezegen’in çok az sayıda salonu gün ışığı aldığı için ışık efektleri gün ışığından etkilenmedi. Uygulamanın esnek olmasını sağlamak için lambaları ve ses efektlerini oluşturan cihazları asmak için sahne aydınlatmasında kullanılan bir ışık rampası gibi her alana özel bir sistem tasarlandı. Bu şekilde gerektiğinde lambaların pozisyonu değiştirildi.

Genel aydınlatma salonların tamamında asma tavanın içine yerleştirildi. Ofislerde tavan kaplamalarının arasında ışık rayları yerleştirildi. Akvaryumlu alanlarda ise lambalar asma tavanın altına, görünmeyecek şekilde monte edildi. Akvaryumun kapalı olduğu saatlerde aydınlatmanın temizliği ve bakımı rahatlıkla yapılabiliyor.

Ofis, halka açık ve dış alanlardaki aydınlatmanın koordinasyonu, bütünleşmiş bir bina yönetim sistemi (GMS) üzerinden yapılıyor. Çalışanlar işe geldiklerinde, sistem küçük bir dokunmatik ekran üzerinden kumanda ediliyor ve önceden programlanmış farklı ışık sahneleri devreye alınıyor. Bina cephesi, park yerleri, girişin ve gün ışığına hassas sergi alanların aydınlatmasına yönelik programlar, farklı zaman ayarlayıcılarına sahip bir gün ışığı sensörü ile kumanda ediliyor.

Sergi alanlarındaki aydınlatma ise bir GMS üzerinden kumanda ediliyor. Serginin dinamik ışık akışı, kısmen etkileşimli uygulamalar, ışık ve sesten oluşan bir birleşim içinde sağlanıyor. “Faroe Adaları” adlı sergi alanında izleyiciler, içerden kuşlarla dolu bir Kuzey Atlantik kayalığına bakıyor. Dış alan hemen gökyüzünün altında açık. Bu alanın üzerini çatı ile kaplamak yerine kuşların uçup gitmesini önlemek için bir ağ gerilmiş. Alçak bir seviyede duran güneşin ve sürekli değişen bulutlu gökyüzü görüntüsünün yanı sıra; LED’lerle oluşturulmuş büyük mekanik bir dış alan aydınlatma sistemi, Faroe Adaları’nda sıklıkla görülen ışık ortamına benzeri sahneler yaratıyor. Sistem DMX ile kumanda ediliyor, belli aralıklarla fırtına ve yağmur efektleri oluşturuyor.

İzleyiciler gökyüzündeki şimşek seslerini duyuyor. Hayvanların bulunduğu alanlar için sahneleştirilen görünüm, gerçek gün ışığı durumunu yansıtıyor. Hatta efektler farklı mevsimlere göre oluşturulmuş. Deniz altında ışık kullanılırken belli biyolojik şartların dikkate alınması gerekiyor. Deneyimlemeye yönelik ışığın da buna göre olması gerekiyor. Örneğin; sıcak ışık deniz altında yosunların daha fazla büyümesine neden oluyor. Mavi Gezegen’de genelde akvaryumların aydınlatılması için 10.000K‘lık LED’ler kullanılıyor. Balık ve canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için ışık hiçbir zaman bir anda açılıp kapatılmıyor. Bunun için 45 saniyelik “yavaşça ışığı azaltma” süresi uygulanıyor.

Dev okyanus akvaryumunda 14 milyon litre su bulunuyor ve içinde büyük vatozlar ve köpek balıkları bulunuyor. Bu akvaryumun ışık tasarımı zorlayıcı olmuş. Su içinde güneş duygusu, dört tane güçlü paralel ışın veren bir sistem ile oluşturuluyor. Işınlar balıkların şekillerini vurguluyor ve yosun gelişiminde artış olmasını sağlıyor.

Jesper Kongshaug için köpek balığı ile dolu bir akvaryumda “doğru” güneş ışığını yaratmak için küçük bir şişme bot içinde dolaşmak “özel” bir deneyim oldu. Buna karşılık Kongshaug, kendi başına su üzerinde ilerlemenin ve “bir su samuru ve yaramaz bir mürekkep balığı ile neredeyse arkadaşlık kurmanın” muhteşem olduğunu ifade ediyor.

Kafe aydınlatması ise konukların büyük pencerelerde kendilerini veya diğer konukları görecek yansımalar yapmayacak şekilde tasarlanmış. Böylece denizin üzerinden İsveç’e kadar uzanan görüntünün keyfi sınırsız bir şekilde çıkarılabiliyor. Dekoratif, aşağı doğru sarkıtılmış iki ışık iletken fiber heykel, renk sekanslarını tekrarlamadan organik bir renk paletine göre renk değiştiriyor. Bu heykeller neredeyse Jesper Kongshaug’un kullandığı tipik bir öge, hatta sanatçının markası denilebilir.

Kongshaugh, fiber optik donanımlı uzun bir boru kullanma fikrini ilk olarak, Kopenhag havalimanındaki bir bistronun tezgâhında kullandı. Heykeller Filigran ve Downlight efekti ile öne çıkıyor. Bu anlamda gerçek bir Kongshaug uygulaması.

Dış alanda kamaşmayı önleyecek lambalar seçildi ve konumlandırıldı. Denizden gelen tuzlu hava akrilik cam kaplamalar üzerinde belli bir zamandan sonra difüz bir katman oluşturacak. Bunun için iskele lambaları da korumalı. Projeye özgü olarak geliştirilen iskele tipi lambalar park alanını aydınlatıyor. Bu şekilde elde edilen ışık adası etkisi, her tür anonimlik duygusunu ortadan kaldırıyor. Geleneksel bir çözüm bu duruma uygun olmazdı.

Büyüleyici alüminyum bina cephesi, bir adet 12 m yüksekliğinde ve üç adet 8 m yüksekliğindeki direk lambaları ile aydınlatılıyor. Her biri sekiz spot ile donatılmış. Spotların altısında dar yansımalı beyaz metal buhar lamba ve ikisinde mavi LED’ler bulunuyor.

Lambalar binanın biçimi, yapısı ve konusunu destekliyor. Bina cephe aydınlatması genelde yatay eksenine doğru açıda iken, bina cephesi boyunca görülen yuvarlak hatlı çizgileri kamaşma olmaksızın aydınlatmak zor olacaktı. Binanın tamamı 27.000 m2, bant galvanizli alüminyum levhalar ile kaplandı. Bu sayede bina, tüm gün boyunca deniz ve gün ışığını aynı oranda yansıtıyor. Bir diğer zorluk ise havalimanının havalanma ve iniş pistlerinin her iki taraftan da binaya paralel konumlu olmasıydı. Herhangi bir kamaşmaya neden olmamak için tüm dar yansımalı lambalara efektif bir şekilde kapak uygulandı. Özel geliştirilen kapaklar sayesinde ışığın performansı yağmur, sis veya tuzlu hava nedeniyle azalmıyor. Mavi ve beyaz LED spotlar, güneşin doğuşundan saat 23:00’e kadar Kopenhag’ın yeni mimari simgesini öne çıkartıyor. Gecenin geri kalan saatleri boyunca dim edilmiş mavi LED lambalar devreye giriyor.

3XN mimarı Kim Herforth Nielsen şöyle diyor: “Ziyaretçilerin, kendilerini denizler dünyasına kaptıracağı bir deneyim tasarlamak istedik. İç alanların tasarımında, balıkları izlerken bir maceranın içindeymiş duygusunu yaratmayı hedefledik. Binanın da bu duyguyu desteklemesini sağladık.” İstenilen duygu başarıyla yaratılıyor; ortam adeta eşsiz.

Mavi Gezegen’in aydınlatma tasarımı tüm paydaşlar için başarıyla sonuçlanmış bir proje. Balıklar veya insanlar, her iki grup da dalışta…

Projeye katılanlar:
Yapı sahibi: Ulusal Akvaryum Tröstü / Real Dania
Mimarlar: 3XN, Kopenhagen/Danimarka
Aydınlatma tasarımı: Jesper Kongshaug, Kopenhagen/ Danimarka
Cephe konstrüksiyonu: Kai Andersen A/İsveç

Uygulanan ürünler:
Coemar (LED Projektörler ve Aydınlatma Sistemleri, Rosco (Su efektleri), Fagerhult (Ofisler), Roblon (Fiber Optik), Simes (Dış alan aydınlatması ve iskele lambaları)