LED’ler ve renk kullanımı: Pavyonlaştıramadıklarımızdan mısınız?

    LED’in ticari olarak kullanılmaya başlanması 1960’lı yıllara kadar dayanır. Ancak genel aydınlatmada kullanılarak daha çok hayatımıza girmesi mavi LED’in bulunduğu 2008 yılı ve sonrasında gerçekleşti. Ufak boyutları, uzun ömürleri ve kolayca renk değiştirebilmeleri sayesinde hızla diğer ışık kaynaklarını egale ederek bugün neredeyse bir tekele dönüşmüş durumda. Henüz oturmamış OLED ve gelişmekte olan Lazer tehdit olarak dursa da, artık tüm konvansiyonel ışık kaynaklarının geride kaldığını, şu anda aydınlatma denince akla LED’in geldiğini kabul etmek gerekiyor.

    Bu hızlı sürecin getirdiği kuralsızlık ve standartsızlığın etkilerini şu yazımda dile getirmiştim. (Bakınız: Vahşi batı veya LED sonrası aydınlatma endüstrisi). Bugün ise LED’ler ile renk kullanımı arasındaki ilişkiyi mercek altına almak istiyorum.

    Gün geçmiyor ki, şehir silüetinde yeni bir tarihi cephe daha, aydınlatmasını yenileyerek renkli görüntülere ev sahipliği yapmasın. Bu en kibar tabirle “bağlamsız, temelsiz”, esasında epeyi şuursuz olarak sürdürülen dönüşüm, ölçek olarak bir tek cepheden geniş bir bölgeye kadar farklı büyüklüklerde olabiliyor. Bu konuda Ankara’nın Pursaklar bölgesi, Kuzey Yıldızı parkı ile şimdiden tarihteki yerini inanılmaz bir örnek olarak aldı. BIM poşetli dedelerin pembe ışıklı çardaklarda çekirdek çitlemesi mi, yoksa evinin içerisine kırmızı ışık tutulan insanların her gece çektiği eziyet mi garip inanın, tam kestiremiyorum. Bir de bunların “dekoratif” çalışmalar olarak ifade edilmesi hatta bir dönem Ankara’nın bir aydınlatma ödülüne konu olmasını da hayatın getirdiği cilveler olarak kabul ediyorum. Bu konuda yazdığım, hatta uluslararası bir aydınlatma üreticisi ile tüm ticari faaliyetlerimizin sonlanmasına sebep olan yazı, halen güncelliğini koruyor. (Bakınız: Bir Ankara masalı…)

    Fotoğraf @ www.adabasini.com

    Aydınlatma tasarımının beslendiği birçok disiplin var. Normal şartlar altında, tasarım süreci fizik, elektrik, psikoloji, sağlık ve sosyoloji gibi farklı disiplinlerin katkısı ile ortaya çıkmalı. Bu anlamda renk ile kültürler arasındaki ilişkiye bakmadan yapılan her türlü yaklaşım özde bahsettiğim “şuursuz” dönüşümü besliyor.

    Renk ve kültür

    Her renk her kültürde aynı manaya gelmez. O rengin kullanımı ve çağrıştırdıkları kültürler arasında fark gösterir. En basitinden yeşil rengin müslüman kökenleri olan bir coğrafyada ifade ettiği ile Amerika’da ifade ettiği şey aynı değil. Ya da mevsimsel etkilerin renk sıcaklığı seçimindeki önemi ortada. Kuzey Avrupa’da daha çok sıcak beyaz renk sıcaklığı (2700K, 3000K) beğenilirken, ortadoğu daha çok soğuk beyaz (4000K, 5000K) tercih edebiliyor. İran gibi aynı armatürde 3000K ve 4000K yanyana kullanan kültürler bile var. Bu tercihler zaman içerisinde oluşuyor. Türkiye örneğine döndüğümüzde fazla rengin, yani çeşitli renklerin bir arada ve hareketli olarak kullanılmasının net bir kültürel karşılığı var. “Pavyon”. İstanbul Boğaziçi Köprüsü aydınlatma sürecinde de gündeme geldiği gibi bolca rengi görür görmez çoğumuzun aklına bu kelime geliyor. Halbuki uzak doğuda renkler daha kültürün içerisine işlenmiş ve kabul edilmiş durumda.

    Bağlam

    Kaldı ki “pavyon” yakıştırmasını göze alıp renk kullanmaya karar verdiyseniz bile, çok önemli bir soruya cevap vermelisiniz. Neden? Neden o renkleri, o animasyon ile kullanıyorsunuz? Esasında bu soru aydınlatmaya özel değil, yani disiplin ne olursa olsun, mimari, grafik vb her tasarım kararınızın bir “neden” sorusuna cevabı olmalı ancak buradaki riskli durum bunu daha da önemli kılıyor. Maalesef çoğu zaman bu cevap; çünkü “LED renk değiştirilebiliyor” oluyor. Yani değiştirebiliyorsa neden değiştirmesin? Değil mi? Ne kadar mantıklı!

    Çoğu zaman bu kararların müşteri tarafından verildiğinin farkındayım, yani bu konu açıldığında konuştuğum şatışçı / tasarımcı arkadaşlar “ama müşteri istiyor” diyebiliyor. Haklılar, hatta sunumlarımda anlattığım şu anı halen beni de güldürür. Yine uluslararası üne sahip, başka önemli bir üreticinin teknik ekibinden bir arkadaş anlatmıştı. Azerbeycan’da bir cephe projesine gidiyorlar. Amaç, önceden hazırladıkları 2 senaryoyu müşteriye sunmak ve onay almak. Müşteri dahil, geniş bir ekip hazır bekliyor. Hikayeyi anlatan arkadaş, hazırladıkları senaryoları sunmadan, öncelikle tüm LED’lerin doğru çalıştığını test etmek için kullandıkları bir test senaryosunu açıyor. 5 dakikada olabilecek tüm renklerin amaçsız ve bağlamsız bir şekilde yanıp söndüğü bu test senaryosunu gören müşteri ise “bayıldım” diyor. Sonrasında ne kadar açıklamaya çalışsalar ve diğer senaryoları da gösterseler de müşteri kararını değiştirmiyor. Bugün halen o cephede o test senaryosu “show” yapmaya devam ediyor.

    Kontrol mekanizması ve öneri

    Esasında durumun garipliği de ortada. Tüm şehir siluetini etkileyecek bir alanda tüm karar müşterinin 2 dudağı arasında. Herhangi bir kamu kontrolünün olmadığı her durumda da böyle olmaya devam edecek. Maalesef ülkemizde de halen bu anlamda bir kontrol mekanizması yok.

    Kaldı ki insan doğal olarak sadece 5 dakika boyunca gördüğü “yanar döner” bir şeyden hoşlanabilir. Problem o cepheye tüm gece bakmak zorunda olan şehir ve komşular için geçerli. Şu yazımda belirttiğim gibi ışığa da ses gibi davranmadıkça yani aynı seste olduğu gibi kamusal alanda ışığın kullanım kurallarını oturtmadıkça bu durum aynen devam edecek. (Bakınız: Işık kirliliğini (büyük oranda) önlemek için 3 temel öneri.)

    Uzun bir süredir duyumlarını aldığımız İstanbul Şehir Aydınlatma Master planının duyurulması ve devreye alınması ile beraber umarım bu durum da değişir.

    Benim ise, henüz bu kurallar oturmadan, süreçten samimi olarak rahatsız olan tüm satışçı ve tasarımcı arkadaşlara naçizane bir önerim var. Müşterilerinizi lütfen uyarın, mümkünse sadece 5 dakika değil, tüm gece aynı görüntüye bakmalarını sağlayarak bu onay süreçlerini yürütün. Cepheyi karşıdan gören bir restorantta akşam yemeği olabilir mesela? Daha yavaş geçişler, gece 12 sonrası farklı senaryolar, hepsi önerilebilir.

    Artık gün harekete geçme günü. Ancak hep beraber hareket ederek değişimi başlatabiliriz. Böylece de, son yıllarda artarak devam eden rengarenk hayatımız biraz dinginleşebilir ve bu ışık tecavüzüne zorla maruz kalan insanların mağduriyeti azalabilir. Aksi halde hep beraber yeni bir sorunun bolca kullanımına imza atacağız: “Yoksa siz hala pavyonlaştıramadıklarımızdan mısınız?”

    Emre Güneş


    Also published on Medium.

    Önceki İçerikAydınlatma Proje Tasarımcısı
    Sonraki İçerikEifukuji Tapınağı, Japonya
    Emre Güneş, Ağustos Teknoloji neferi. PLD (Professional Lighting Design) Türkiye dergisi editörü. Endüstri Mühendisi. Galatasaray Üniversitesi Mezunu. Kurumsal hayatta geçirdiği 10 ay sonrası, aile şirketi içerisinde üzerine düşen görevleri yerine getirmek üzerine kariyerini çizdi. Hiç alakası olmadığı bir işe (editörlük), hiç alakası olmadığı bir sektörde (aydınlatma) girme sebebi de budur. 2006 yılından beri olan bu süreçte, sürekli olarak “aydınlatma tasarımı” ile ilgili okudu, yazdı, çizdi, gezdi, gördü, araştırdı ve etkinlikler düzenledi. 2014 yılı başında ticarete atılarak Ağustos Teknoloji’yi kurdu. İnovatif aydınlatma teknolojilerini Türkiye pazarı ile tanıştırıyor.