Kullanıcıya Yönelik Yaklaşımlar Hastane Aydınlatması

hastane1Metin: Selen Ünsal

Hastaneler, bünyeleri içerisinde, hastaları (yaşlı, genç, çocuk), hasta yakınlarını, çalışanlarını (doktor, hemşire, hasta bakıcısı, temizlik görevlisi vs.) bir arada barındırır. Her birinin görevleri, ihtiyaçları ve hastanede bulunma amaçları farklıdır. Buna bağlı olarak nasıl mekânsal çözümler birbirinden farklılaşıyorsa, mekânların aydınlatmaları da bu bağlamda farklılaşmalı; kullanıcı ve ihtiyaçlarına yönelik olmalıdır. Bunu sağlarken de insanların doğal dengesini ve yaşamın akışını bozmamalıdır.

Tasarımda dikkat edilmesi gereken temel faktörler birkaç ana başlık altında sıralanabilir:

  1. Aydınlatma armatürlerinin seçimi; ışık kaynağının, ışık renk sıcaklığı, renksel geriverimi, ışıkta oluşabilecek titreşimler (flicker*), kamaşma kontrolü (direkt ve endirekt kamaşma).
  2. Mekânsal bazlı aydınlık düzeylerinin gerekli değerlerinin sağlanması gerekir. Bu noktada sayısal değerlerin mekânsal malzeme seçimlerinden renk kullanımlarına, mimari elemanlarından, bulunduğu konuma kadar birçok değişkeni olduğu da göz ardı edilmemelidir (Bknz: Tablo 1).
  3.  Enerji verimliliği; gün ışığı kontrolü, otomasyon sistemleri, sensörler. Mekânların kullanım yoğunluğunun, saatlerinin belirlenerek gereken düzenlemelerinin yapılması, 7/24 çalışan bir yapıya büyük geri dönüşler sağlayacaktır.

hastane2Tablo 1

Sıralanan bu temel faktörlerin aslında hastane dışında diğer binaların aydınlatma tasarımında da dikkat edilmesi gereken temel faktörler olduğu görülmektedir. Ancak, farklı işlevlerin bir araya gelmesi, farklı yaşlarda ve durumlarda kullanıcıyı bünyesinde bulundurması kısacası diğer binalardan daha karmaşık bir yapıya sahip olması, hastaneyi, diğer binalardan ayrıştırmaktadır. Özellikle ameliyathane, muayene odaları gibi hayati durumların ortaya çıkabildiği alanları bünyesinde barındırdığı düşünüldüğünde, neden diğer binalardan farklılaşması ve özen gösterilmesi gerektiği de açıkça görülmektedir.

hastane3Öyleyse, daha detaylı inceleyebilmek açısından, içerisinde farklı işlevleri bulunan ana mekânlar üzerinde nelere dikkat edilmelidir? Bu sorunun cevabını 1. Giriş – Bekleme – Hasta Kabul Alanları, 2. Sirkülasyon Alanları – Koridorlar, 3. Muayene Odaları – Ameliyathaneler ve 4. Hasta Odaları olmak üzere dört ana başlık altında inceleyebiliriz.

Hastane giriş – bekleme alanları, ana mekânlar içerisinde, hastanenin en az teknik gerekliliğe sahip noktalarındandır. Aksine ne kadar ‘davetkar’ ve ‘huzurlu’ gözükür ise gelen hastaların kendilerini o kadar rahatlamış hissetmelerine olanak sağlar. Binaya girdikten sonra dikkat çekmesi gereken en önemli nokta ise, karşılama bankosudur. Bu alanın dikkat çekici olması, hastaların hastane içerisinde yönlendirilebilmeleri açısından oldukça önemlidir. Bu yüzden bu bölgenin diğer alanlardan ayrışması için farklı çözümlere gidilebilir. Ancak bu noktada sürekli bulunan ve çalışan kişilerin olduğu da unutulmamalıdır.

hastane4Sirkülasyon alanları, hastanelerin en aktif kullanılan yerleridir. Mekânlar arası bağlantıyı sağlayan bu geçiş noktaları, aydınlatmanın homojen ve sürekli olması gereken yerlerdir. Sirkülasyonun aksamaması ve sürekliliğinin bozulmaması için, yapılan aydınlatma sonucu karanlık noktalar ve keskin kontrastlar oluşmamalıdır. Buna ek olarak sedyede taşınan hastaların konforu unutulmamalıdır. Aydınlatma çözümlerinde, özellikle kamaşma kontrolünün dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta olduğu bu örnekte açıkça görülmektedir. Standart koridorlarda kimse tavana bakarak hareket halinde olmazken, hastane koridorlarında bu sıklıkla rastlanan bir durumdur. Kamaşmanın farklı açılardan da oluşabileceği ve önlenmesi gerektiği unutulmamalıdır.

hastane5Muayene odalarında aydınlatma, o mekânın işlevi açısından en önemli unsurlardan biridir. Doktorun hastaya doğru teşhis koyabilmesi için, hastayı doğru bir şekilde inceleyebilmeli ve renkleri doğru ayırt edebilmelidir. Bu nedenle ışık kaynağının renksel geriverimi (CRI* – >90CRI) yüksek olmalıdır. Bu doktorun, örneğin hastanın cildindeki kızarıklıkları, lekeleri, renk farklılıklarını doğru olarak görmesini ve yorumlamasını sağlar. Aynı şekilde ışık kaynağının, ışık renk sıcaklığı da mekân içerisinde farklılık göstermemelidir (Aksini gerektiren bir durum söz konusu değil ise). Tüm bu özellikler, doktorun doğru teşhis koyma olasılığını arttırdığı gibi hastanenin de güvenilirliğini arttırabilecek özelliklerdir. Ameliyathanelerde ise özellikle ameliyat masasında gereken aydınlık düzeyine çok dikkat edilmelidir. Ameliyatın yapıldığı alandaki aydınlık seviyesi, yakın çevrenin aydınlık seviyesinin 3 katı, arka planın aydınlık seviyesinin ise 10 katı olmalıdır. Aksi takdirde göz aydınlık-karanlık adaptasyonunu gereken sürede tamamlayamaz ve olumsuz sonuçlara yol açabilir.

Hasta odalarında bir hasta ne kadar evinde gibi hissettirilebilir ise, iyileşmesi ve psikolojisi için de o kadar olumlu etki yaratılabilir. Hasta çoğu zamanını, yatarak hasta yatağında geçireceği için yatağın üzerinde onu rahatsız edebilecek bir ışık kaynağının olmaması; bu nedenle endirekt aydınlatmaların, kontrol edilebilir aydınlatma armatürlerinin seçilmesi ve bunların hasta tarafından da kontrol edilebilmesi, hasta üzerinde olumlu etkiler bırakır.

Özellikle uzun süre aynı odada kalan hastalar için aydınlatmanın “biyolojik saat” (circadian rhytm*) üzerinde oluşturabileceği negatif etki de göz önünde bulundurulmalıdır. Yapılan araştırmalarda kısa dalga boyuna sahip ışığın (mavi) melatonin üzerinde en büyük etkiye sahip olduğu kanıtlanmıştır. Bunun dışında; ışığın yanlış zamanda uygulanması da biyolojik saati negatif yönde etkiler. Genellikle insanlar, normal şartlarda, gündüz gün ışığı altında, akşam ise daha sıcak ışık altında hayatlarını sürdürür. Bu düzen bozulduğunda ise uyku saatlerinde kaymalar tespit edilmiştir. Özellikle sürekli gün ışığı almayan ve yapay -elektrik- ışık altında çalışan insanların biyolojik saatlerinde değişiklikler saptanmıştır. Bu sapmalar insan üzerinde pek çok negatif etkiye yol açmaktadır. Bu negatif etkiler; stres hormonlarının artışı, melatonin salgısının baskılanması, yorgunluk, halsizlik, uykusuzluk, RAS (Retiküler aktive edici sistem) etkilenmesi, mevsimsel afektif bozukluk, diyabet ve obezite gibi metabolik bozukluklar olabilir. Tüm bu araştırmalar göz önünde bulundurulduğunda ise zaten hasta olan bir kişinin bir süre için kalacağı odaya, ek olarak yapılacak olan aydınlatmanın, özen gösterilerek yapılması, öncelikle hastanın olmak üzere, çalışanların konforu için de oldukça önemlidir.

Sonuç olarak, hastanelerin mekânsal ve kullanıcı bazlı pek çok değişkeni bulunmaktadır. Örneğin, çocuklara yönelik olan hastanelerin ya da alanların tasarımında renk, görsel ve grafik kullanımları, çocukların dikkatini çekebilmek ve onları rahatlatabilmek açısından oldukça önemli bir araçtır. Mekânların kullanıcıya ve amacına yönelik aydınlatılması için aydınlatma tasarımında ön plana çıkan temel faktörler dikkate alınmalı, gereken aydınlık seviyeleri sağlanmalı ve tüm bu gereklilikler mekânların tasarımı ile bir bütünlük oluşturmalıdır. Bu bütünlüğün sağlanması durumunda çalışanların ve hastaların konforu göz ardı edilmemiş olacaktır. Ayrıca çalışanların performansları artacak, hastaların psikolojileri de olumlu yönde etkilenecektir.

Kaynakça:

  • ANSI/IESNA RP-29-06, Lighting for Hospitals and Healt Care Facilities, 2006
  • Mariana G. Figueiro, (Lighting Research Center) – Chronobiology and Non Visual Effects of Light, Light Symposium, Stockholm, 2015
  • Healthcare Application Guide, Designing People-Centric Hospitals Using Philips Lighting Solution
  • ASSIST Application Design Guide, Health Care Facility Lighting
    http://www.healthcaredesignmagazine.com/

Görseller: www.archdaily.com