Konoba Restoran ve Bar, Mahe Adası – Seyşeller

Nefes kesici güzellik. Mekâna dalış yepyeni bir anlam kazanıyor. Seyşel Adaları’nda Mahe Adası üzerinde bulunan Konoba Restoran ve Bar.

Metin: Joachim Ritter, Alison Ritter
Fotoğraflar: Dusan Kochol

Eğer dalmak, bedenselleşme bilincinin, çevrenin etkisinde hapsolmuş bir şekilde tamamen yok olana kadar aşağı indirilmesi ise, o zaman bu duygu günlük görev ve endişelerimizden kaçmak için düzenli olarak ihtiyaç duyduğumuz bir şey. Şimdi, bu duyguyu alın ve Seyşel Adaları’ndan Mahe Adası’nda bulunan bir adrese ekleyin; sonuçta mükemmel bir tatil yerine sahip olacaksınız.

Tatil yörelerinde bar ve restoranların tasarımı, hedef kitleler birbirinden çok farklı olduğu için zorlu bir görevdir. Özellikle bir restoranın geniş bir alanda kurulumu gerekiyorsa, bu görev daha da zorlaşır. Aileler ve parti arkadaşları, uzak ülkelerden gelen konuklar ve yerel halkın bir sekilde bu mekânda bir araya gelebilmesi sağlanmalıdır.

Seyşeller‘deki Mahe Adası 28 km uzunluğa sahip. Bu adada, diğer tatil yerlerinde aşırı sıklıkla göze çarpan tipik barlar gibi olmayan bir restoran ve bar, Konoba bulunuyor. Bar, özellikle sakinleştirici, doğadan ilham alınmış öğelerin kombinasyonları ile mimariyi ve içindeki yapının etkisini destekleyici ve mekâna bir tür tiyatro görüntüsü veren bir özelliğe sahip.

Proje kapsamında Mahe Adası’nda, bir aile restoranından tek bir düğmeyle bir gece kulübüne dönüşebilecek, bir toplumsal buluşma noktasının oluşturulması istendi. Mekân, yerel halktan sırt çantası ile seyahat edenlere kadar geniş bir kitleye hizmet etmeliydi. Ayrıca renkli, canlı, çekici ve aynı zamanda sade ve modern olmalıydı. Üstelik, yapı sahibinin gemilere olan tutkusu sebebiyle yat limanı ile oluşacak marina atmosferinin de tasarıma dahil edilmesi gerekiyordu.

Aslında kulağa kolay gelen bir projeydi. New York kentinde yaşayan mimar ve baş tasarımcı; kalıcı bir kent yorgunluğundan muzdarip olan ve sadece dinlenmek isteyen herkes için ikna edici bir çevre yaratmak için her tür nedene sahipti. Baş tasarımcı, yapı sahibinin tüm isteklerine odaklandı ve sadece ışığı degil, bir tatilcinin hayal edebileceklerini ve duygularını yakalayabilecek bir konsept geliştirdi.

Albert Angel ve ekibinden neredeyse mevcut olmayan malzeme ile en az el aleti ve inşaat becerileri sayesinde tasarımı yerinde uygulamaları istendi. Mimarinin oluşturulması ile malzeme ve mobilyaların seçiminde yüksek tuz oranı, tropik ısı ve güçlü doğu rüzgarlarının dikkate alınması gerekiyordu.

Aynı zamanda kullanıcıların dinleneceği ve kendilerini iyi hissedecekleri, şımartılmış ve ilham verici bir his veren bir çevre yaratılacaktı. Tüm alışılmış seylerden, günlük ritimden çok uzak bir yere getirilmişliğin kalıcı duygusu yaratılacaktı.

Işık, tasarım konseptinin tamamı için taşıyıcı bir role sahipti. Sonuca gelirsek; cam yemek salonu, gün içinde gölgeli verandadan yansıyan gün ışığını alabilecek şekilde tasarlandı.

Yemek salonundan gözler önüne serilen manzarada; Seyşeller‘in etkileyici, dağlar ve 3 adadan oluşan granit yesili bir ada zincirinden, düşük seviyeli mercan kayalardan ve büyüleyici güzellikte plajlardan oluştuğu görülüyor. Paslanmaz çelikten yapılan ve balığa
benzer 8.000 öğeden olusan süngerimsi bir heykel girişten itibaren mekânın ortasına kadar uzanıyor ve barın üzerindeki mercana benzer tahta payandaya asılı dev, kıvrımlar çizen bir yapıya dönüşüyor.

Bu heykeli yaratan sanatçılar bizzat mimar tarafından tasarım sürecine dahil edilmiş. Sanatçılar, eser öncesinden yaptıkları seramik ve porselen yapıları ile tanınıyor. Konoba projesinin bina yapısı bu büyüklükteki bir porselen konstrüksiyona dayanamayabilirdi. Bunun için, paslanmaz çeliğin yansıma kalitesini öne çıkartan hafif bir yapı geliştirdiler (Uygulamanın toplam ağırlığı 80 kg’dan daha az).

Çelikten yapılmış geniş öğeler ışığı yakalıyor ve sonra okyanustaki balıklara dönüşüyor. Böylece dalma süreci baslamış oluyor! Güneş battıktan sonra yemek salonu, sanki deniz kıyıdan taşarak terasa çıkmışçasına derin bir maviye dalıyor.

Tavana ve duvarın alt alanlarına RGB LED rayları yerleştirilmiş. Paslanmaz çelikten yapılmış balık akını heykelinin üzerine soğuk beyaz ışık vuruyor ve aynı ışık heykel boyunca restoran ve barın içinden geçerek, doğrudan deniz tabanında yemek yiyormuş hissinde olan konukların başlarının üzerinden ilerliyor.

Mimar, burada heykelin yansıtma özelliğini azaltmak istemiş. Paslanmaz çelikten yapılan heykel, mavi ışığı, buraya sınır yapan duvara yansıtıyor. Ancak beyaz ışık, renk yoğunluğu ve yansıtıcı çelik yüzeyi azaltan bir karsı ağırlık seklinde etki yaratıyor.

İlk maketler uygulamaya alındığında sanatçılar da uygulama alanındaydı. “Renk paletinin tamamı başımızın üzerinde uygulamaya alındığında yerde yatıyorduk. Çelik, ışığı tüm mekâna dağıtıyordu ve biz kendimizi su altında gibi hissediyorduk. İşin sahipleri sonuçlardan son derece memnundu ve heykel açılış gecesinde büyük
beğeni aldı.” Tasarımda, ışık renkleri ve yoğunluğu tamamen düzenlenebiliyor. Küçük lounge bölümündeki tavan, dalga biçimli ahşap raylardan oluşuyor. Bunlar da sıcak beyaz ışık ile ritmik olarak aydınlatılıyor.

Işıklandırma için LED çizgileri ve kompakt flüoresanlar ile donatılmış sarkıt lambaların kombinasyonu kullanılıyor. LED çizgileri endirekt ışık veriyor ve sarkıt lambalar ile genel, endirekt aydınlatma sağlanıyor. Masaların üzerindeki mumlar ise mekânda samimi bir ortam yaratıyor. Ahşap latalar mekânın bölünmesinde ve de yemek salonunun sütunlarında da görülüyor. Sütunlara ayrıca ayarlanabilir RGB projektörler yerleştirilmiş. Projektörler stratejik olarak ahşap kalasların arkasına monte edilmiş, böylece gerçek bir derinlik duygusu yaratmak ve mümkün olduğu kadar gölge oluşturarak su altındaymış hissi uyandırmak için kullanılmış.

Bunun dışında paslanmaz çelikten yapılmış obje, sütunlara monte edilen lambaların ışığından biraz yansıma yapıyor.

Mekânların tamamı deniz altındaymış hissi uyandıran şık bir tasarıma sahip. Bar tezgahının bir teknenin gövdesi gibi kaplanması ise balık sırtını andırıyor. Üç katlı bina, geniş alanda yol alan yelkenlileri andıran yapılardan oluşuyor.

Tuvaletler dahi bir teknenin kabinlerine benziyor; tamamı ahşap kaplı ve kapılarda lumboz var. Bu yaratıcı projenin en ilginç efekti, algılarla oynanan oyun. Çelik yapıda çelikten olusan birçok ögeden başka bir şey görmüyoruz. Ancak öğelerin adedi ve yerleşimi ile beynimizde bir balık akınının görüntüsü oluşuyor.

Bu resmin eksik bilgilerini beynimiz deneyim hazinemizdeki verilerle tamamlıyor. Burada ışık tabii ki çok özel bir rol oynuyor, çünkü denizdeki balık akınının görüntüsünü destekliyor. “Balıkların” yeşil veya kırmızı aydınlatılması belki daha iyi ve kolay olabilirdi ancak ana fikir itibariyle yanlış olurdu. Gözlerimiz ve beynimiz için mantıklı bir anlam oluşturmazdı. Renk dinamiğinden henüz kendisini korumayı başarmış olan Mahé Adası’nın
doğaya bağlı sakinleri için hiçbir anlam taşımayacaktı. Fakat konsept çok basarılı, yaratılan ortam çok etkileyici ve deniz altındaki balıklara yakın oldugunuz duygusuna kapıldığınızda, gerçek anlamda nefes kesici.

Eğer bir kimse sanal bir dünyaya dalış duygusunu, fiziksel olarak dünyadan kopma olarak tarif ediyorsa, bu duygu güvensizlik ve şüphe yaratabilir. Diğer taraftan, gençler video oyunları oynarken düzenli olarak bu dalış duygusunu deneyimliyorlar. Simüle edilmiş bir dünyaya kendisini kaptırmış birine tam olarak bu oluyor. Oyuncu sanal alanı tamamen gerçek olarak duyumluyor. Konoba Bar’ın yarattığı etki de bu olabilir.

Konoba’nın modern mimarinin başarılı, entegre ve doğal estetiği olan güzel bir örneği olduğu kesin. Yoğun renk kullanımı ve deniz temasının bilinçli olarak kullanımı, yerel kültürün uluslararası dokunuş ve tarzı ile kombine ediliyor. Buradaki etki sahnesel ve sakinleştirici olarak tanımlanabilecek ara bir noktada. Mekân hem heyecan verici hem de dinlendirici: deniz altındasınız ve yine de nefes alabiliyorsunuz! Etrafınızda balıklar dolaşıyor ve yine de bir kadeh şarabınızın keyfini çıkartabiliyorsunuz.

İçerde misiniz dışarıda mı, bilmiyorsunuz. Yorgun geliyor ve mekândan dinlenmiş ve rahatlamış olarak çıkıyorsunuz.

Mimar ve tasarımcı Albert Angel, proje hakkında konuşurken Marcel Proust’a atıfta bulunmaktan keyif alıyor: “Gerçek kesif yolculuğu yeni yerler aramak değil, onları yeni gözlerle görmektir” diyor. Sonuç olarak hepimiz Seysel Adaları’na gidemeyiz… Sadece algılarımıza hitap eden ışıkla tasarımlar yapmalıyız. O zaman her yere gidebiliriz. Söylemesi kolay…

Projeye katılanlar:
Yapı sahibi: Green Ocean Investments; Konoba Restaurant & Bar,
Angelfish Bayside Marina, Roche Caiman, Mahé/Seysel
Mimar, Baş tasarımcı ve peyzaj tasarımı: Albert Angel
Aydınlatma tasarımı: Albert Angel ve Jovelyn Philogene, New York/ABD
Heykel “Balık akını” Scabetti – Dominic ve Frances Bromley, Leek/Birlesik Krallık

Uygulanan ürünler:
Sarkıt lambalar: Artemide
Aydınlatma tekniği: American DJ