Karanlık

karanlik1Metin: Michael Hawkins

İnsanlar tarih boyunca hayatlarını düşük aydınlık seviyelerinde, yani gölgelerde geçirdiler. Artık karanlık bölgelerimiz azaldı. Hatta gecelerimiz dahi elektrikli ışığa boğulmuş durumda. Elektrikli ışıktan önceki zamanlarda geceler tehlike ve korku doluydu. Yine de günün karanlık saatleri toplumsal yaşamı destekler nitelikteydi. İnsanlar karanlık saatlerde bir araya gelirdi. Gözlerimiz gölgelere veya karanlığa uyum sağlayacak şekilde gelişti. Araştırmalar da bu şekilde daha sağlıklı olduğumuzu kanıtlıyor…

Güvenli koşullarda karanlık, sosyalleşme anlamında gayet güzel olabilir. Karanlığın veya gölgelerin aydınlatma planlamasında bilinçli olarak kullanımıyla, aydınlık ve eşit oranda aydınlatılmış bir iç mekânda ulaşamayacağımız bir toplum duygusu geliştirebiliriz. Böylece mekân ve cisimlere biçim veren görsel çerçeve koşullarını da yaratırız. Karanlıkta hayal gücü ön plana çıkar. Ayrıntılar kendi deneyimlerimize göre tamamlanır ve bu nedenle kullanım deneyimi neredeyse içgüdüsel olarak zenginleşir.

karanlik2Evlerimizde daha az ışık olması kişisel ve toplumsal avantaj sağlayabilir. Özel alanlarımızda ışığı düşük tutarsak görsel sistemimizi harekete geçirebilir ve düşüncelerimize odaklanabiliriz. Karanlık başkaları ile paylaşıldığında; örneğin aile üyeleri ve arkadaşlar arasındaki yakınlık artar. Sosyal bir grup içinde daha samimi bir ortam yaratılabilir çünkü insanlar birbirini görebilmek için daha yakın oturur ve dururlar. Görmek öncelikli duyumuz olarak iş yapmadığında, akustik duyumuz harekete geçer. İnsanlar arasındaki iletişim görsel rahatsızlıklar oluşmadan sağlanır ve duyma kapasitesi artar. Difüz beyaz ışık ile aydınlatılan mekânlar çoğu zaman iki boyutlu görünür. Mesela küre biçimli bir obje daire gibi görünür. Gölge oluşumu ile objelerin yüzey yapıları ve üç boyutlulukları algılanır.

karanlik3Her geçen gün geceleri yüksek aydınlık seviyeleri ile oluşan sağlık riskleri hakkında bilgi ediniyoruz. Bunların sonucu depresyon, şişmanlık ve belli kanser hastalıkları olabilir (Itai Kloog 2010) (Laura K. Fonken 2010) (Tracy A. Bedrosian 2011). Elektrikli ışığın bulunmasından ve ışık tekniğinin gelişiminden beri gecelerimiz yerini aydınlığa bıraktı. Artık, çok uzun zamandan beri süren bu gidişata dur demeli veya öncelikle bir başka yön vermeliyiz. Yeni ve geliştirilmiş teknolojiler sayesinde; aynı ışık miktarında çok daha düşük veya aynı şekilde enerji tüketimi gerçekleştirerek daha fazla ışık elde edebiliyoruz. Eğer daha az ışık oluşturmak için daha az enerjiye ihtiyacımız var ise, kalıcılığa önemli ölçüde katkı sağlamış oluyoruz.

Karanlık veya bilinçli olarak oluşturulan gölgeler, neredeyse her aydınlatma projesine entegre edilebilir. “Karanlık” ile ilgili tezimi kanıtlamak için bir deney yaptım. Bunun için insanların birlikte yaşadıkları bir mekânı seçtim. Görevim bir evde olan bir mekânı daha yakından izlemekti. Çok kolay bir şekilde oluşturulabilen bir tasarım çözümünden mümkün olduğu kadar çok insanın faydalanması gerekiyordu. Ev sahiplerinin çok azı profesyonel bir aydınlatma tasarımcısı ile çalışabildiği için deney yeri olarak New York kentinde bir apartmanda ortalama bir daire seçtim.

karanlik530. Cadde’de bulunan 18 no’lu daire; yaklaşık 23 m2 büyüklüğünde ve tek odalı. Daire, bulunduğu bölge (Astoria) için ortalama bir ev. Astoria’da yaklaşık 154.000 kişi yaşıyor. Astoria bir iş semti ve New York kentinin kuzey batısında yer alan Queens bölgesinin orta gelir grubunun oturduğu bölge. Aydınlatma tasarımında “kullanıcı grubu” olarak bir çifti tanımladığım için biraz zorluk vardı. Tek odalı bir daire bu alanda birçok farklı aktivitenin yapıldığı anlamına gelir. Bu mekân iki kişi tarafından paylaşıldığı için tasarım bölgelerinin iyi tayin edilmesi şarttı. Ayrıca ışığın, öncelik ve ihtiyaçları doğru karşılaması açısından, iyi koordine edilmesi gerekiyordu.

Daire binanın köşesindeki ilk katta yer alıyor ve geceleri sokak lambalarının ışığı ile aydınlanıyor. Işık dairenin güney duvarındaki dört pencereden giriyor.

Işığı azaltmak ve daire içindeki ışık koşullarını daha rahat bir hale getirmek için farklı tedbirlerin alınması gerekti. Aksi takdirde dairenin çevresi sürekli aydınlık kalacaktı. İç mekân çok uygundu çünkü sosyal alışveriş farklı katmanlarda oluşabilecekti. Arkadaşlar ile yapılan bir akşam yemeğinde herkes düşük aydınlatma gücü ile kendisini rahat hisseti. Hafif ışıkta aynı zamanda karşılıklı sohbet de daha rahat oluyordu. İnsanlar geceleri rahatlamak istediklerinde çok aydınlık olmayan bir yerde oturmayı, sakin bir yerde düşünmeyi veya kendilerine gelmeyi isterler. İnsanlar kendi dört duvarı arasında biraz da kendi kendine kalmak isteyebilir. Bu nedenle onlara, daha karanlık bir çevre olması gereken yerlere, daha az ışık uygulamalarını öneriyorum. Düşük aydınlatma veya karanlık romantik bir hayaldir. Ateş böceğinin, aslında kapkaranlık bir ortamda bir yerden bir yere uçuşan görüntüsü hem nostaljik ve güzel hem de romantik olarak algılanabilir.

karanlik6Neredeyse herkes bu değerlendirmeye katılabilir. Master tezimi savunmak üzere karanlığı daha ayrıntılı bir şekilde tanımlamayı hedefledim. Belgelerimi ve kitaplarımı incelerken “kara” veya “karanlık” kelimeleri ie bağlantılı olarak aydınlatma gücünü not etmeye çalıştım. Elde ettiğim sonuçların grafiğini oluşturduğumda “karanlık” değerlerinin çoğunun, metre kare başına 2,5 lümen’in altında olduğunu gördüm. Ancak, alan metre kare başına 161,45 lümen’e kadar çıkıyordu. Bazı araştırmalarda metre kare başına 161,45 lümen, karanlığın ölçü birimi olmak yerine bir mekân içindeki ışık ortamını tarif etmek için kullanılıyordu. Bu analizden ne çıkartıldı? Karanlık görecelidir.

Sonra gecenin tarihçesini araştırmaya karar verdim. Kentlerimiz elektrikli ışığın sıcaklığına kavuşmadan önce insanlar için karanlık çoğu zaman hayati tehlikeler barındırıyordu (Ekirch 2005). Geçmişte gecenin ışık durumu ile ilgili nostaljik düşünceler geliştirmek kolay ancak gece ile bağlantılı olan korku ve tehlikeleri de unutmamak gerekir. Eski sanat eserlerini izlerken, bunlarda gösterilen gece görüntülerini daha yakından incelemeye karar verdim. Bugünün aydınlatma tasarımı için eski ışık ortamlarını nasıl baz alabiliriz ve böylece gelecekte ışığı nasıl planlayabiliriz diye baktım.

karanlik7Modern toplum, gecenin bir parçası olan ışığı normal olarak kabul ediyor. “The Lighting Handbook” (IESNA) adlı kitapta dünyadaki doğal ışık kaynaklarının sağladığı aydınlatma güçleri listelenmiş. Listede doğrudan güneş ışığının vermiş olduğu yaklaşık 100.000lx’ten kapalı bir gökyüzü ile 0.000215278lx’ün (David L. Dilaura 2011) altına kadar düşen değerler verilmiş. Gözlerimiz yüksek aydınlık farklılıklarına uyum sağlayacak şekilde evrimleşmiş. Ben gece aşamasında parametre olarak gözün uyumunu dikkate almayı ve genelde alışık olduğumuzun altında aydınlatma gücü kullanmayı talep ediyorum. Geceleri çok ışıkta bulunma gibi eski alışkanlığımızdan kurtulmalıyız. Enerji tasarrufu yapma olasılığı da geceleri daha düşük aydınlatma gücü kullanmayı teşvik etmeli.

Önce halen yaşadığımız ışık koşullarını (aydınlatma gücünü) bir ele alalım. Yeni teknolojiler devreye girdikçe düşük watt’lı yüksek ışık elde ediyoruz. Bu gelişme ile enerji tasarrufu yapabilir ve aynı aydınlık seviyesini elde edebilir veya aynı enerji tüketiminde daha fazla ışık alabiliriz. Aynı şekilde daha az ışık kullanıp daha az enerji tüketebiliriz. İnsanlar, ışık yoğunluğu azaldığında gözlerin doğal reflekse uyum sağladığını öğrenmeli.

Bugüne kadar temel parametre olarak aydınlatma güçleri ile çalıştım. Tek odalı dairedeki mevcut şartları ilk defa değerlendirmek istediğimde başka ölçü birimlerini de devreye almam gerektiğini anladım. Kullandığım lüks metre, düşük aydınlatma güçleri için uygun değildi. Elimdeki lüks metre ile aynı akşam çekeceğim yüksek kontrastlı resimleri (HDR fotoğrafları) kalibre etmek istedim. Akşamları alabildiğim tek ölçümler metre kare başına Candela (ışık yoğunluğu ölçümü) oldu. Aydınlatma gücü ile ışık yoğunluğu arasındaki gerekli değişim konusunda zamanla, farklı şekilde düşünmem gerektiği kanısına vardım. Aydınlatma gücü ve ışık yoğunluğu arasındaki ilişkiyi inceledim. Karşılaştırma yapabilmek için bir AGi32 modeli (maket) oluşturdum. Gri tonlarda karelere bölünmüş bir yüzeyde difüz alanlı aydınlatma ile eşit bir aydınlatma gücü elde ettim. Işık yoğunluğunu, Agi32 maketinde ve HDR fotoğrafında yanlış renklendirme ile sağladım. Bu karşılaştırma şunu gösterdi: Aydınlatma gücü düştükçe kontrast o kadar azaldı. Bu kulağa doğru orantılı gelebilir ancak farklı malzemelerde, az ışıklı bir mekân tasarımında farklılık için kontrastın az ışıkla daha yüksek olması gerekir. İkincisi: %50’lik bir yansıma derecesinde aydınlatma gücü ışık yoğunluğuna eşit oldu. Bu da şu anlama geliyor: Yansıma derecesi %50 olan bir yüzeyin aydınlatma gücü beş “foot-candle” (53,8lx) ölçülüyor ise, yüzey ışık yoğunluğu 5 cd/m2 oluyor.

Master çalışmamı desteklemek için aydınlatma gücü ve ışık yoğunluğu karşılaştırması incelemenin önemli bir parçasını oluşturdu. Whistler’in “Nocturnes” (Gece tablosu-gece görüntüleri) adlı eserini incelerken, pembe renklendirilmiş olan Nocturne tablosunun bir iç mekânı gösteren tek eser olduğunu tespit ettim. Whistler genelde motif olarak peyzaj görüntülerini kullanıyor. Bu nedenle kontrast ilişkisini incelemek ve master tezimin konusuna ayrıntılı bakmak için bu portreyi kullanmaya karar verdim.

Bir ev ortamında olabilecek faaliyetleri dikkate alarak pembe renkteki “Nocturne in Pink” tablosundaki kontrast ortamını 23 m2’lik tek odalı daireye aktardım. Samimi ortam, televizyon ortamı, rahatlama, sohbet, yiyip içme gibi faaliyetler 10 ile 50lx arasında farklı karanlık ışık ortamlarında yapılabilecek faaliyetler. Meditasyon ve uyuma, karanlık skalasının en alt ucunda veya tamamen karanlıkta yapılabilecek işler. İnce işler, yüz bakımı veya saç şekillendirme gibi aktiviteler daha fazla ışık gerektiriyor. 23 m2’lik tek odalı bir dairede bu işler için seçenek çok fazla değildi. Görmeyi sağlayacak köşe veya yerleri önceden tespit ettim. Sonra, “Nocturne in Pink” tablosundaki uygun yansıma derecelerini grafiğe yerleştirdim. Basit bir döşeme yerleşimi ile AGi32 modelini kurduktan sonra “Nocturne in Pink” eserinin bir resminden kestiğim JPEG’in yardımı ile modeli oluşturdum. Bir sonraki görevim, faaliyetleri dairenin karanlık ve aydınlık bölümlerinde gerçekleştirecek şekilde tasarlamaktı.

Önce dairenin mum ışığında nasıl olacağını bulmak istiyordum. Mum ile ilgili IES verilerini araştırırken LED mumuna ilişkin verilere ulaştım. Fotometrik verileri AGi32 modeline yerleştirirken LED mumunun gerçek bir muma göre çok daha aydınlık olduğunu gördüm. Işığı dim ettim ve mum şekilli dekoratif bir obje buldum. Alev şeklini IES verisine yükledim, sembolü mum alevinin yaklaşık değerine düşürdüm. Yeni tasarlanan IES mum alevini mekândaki çeşitli yerlere yerleştirdiğimde; mum ışığı ile farklı ışık ortamları tasarlayabileceğimi ve hepsinin “iyi” sonuçlar verdiğini gördüm. Sabit lamba veya mum düzeni planlamamaya karar verdim. Bunun yerine daha fazla ışık gerektiren bölgelere daha fazla mum ışığı yerleştirdim. Mekân bölücü ve ilk göze çarpan öge olarak bir paravan kullandım. Paravanın bir tarafında yüksek diğer tarafında daha düşük bir refleksiyon derecesi vardı. Böylece kullanıcı, karanlık bir köşede bulunsa dahi isterse köşeye daha fazla ışık vermek için paravanın yüksek yansımalı tarafını kullanabilecekti. Farklı mum yerleşimleri test edildi. Sonuçlar istenilen çeşitliliği ve karanlığı sağlamak için mekânda çok miktarda “ışık kaynağının” dağıtılması gerektiğini gösterdi. Sol sayfanın sağ alt köşesindeki resimde daire içine alınmış yedi mum grubu gösteriliyor. Kırmızı dairenin her biri tek bir lambayı gösteriyor. Üçü yukarıda, biri mutfak dolabının altında ve üçü ulaşılabilir ölçüde yakın bir noktada. Sol alttaki AGi32 çizimleri göreceli olarak daha karanlık. Hedefim kullanıcıların mekânı ihtiyaç duydukları şekilde aydınlatabilmesiydi. Bu araştırmada her bir lamba açık konumda olduğu için karanlık olmadan ışığı dim edebileceklerdi. Sağdaki yanlış renkteki çizimler aydınlatma gücü ile ışık yoğunluğu arasındaki farkı gösteriyor. Hatta “karanlık bir bölgede” göreceli olarak yüksek aydınlatma gücünde, mekânın o bölgesindeki malzemenin yansıma derecesi bölgede aydınlığı algılamayı azaltıyor.

Okuyucular bu çalışmayı karanlık açısından değil daha çok ışık tasarımı açısından yorumladığımı söyleyebilirler. Bu şekilde yaklaşmam, çalışmamın savunmasını zayıflatmayacak aksine daha da destekleyecektir. Profesyonel bir planlamacı tarafından tasarlanmış olan mekân, aslında ayrıntılarına kadar incelenmiş ve analizi yapılmış bir mekândır. İnsanlar, uzman planlamacıların desteği olsun olmasın yaşadıkları mekânlar konusunda çok daha fazla düşünmelidir. Karanlık, mekânların kullanımı ve yaşanması konusunda kullanıcıları bilinçlendirme uyarısıdır. Bizler aşırı ışık alışkanlıkları içine hapsolmuş durumdayız ve artık karanlığı görmüyoruz. Karanlığı arayın ve de kullanın!

Kaynakça:

  • Akashi, Yukio. “Implementing Mesopic Photometry.” Lighting Design + Application,
    2006: 24-27.
  • Anna Steidle, Lioba Werth. “Freedom from constraints: Darkness and dim illumination
    promote creativity.” Journal of Environmental Psychology, 2013: 35, 67-80.
  •  Bartholomew, Edward. Embracing Darkness. University of Washington, Seattle. 2009.
  •  Chris Lowe, Philip Rafael. “Light Design – The Dark Art.” Professional Lighting Design,
    2011: 24-29.
  •  D. Shuboni, L. Yan. “NIGHTTIME DIM LIGHT EXPOSURE ALTERS THE RESPONSES
    OF THE CIRCADIAN SYSTEM.” Neuroscience, 2010: 170, 1172-1178.
  •  David L. Dilaura, Kevin W. Houser, Richard G. Mistrick, Gary R. Steffy, ed. The Lighting
    Handbook: Reference and Application (Iesna Lighting Handbook). 10th . New York: Illuminating
    Engineering, 2011.
  • Ekirch, A. Roger. At Day’s Close: Night in Times Past. New York: W. W. Norton & Company, Inc., 2005.
  •  Herve Descottes, Cecilia Ramos. Architectural Lighting: Designing with Light and Space (Architecture Briefs). New York: Architectural Briefs, 2011.
  •  Itai Kloog, Richard G. Stevens, Abraham Haim and Boris A. Portnov. “Nighttime light level co-distibutes with breast cancer incidence worldwide.” Cancer Causes & Control, 2010: Vol. 21 2059-2068.
  •  Laura K. Fonken, Joanna L. Workman, James C. Walton, Zachary M. Weil, John S. Morris, Abraham Haim, Randy J. Nelson, and David L. Denlinger. “Light at night increases body mass by shifting the time of food intake.” Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America, 2010: Vol. 107 18664- 18669.
  •  Leora Radetsky, Marianna G. Figueiro. “Illuminating Engineering Society of North America.” IES Light and Health Seminar. 2011.
  •  Michael F. Marmor, MD. “Ophthalmology and Art: Simulation of Monet’s.” Arch Ophthalmol, 2006: Vol. 124, 1764 -1769.
  •  Nikunen, Heli. Perceptions of Lighting, Perceived Restorativeness, Preference and Fear
    in Outdoor Spaces. Finland: Aalto University Publication Series, 2013.
  •  O’Dea, W. T. “Artificial Lighting Prior to 1800 and Its Social Effects.” Folklore, 1951: Vol. 62, 312-324.
  •  Owen, Sue. “These Fireflies.” Poetry (Poetry Foundation), 1993: 281.
  •  Tanizaki, Jun’ichiro. In Praise of Shadows. London: Jonathan Cape, 1991.
  •  Tracy A. Bedrosian, Laura K. Fonken, James C. Walton, Abraham Haim, and Randy J.
    Nelson. “Dim light at night provokes depression- like behaviors and reduces CA1 dendritic spine density in female hamsters.” Psychoneuroendocrinology, 2011: 36, 1062-1069.

Alıntı yapılan vaka araştırması çalışmaları:

  • Herve Descottes, Cecilia E. Ramos, Architectural Lighting Designing with Light and Space,
    Princeton Architectural Press (2011), 84
  •  Sabine De Schutter, Thuy Chinh Duog, Sebastian Krapp, Hanna Martus, Birte Schaper,
    Mia-Alina Schauf, Florian Strenge, Crowddarkening, SociaLight Competition Board, (2013), 1
  •  http://dinersjournal.blogs.nytimes.com/ 2011/12/06/at-dans-le-noir-dining-in-the-dark/

Also published on Medium.