İsveç’in Stockholm kentinde King ofis binasında biyofilik tasarım

Geleceğe dönüş

Metin: Jo-Eike Vormittag
Fotoğraflar: Joachim Belaieff

Doğada her bitki ve hayvan türü, yeşerebilmek ve gelişebilmek için en uygun koşulları bulmaya çalışır. Fikirlerde de durum farklı değildir. Çalışma mekânları ne kadar iyi özellikler sunarsa, fikirler o kadar yaratıcı olur ve başarılı sonuçlar verir. Bunlar, özellikle modern iş dünyasında veya bu tür yaklaşımların gerekli olduğu ve kabul gördüğü, şehirlerde bulunan şirketlerin talep ettiği bir gerçektir. Belirtilen türde iş yerlerinin atmosferi; çalışanları yaratıcı, esnek ve ilham alıcı performansa teşvik edebilir. Renkli, fantezi dolu video oyunları geliştiren bir yazılımcının, görevlerini yapması için bu belirtilenler hiç de fena bir temel sayılmaz.

King’in genel merkezinin bulunduğu “eski yeni” bina İsveç’in başkenti Stokholm’un göbeğinde, iki ana caddenin kesiştiği kavşakta yer alıyor. Oyun yazılımı yapan firmanın ağırlıklı konuları sosyal veya online oyunlar, sosyal bir ağ içinde veya akıllı telefonların aplikasyonları üzerinden indirilebilen türde. King’in en büyük buluşlarından biri dünya çapında tanınan Candy Crush oyunu.

Şirketin bulunduğu eski bina 1931 yapımı ve ateş tuğla cephesi ile göze çarpıyor. King bu binaya taşınmadan önce, çok farklı işletmelere ev sahipliği yaptı. Şimdi ise, restorasyonu ve King’in taşınması sonrasında medya sanayisinin bir eritme kazanına dönüştü. Bunun nedeni ekibin artık her tür renkli video oyununu orada geliştirmesi değil, çalışanların geliştirdikleri oyunlarda görünen sanal dünya ile bu iş yerindeki gerçek dünya arasındaki sınırların kalkmış olması. Burası parlak yaratıcı fikirlerin bol olduğu bir yer.

İç mekân tasarımı için mimarlar tabiat anadan ilham almışlar. Doğa, bitkiler ve hayvanlar için en uygun koşulları yaratıyor ve bize büyük bir ilham kaynağı oluyor. Şimdi tüm bunların mimariye aktarılması ve gelecekte yazılım geliştiricilerin inovatif çalışmalarına etki etmesi bekleniyor. İsveç’in peyzajında görülen türde bir orman, ofisin kalbinde yaratılmış. Orman, büyük bir çatı altında ofisin en büyük bölümü olan avlusunda. Bu alandan içeri giren doğal ışık masa, sandalye ve yapay ışığı yerleştirerek basitçe sarf edilmiyor, aksine doğal ışığa özel bir görev yükleniyor. Doğal ışık, değişen ışık ile de gerçekte olduğu gibi gölgeler oluşturuyor, bu projede sanal hava durumu senaryolarına karışıyor ve suni olarak oluşturulan mevsim değişikliklerine katılıyor. Avluda bir orman oluşturulduğu ve de avlu gerçekten yazılım geliştirmek için yaratıcı bir çalışma alanı olarak kullanıldığı için sanat yaratılıyor. Eş zamanlı olarak burada bir parça gerçek dünya ile karşılaşılıyor. Aynı durum aydınlatma tasarımında da görülüyor. Farklı armatürler doğal ışığı destekliyor. Ormanı içten aydınlatmak için taşıyıcılara projektörler konumlandırılmış. Bankların ve oturma alanlarının arkalarına ışık şeritleri yerleştirilmiş. Ağaçlara uygulanan küçük ışık noktacıkları ağustos böceklerini anımsatıyor. Tavan armatürleri dalları görünür hale getiriyor ve RGB Gobo projektörleri ışıkları ile karakteristik hava durumunu ve mevsimlere özgü sahneleri destekliyor. Hava durumu ve mevsim görüntüleri digital projektörler ile ormanın zeminine yansıtılıyor.

Yine de bu suni projeksiyon çok daha fazlasını yapma kapasitesine sahip.
İç tasarımın sloganını ışık ve sesle öne çıkartıyor, ofisin tüm farklı mekânlarını birbirine bağlıyor. Projeksiyon, adımları algılayan ve bu adımları gösterilen farklı sahnelere aktaran interaktif bir zemin. Adımlar yaklaşınca ormanda böcekler koşuşturuyor, koridordaki gölet içinde balıklar yüzüyor ve saklanmak için hemen kayboluyor. Ayakların arasından nehirler akıyor. Işık avludaki ormanda değişen mevsimleri nasıl gösteriyorsa su da zemindeki digital projeksiyonlarda aynı şeyleri yapıyor. Örneğin kış aylarında donuyor ve üzerinde gezen çalışanların adımları altında çatırdamaya başlıyor.

Binadaki her mekân sadece özel tasarımı ile “parlamıyor”, aynı zamanda kendine özgü bir aydınlatma konsepti ile de öne çıkıyor. İç mimarlar ve aydınlatma tasarımcıları bir arada çok yakın çalışarak bu göz alıcı deneyimi kısıtlı zamana rağmen yapmayı başardı.

Mekânlar kendine özgü aydınlatma tasarımları ile her tür duruma veya çalışma metoduna uygun bir ortam oluşturma kapasitesine sahip. Çalışanlar farklı çalışma ortamı seçebilirler. Bu yer sabit bir masa, suni ormanın yumuşak tepelerinde uzanarak veya oturarak laptopla veya bir salıncakta oturarak çalışma olabilir. Yaratıcılıkta neredeyse hiç sınır yok. Belli tanımlı çalışma ortamlarından oluşan daha klasik ofis mekânlarına burada çok özel bir çözüm getirilmiş. Örneğin, çalışma masasına dönebilen bir kol uygulanarak kola aşağı doğru sarkıtılan bir armatür monte edilmiş. Rahatça oturulabilen ve çalışılabilen mekânlarda, duvara monte edilen armatürler masaların üzerine doğrudan ışık veriyor. Ayrıca mekânın köşelerindeki ahşap panellerin hemen arkasına yerleştirilen LED şeritler, ortamın havasını öne çıkarmak için arkadan hafif bir ışık veriyor. Kantin masaları, asılı armatürler ile aydınlatılıyor. Armatürler ise raylara monte edilmiş. Ortamın tamamı mekân kullanıcılarının kendilerini rahat hissetmelerini ve stressiz olmalarını teşvik ediyor. Örneğin, kütüphanede koltuk ve okuma ışığı bulunan masalar var, neredeyse evde gibi.

Giriş bölümü ve girişin kendisi gün veya mevsim zamanına göre ayarlanabilir aydınlatma çözümü kombinasyonları sunuyor. Girişte karşılayan görevlinin hemen arkasında yer alan firma logosu elektrikli raylara monte edilen projektörler ile aydınlatılıyor. Karşılama masası ise, masanın alt kısmına entegre edilen aydınlatma sayesinde büyülü bir şekilde havada süzülüyor görüntüsü veriyor. Zemindeki video projeksiyonları girişe giden yönü gösteriyor ve doğayı taklit eden duvar kaplaması ile uyumlu.

Ofisin birçok noktasında arkadan aydınlatma uygulanmış. Elektrik raylarına monte edilen projektörler ise bir video oyununda kullanıldığı gibi esnek bir vurgulama ışığı sunuyor. Proje, kolay veya basit bir aydınlatma tasarımı sunmuyor, aksine ışığın amacına uygun nasıl tasarlanabileceğini gösteriyor. Mekânda her ayrıntı incelendi. Kullanıcıları kim, burada nasıl çalışılıyor gibi faktörler değerlendirildi. Buna göre, insanların, zamanının en büyük kısmını yani çalışma zamanlarını geçirdikleri mekânlara uygun bir konsept tasarlandı.

Ofisin iç alanının tamamı King’in sanal gerçek oyun dünyası içinde gibi aydınlatma tasarımı ile sıçrıyor ve koşuyor. Her iki dünyanın en büyük özelliği, sundukları görsel cazibeler ve konfor. Bunlar bir çalışma ortamının özel unsurları. İç mekân ve aydınlatma tasarımının yaratıcı kombinasyonu, tasarımın kaynağı olan doğal ortamı ofise taşıyor. Bu da çalışanları ve onların çalışma motivasyonunu etkiliyor. Doğadaki bitkiler gibi burada fikirlerin yeşermesi isteniyor. Ofis tasarımında bu tür değişimler son yıllarda sıklıkla uygulanıyor. Çalışanlarının verimliliğini, yaratıcılığını ve memnuniyetini artırmak için çalışma ortamları giderek inovatif ve rahat olacak şekilde değiştiriliyor ki çoğu işveren artık bunun önemini anladı. Bunun için gereken araç ve koşullara da sahip. Tüm bunlar video oyunu geliştirici King firması için olduğu kadar yaratıcılık alanından gelen diğer şirketler için de gelecek vadediyor.

Projeye katılanlar:
İç mimari: Adolfsson & Partners
Aydınlatma tasarımı: ÅF Lighting – Martin Petersson, Tobias Olsson, Fanny Englund, Francesco Guastella, Kai Piippo
Etkileşim tasarımı: 3D-sense
DMX programlaması: Geir Sire


Also published on Medium.