Işık Kirliliği her sene artıyor ve bu insan sağlığı için kötü haber

Toplumun geceleri aydınlatma yeteneği kadar zenginlik ve ilerlemeyi takip eden bir şey olmadı. Önceleri kamp ateşi ve meşale lambaları başlayan süreç, daha sonra gaz lambaları, nihayetinde akkor lamba ile devam etti. Franklin Roosevelt’in 1936 Kırsal Alanda Elektrifikasyon Yasası hem elektrikten yoksun Amerikan çiftliklerinin % 90’ına modernite getirmek hem de halen derin buhranın etkisinde olan Amerikan ekonomisini canlandırmak için bir çabaydı. Korenin uzaydan görüntülenen gece görselleri, özellikle 38.paralel kuzeyindeki karanlık ve güneydeki parlak ışıklar ile medeniyet ile aydınlatma arasındaki ilişkiyi gösteriyor.

Şimdi ise, Science Advances’de yayınlanan yeni bir uydu görüntüsü çalışması, iyi bir şey olduğu yadsınamayacak bu gerçeği çok abartmış olabileceğimizi gösteriyor. Gezegenin karanlık yüzü her geçen gün daha da parlaklaşıyor ve bu insan, hayvan ve bir bütün olarak ekosistemin sağlığına önemli zararlar veriyor olabilir.

Küresel parıltı büyüyorsa, bunun nedeni sır değil. ABD’de ve diğer gelişmiş ülkelerin banliyölerinde yaşanan genişleme, karanlık ve sessiz arazileri kaplıyor ve Çin’de patlayan büyüme, bir zamanlar boş kırsal bölgeler olan yerlerde tamamen yeni şehirler üretiyor. Geleneksel sodyum buhar sokak lambalarından LED’lere geçiş, her yeri daha da aydınlattı, geleneksel sarı-altın kentsel aydınlatma daha parlak bir mavi-beyaza dönüştü. Ve LED’lerin getirdiği enerji verimliliği, böylece ucuz işletme maliyeti ile eskiden o kadar aydınlatma imkanı olmayan yerler de bugün tamamen aydınlatılmış durumda.

Gece parlaklığının ne kadar genişlediğini belirlemek için Potsdam’daki Geosciences Araştırma Merkezi’nden fizikçi ve ekolojist Christopher Kyba ve ekibi Amerika’nın Suomi NPP uydusunu kullanarak NASA ile ortak bir çalışma yürüttü. Hedef 2012 – 2016 yılları arasında gezegenin etrafında gece aydınlatmasını izlemek ve haritalamaktı. Bu iş gece nerelerin daha karanlık nerelerin daha aydınlık olduğunu not etmekten çok daha karmaşıktı.

Birincisi, bulut örtüsü gezegenin bazı bölümlerinin yalnızca aralıklarla görülebileceği anlamına geliyordu. Diğeri ise, geçici, istenmeyen ışıklar Batı Avrupa’da ve özellikle de Avustralya’da dört yıllık gözlem döneminde meydana gelen orman yangınları gibi bazı alanları zamanla daha koyu hale gelmiş gibi görünen sonuçlara neden olabildi. Bir de tabii ki ışığın saçılması konusu var. Şehirden kilometrelerce uzakta bile yıldızları göremememizin sebebi atmosferin bir dağıtıcı gibi davranması ve şehir aydınlatmasını dağıtarak kırsal alanı bile kaplaması.

Bu nedenle, araştırmacıların en önemli zamanı yanıltıcı verileri genel bulgularından ayırmaya ayrıldı. Nihayet sonuçları ortaya koyup analiz ettiklerinde bazı önemli veriler buldular. Dünyanın yapay olarak aydınlatılmış alanı yılda % 2.2 oranında büyüdü ve bu oran yavaşlama eğilimi göstermiyor. Sürekli aydınlatılmış arazinin payı, yani aydınlatmanın hiç kapanmadığı, örneğin iş yerleri, alışveriş veya yemek bölgelerinde olduğu gibi yerlerin oranı da yılda % 2.2 arttı. Toplam aydınlık veya aydınlığın birleştiği parlaklık yılda % 1.8 büyüdü.

Bazı nispeten küçük ama parlak ışıklı alanlar gece parlaklığına oransız katkılar yapar. Örneğin tek bir uluslararası havaalanı, Amerikanın batısındaki kasabadan 30 kat daha parlak olabilir. Zengin ülkeler, bu sürpriz değilse de yoksul ülkelerden daha fazla ışık kirliliğine katkıda bulunuyor. Gözlem dönemi boyunca bir bölgenin gayri safi yurt içi hasılasındaki % 13’lük büyümesi gece aydınlatmasında yaklaşık % 15’lik bir artışa yansıdı. Araştırmacılar bu bulguyu daha da kırarak yapay aydınlatma seviyelerinin belli bir bölgedeki kişi başı gelirinin istikrarlı bir şekilde arttıkça 2.000 USD veya daha düşük bir seviyeden 6.000 USD’na, ardından 17.000 USD’na yükseldiğini ve nihayetinde 17.000 USD’nın üzerine çıktığını gösterdi.

Bunlardan hiç biri kötü haber olmak zorunda değil. Dünyanın ne kadarının gece aydınlatıldığını gösteren aynı uydu görüntüleri yüzeyin büyük çoğunluğunun hala karanlık olduğunu gösteriyor. Yani kamaşmadan kaçmak için çok uzaklara gitmenize gerek yok. Daha aydınlık şehir ve kasabalar daha güvenli yerler demek. Ve eğer ışık zenginlik demekse, aynı tarafta olmaktan şikayetçi olmak zor.

Ama doğa bir bedel ödüyor. 2017 yılında yapılan bir çalışmada, su yollarına yakın yapay aydınlatmanın böcekleri su yüzeyinden aydınlatma kaynağına doğru çektiği ve gıda zincirlerini bozup yerel ekosistemi zayıflattığı bulundu. Bu yılki başka bir çalışma, deniz kaplumbağalarının nüfus azalması ile artan aydınlatma miktarı arasında direkt bir ilişki buldu. Yumurtadan çıkan kaplumbağalar yıldızları takip ederek denize gitmek yerine şehir ışıklarını takip ederek yırtıcı hayvanlara yem oluyorlar. Yine ay ışığı ve yıldızları takip ederek, göç eden kuşlar, ışık kirliliği şehirleri ele geçirdiğinde yanlış yönlere gidebiliyorlar. Bitki örtüsü de etkileniyor. 2016 yılında yapılan bir çalışma ağaçların normal sezonları dışında açtığını gösteriyor. Aydınlatma ile tomurcukları önceden büyümeye iterek, onları bahardan önce açarak soğuk havalara karşı savunmasız bırakıyor. Bu, meyve bahçelerini ve bitkileri de etkileyebiliyor.

Son olarak, bir de insanlar, yani bizler üzerindeki etkileri var. Amerikan Medikal Derneği bizleri özellikle mavi-beyaz LED’lerin gece kullanımı ile azalan uyku saatleri, uyku kalitesi ve gündüz performans düşüklüğü ve obezite ile ilişkisi ile ilgili uyarıyor. Daha önemlisi, bir Harvard araştırması, suni aydınlatma ile artan oranda göğüs kanserini ilişkilendirdi. Özellikle melatonin hormonunun azalması ve sirkadiyen ritmimizin bozulması ile bağlantısı var. Bu bağlantı, şimdilik sadece daha önce veya şu anda sigara içen menapoz öncesi kadınlarda görüldü ve bağlantı sıkıntı verici.

Kesinlikle kimse tüm ışıkları kapatmak istemez. İnsanlar doğayı bir sebeple terk etti. Ve geri dönülme ihtimali de artık çok zayıf. Ancak doğaya ve karanlığa biraz daha yer ayırmak, dünyayı daha sağlıklı bir yer haline getirebilir.

Haber kaynağı: http://time.com/5033099/light-pollution-health/


Also published on Medium.