İngiltere’nin Londra kentinde bir park için güneş tutulması ve bir yer için bir park

Güneşin ay ile buluştuğu yer

Metin: Jo-Eike Vormittag, Joachim Ritter
Fotoğraflar: Speirs + Major, James Newton, Bell Phillips Architects

Şehirlerin dış bölgelerinde kalan yeşil alanlar ve parklar giderek, şehirlerin daha fazla genişlemesi için geliştirme planlarının odağı haline geliyor. Daha iyi bir yaşam kalitesi için konut veya ticari alanlara kontrast oluşturacak bir sınır koymak yerine mevcut olanı genişletmek veya hemen yeni bir şey inşa etmek için en küçük yer bile kullanılıyor. Peki bahsedilen tüm alanlar mı kurban ediliyor? Hayır! Dünya genelinde, bu gidişata boyun eğmeyen mimar ve şehir planlamacılarından oluşan bir hareket sınırsız inşaatlara direnç göstermekten vazgeçmiyor. Sonuç olarak ortaya çıkan “Pocket Parks” (Cep parklar”). Bu alanlar sayesinde, sayısı zaten az olan kent içindeki “ölü noktalar” gezmek, deneyimlemek, enerji toplamak veya nefes almak için bahçe tasarımı yapılmış ve aydınlatılmış mekanlara dönüştürülüyor.

Durum biraz karışık: Şehir içinde, merkezi alanlar az olduğu için değerli. Giderek artan şehir nüfusu için park alanları yapmak yerine belediyeler, yapı sahipleri veya arazi kiralayanlar küçük alanlara inşaat yapmayı daha karlı buluyor. Buna karşılık şehir sakinleri giderek daha yüksek sesle tüm bu binaların arasında güzel ve dinlendirici alanların olmasını talep ediyorlar. Genel olarak deneyimler bu tür alanların, yeni, aralıkları dolduran binaların inşaatı esnasında değil, semtlerin yenilenmesi sırasında oluşturulduğunu gösteriyor. Yeşil alanlar geleceğe yönelik bir yatırım. Dar şehirlerimizde bina cepheleri, yüksek binaların çatıları ve hatta eski tramvay yolları – alttan veya üstten geçen hatlar – yeşil alanlar olarak kullanılıyor. Aydınlatma tasarımı da talep ediliyor. Böylesine yeşillendirilen alanların aydınlatılmalarının yanı sıra tasarlanmaları da isteniyor.

Londra’nın merkezinin kuzeyinde kalan Borough of Camden semtinde böylesine bir hikâyeye rastlıyoruz. Birkaç yıl önce, bahsedilen semtin en önemli düğüm noktası King’s Cross istasyonunun kapsamlı bir restorasyonu ve genişletilme çalışmalarına başlandı. Tren istasyonunun kuzeyinde kalan bölge, o tarihe kadar eski sanayi yapılarına sahipti ve bu alanın yeni bir şehir merkezine dönüştürülmesi hedeflendi. Tabii ki aynı bölge için baştan beri yoğun bir konut inşaatı da planlandı. Ancak, belirtilen eski sanayi yapılarından biri eskiden göze çarpan bir gaz deposuydu. Deponun etrafından yavaş yavaş binalar yükselirken ve depoyu çevrelerken, gelişmelere direnen hareketin üyeleri dikkatlerini bu bölgeye yönelttiler… Sorumlu mimarlar bu durumda depoyu yıkmak yerine onun kalmasına ve özel bir şekilde farklı kullanımına karar verdiler: Tarihi depo yeni semtte küçük bir “cep parkının” merkezine dönüştürüldü. Bu işlem için peyzaj mimarları görevlendirildi. Speirs + Major firmasının deneyimli tasarımcıları özel bir aydınlatma tasarımı geliştirdiler. 8 Numaralı gaz deposu, zamanında King’s Cross semtinin ikonik depolarının en büyüğüydü. Şehrin dışında kalan bölge için tipik bir görüntüydüler ve yanıcı gazların depolanması için kullanılıyorlardı. Gazlar ise sanayileşmenin başlarına kadar ışıklandırma için kullanılıyordu. Zamanı aşarak bugüne kadar gelen ve özel bir miras olan bu depo baştan beri alanın yeniden canlandırılmasına yönelik çalışmalara dahil edildi. Küçük alanın bir parka ve etkinlik sahasına dönüştürülmesi istendi. Bu nedenle, gaz deposunun ilk aşamada derinlemesine restore edilmesi gerekiyordu. Bunun gibi hazneler, daha doğrusu çelik konstrüksiyonlar eşsiz yapılardır. Aydınlatma tasarımcıları asıl bunları öne çıkarmak istiyordu. Ayrıca, alanın hem gündüzleri hem de geceleri ilgi çekici, güvenli ve kullanabilir olması sağlanmalıydı. Aydınlatma tasarımcıları yuvarlak şekli inceleyince, özellikle geceleri yeni ölçüler koyacak bir aydınlatma fikrini ortaya attı. Alan, aynı anda canlı ve herkesi kendisine çekerek deneyimlere olanak sunacak bir yer olacaktı. Tasarımcılar, bir astronomik olaydan, güneş tutulmasından ilham aldılar. Gaz deposunun içine uygulanan suni aydınlatma ile taklit edilen tutulma yaklaşık 20 dakika sürüyor. Uygulamada daha özel bir efekte, güneş tacına, aslında görünmeyen, sadece güneş tutulmasında, ay güneşin önüne doğru kaydığında gözle görülen ve görülmeye doyulamayan, çok sıcak ışık tacına dikkat edildi. Gaz deposunda önce tüm ışıklar kapatılıyor ve tutulma başlatılıyor. Üç dakika içinde ışık doğudan batıya doğru sönüyor, sonra iki dakikalık bir karanlık oluşuyor. Bu aşamada güneş tacı efekti, tam güneş tutulması oluşuyor ve sonra batıdan doğuya doğru tekrar ışık giriyor ve ortam tamamen aydınlanıyor.

Bu gösterinin etkileyici bir şekilde uygulanması depo içinde iki fikre dayanıyor. Bir tarafta tarihi, çelikten oluşan konstrüksiyon (ön tarafından dikey dar çelik destekler ve aralarından geçen çapraz taşıyıcılar) hafif ve son derece hassas bir ayarla zeminden ve soğuk beyaz ışık ile aydınlatılıyor. Bu şekilde konstrüksiyonun hatları gayet rahat seçilebiliyor ve silüeti uzaktan rahatlıkla algılanıyor. Gövde iç kısımdan, dinamik güneş tutulması esnasındaki ışık geçişleri ile aydınlanıyor. Diğer taraftan, restorasyon çalışmaları kapsamında içeride deponun etrafı boyunca üzeri kaplı, dekoratif bir yol oluşturulmuş. Yolun üzerinde cilalı paslanmaz çelikten yapılmış açılı duran taşıyıcı kolonlar yer alıyor. Hemen zemine, kolonlar boyunca tavana kadar aynı soğuk beyaz ışık renginde ışık veren küçük projektörler yerleştirilmiş. Işık tavandan zemine doğru geri yansıyor. Tasarım sayesinde yapıya dışarıdan bakıldığında güneş tacının hafif ışığı gibi bir görüntü algılanıyor. Görünür hale gelen ışınlar yirmi dakika süren suni güneş tutulması boyunca değişiyor. Işınlar her yana dağılıyor. Işığın hareketi konstrüksiyonun asimetrik şekli içinde desenler ve gölgeler ve de cilalı yüzeylerde esnek yansımalar oluşturuyor. İşte tüm bunlar “cep parkı” ve ziyaretçileri için hafif, ışıklandırılmış bir eğlence ortamı sunuyor ve etrafındaki bitki örtüsü ile birlikte parkın tasarımını tanımlıyor. Işık kontrolü, bir astronomik saate göre ayarlı ve ışık döngülerinin akışını ayın takvimini referans alarak uyguluyor. Aydınlatma tasarımı, merdiven alanları ve rampalarda uygulanan sıcak beyaz ışık ile de tamamlanıyor. Bu alanda ışık kaynakları tırabzanlara yerleştirilmiş.

Eğer King’s Cross’daki 8 nolu gaz deposu hissedebiliyor olsaydı, görkemli zamanlarını çok geride bıraktıktan sonra yerini yüksek binalara bırakmak üzere yıkılmak yerine bu şekle bürünmesine çok sevinirdi. Depo artık şehrin dışında yer alan sık dokulu bir konut bölgesinde bulunan küçük rahatlatıcı bir parkın merkezinde değil, aynı zamanda hassas ayarlar, yalınlık ve verimlilik ile öne çıkan olağan dışı bir aydınlatmanın da merkezinde. Kelimenin tam anlamıyla ilahi bir parlaklık yaratan, çekici, güvenli ve kullanılabilir olan bir aydınlatma. Çünkü aynı ilahi parlaklıktan ilham ve referans alıyor. Suni güneş aydınlatması insanları kendisine çeken bir deneyim. Tüm bunlar otomatik olmuyor, daha çok başarılı bir uygulama ve özellikle güneş tacını taklit eden lambalar sayesinde gelişiyor. Obje dar bir yapıya sahip olmasına rağmen aydınlatma tasarımcıları, ışığın genel olarak gaz deposunda kalacak şekilde ayarlanarak uygulanmasını sağladı. Gerektiği miktarda, dışarıdan görünecek ve içeri çekecek kadar, güvenlik hissi ve heyecan oluşturacak ve çevredeki konutları ışığı ile rahatsız etmeyecek kadar.

Mark Major ve Keith Bradshaw’un etrafındaki ekip, yine görünen ile çalışmadı, görevin derinliklerine el attı. Gaz eşittir enerji ve enerji eşittir alev kırmızısı. Gaz eşittir mavi renk. Ekip bu unsurlardan hiçbirini kullanmadı. Aslında çoğu tasarımcı, yapı sahipleri ve mimarlara bu fikri kolayca sunabilirdi. Objenin yapısı ve mühendislik yapısının tasarımı, gaz deposunun tarihi içeriğinden daha önemli. Çok daha fazlası. Proje, kentsel çevredeki görevinin yeni bir tanımı. Bu görev, çekimser bir konumda kalma ve entegrasyon ile öne çıkıyor, herhangi bir ısrarcı aydınlatmanın göze çarpması ile değil. Ancak, bu noktada proje hedefini şaşırmış olabilir. Çünkü, tasarım tüm gece aktivitelerinde çekimser değil, aksine davetkar bir yapıda. Bir tür çelişki ancak yine de istenileni sağlıyor. Aydınlatma tasarımcısının niteliklerini ortaya koyan bir sanat eseri.

Projeye katılanlar:
Yapı sahibi: Argent
Mimar: Bell Phillips Architects
Peyzaj mimarı: Dan Pearson Studio (Bitkiler),Townshend Landscape Architects
Aydınlatma tasarımı: Speirs + Major – Mark Major, Philip Rose, Andrew Howis
Teknik: Arup + Hoare Lea
Aydınlatma kontrolü: Control Lighting
Ana tedarikçiler: Photonstar, We-ef, Mike Stoane Lighting and Control Lighting

Uygulanan ürünler:
Uplighter yolun üzerindeki çatı uygulaması:
1 Watt LED, soğuk beyaz, dar yansımalı, Photonstar
Uplighter tarihi gaz deposu: 24 Watt LED, soğuk beyaz, dar yansımalı, We-ef
Tırabzanlar: Lineer LED-armatürler 18 Watt, sıcak beyaz, Mike Stoane Lighting


Also published on Medium.