Close

31/05/2021

“Illuminated River” Londra köprülerini aydınlatıyor

Metin: Rowan Moore

Westminster Köprüsü, © James Newton

Işığın, şekil ve renkleri görmemizi sağladığı açık. Bu da onu bir şekilde mimarinin temel kılıyor.

Işık olmasa mimarların kendilerini biçim ve süsleme konusunda yormalarının pek bir anlamı olmazdı. Ayrıca tonu, yoğunluğu, yönü, kontrastı ve renginin de değişebilir olması, aydınlattığı katı maddenin onunla birlikte değiştiği anlamına geliyor. Ancak mimari güzellik tartışmalarında, özellikle de yapay formları tuhaf bir şekilde ihmal edilir. Planlamanın ışık hakkında söyleyecek pek az şeyi bulunur. Plancılar pencere detayları ve cephe malzemeleri konusunda endişelenir, ancak ışığın bir cam ofis bloğundan alev alev parlaması veya imarcıların apartman kulelerini korkunç pembeye boyaması konusunda yapabilecekleri pek bir şey yoktur.

Sokak ve bina aydınlatmaları bir şehre dair algıyı ve oradaki yaşantıyı derinden değiştirebilse de (güvenlik ve çevresel performanstan bahsetmiyoruz bile) genellikle bu konuda tasarımcılara pek az başvurulur.

İyi aydınlatma; bina, park ve yeni meydanlar yaratmaya kıyasla kamusal alanı iyileştirmenin oldukça ucuz bir yoludur. New York’lu sanatçı Leo Villareal’in İngiliz mimarlar Lifschutz Davidson Sandilands ile birlikte yarattığı, Londra’daki Thames köprülerinin aydınlatmasını en az 10 yıllığına dönüştürmek için iddialı bir plan olan Illuminated River (Aydınlatılmış Nehir), bunun nasıl olabileceğini gösteriyor.

Işığın mimari söylemdeki bu paradoksal görünmezliği, 31 milyon Sterlinlik projenin kolay olmasa da nispeten ufak bir yaygara ile gerçekleşmesine olanak tanıdı. Diğer büyük ölçekli öngörüler -2011’de önerilen “yüzen park”, bir bahçe köprüsü- lojistik ve politik karmaşıklıklar nedeniyle boşa düştü. Ancak, Londra Köprüsü’nden Millennium Köprüsü’ne kadar Illuminated River’ın dört planının düğmesine Temmuz 2019’da basıldı. Blackfriars’tan Lambeth’e kadar beş köprü daha aydınlatılacak. Lambeth’ten daha yukarıdaki beşi şimdilik beklemede, çünkü onları destekleyen fon sahipleri, Covid’in vurduğu kültür kurumlarından gelen benzersiz taleplerle karşı karşıya.

Bu beş yeni köprü, başkentin siyasi ve kültürel merkezlerinden geçen, turist ve ziyaretçilerin en çok “Londra” olarak kabul ettiği, geceleri en kalabalık olan, St Paul Katedrali’nden Ulusal Tiyatro’ya ve Southbank Merkezi’nden Parlamento Binasına uzanan bölgede. Her akşam alacakaranlıktan gece 2’ye kadar görülebilecek renk paletleri, fuşyadan kadife çiçeğine kadar değişiyor; Waterloo, korkuluklarının her biri boyunca hızla değişen bir gökkuşağı şeridine ve alt kısımlarında gün batımı renklerine sahip. Hungerford Demiryolu Köprüsü’nün her iki yanına bağlanan çift yürüyüş yolu olan Golden Jubilee Köprüleri çoğunlukla beyaz. Pek bilinmeyen ve çok da eski olmayan bir geleneğe göre Westminster, Avam Kamarası’ndaki koltuklar gibi yeşil olmak zorunda, bu yüzden Villareal’in planında yeşilin nane/fıstık/malakit/trafik lambası yeşili spektrumundan oluşuyor. Lambeth, Lordlar Kamarası’ndaki koltuklar gibi kırmızı olmalı, ancak şimdi aynı zamanda mora da dönüşüyor.

Illuminated River (Waterloo’dan Lambeth’e). © Jason Hawkes

En azından bunlar, geçici ilk açılışta gördüğüm tonlardı. Villareal tarafından belirlenen modele göre aydınlatma sürekli değiştiği için başka tonlar da olabilir. Bunların, “yaşayan, nefes alan şeyin”, yani nehrin hareketine tepki verdiğini ve “onun etrafındaki hareketliliği yansıttığını” (gelgitler, köprülerdeki insanlar ve araçlar) söylüyor. Örneğin Golden Jubilee yürüyüş yollarının korkuluklarındaki beyaz ışıklar, arkalarındaki trenlerin hareketlerini tamamlayan yatay ritimlerle yanıp sönüyor. Köprülerdeki renkler bazen hızlı, bazen yavaş, bazen aynı anda tüm köprüde, bazen kemer kemer olacak şekilde değişiyor. Salgın, Villareal’in Londra’ya gelmesine izin verdiğinde genel plan da değişecek: Projenin bu aşamasında şimdiye kadar Covid yüzünden gerçekleşemese de tasarımlarına sahada çekidüzen verip ince ayar yapmak Villareal’in olağan uygulaması.

Burada bazı tehlikeler var. Hareketli renkler biraz lav lambası, biraz erken 2000’ler ekran koruyucusu, 1977 civarı bir Yunan adası turist diskosu gibi olabilir. Proje, henüz bir tasarım yarışması sonucu Villareal’e verilmeden önce, hayırseverler Jacob ve Hannah Rothschild tarafından başlangıcından bu yana bir “sanat eseri” olarak, bazen de “dünyanın en uzun kamusal sanat işi” olarak tanımlandı. Ne var ki Thames ve üzerindeki köprüler zaten görkemli ve Turner, Monet, Whistler gibi sanatçılara ilham olagelmiş, bu yüzden üstlerine yerleştirilmiş başka bir sanatsal yorum katmanına ihtiyaç duyup duymadıkları şüpheli. Kinks, Waterloo Gün Batımını olduğu haliyle övebildiğine göre yapay hava şartlarına ne gerek var?

Köprülere gereken şey, yıllar içinde gelişen geçici ve bazen kaba aydınlatma düzenlemeleri yerine, en iyi hallerini ortaya çıkarmak için biraz sevgi ve özen göstermek. Pratikte Illuminated River’ın başardığı şey bu. Villareal, “mevcut güzelliğin daha da fazlasını ortaya çıkarma” arzusunu dile getiriyor, yani bu, kemerlerin alt tarafındaki karmaşık yapıları ortaya çıkarmak veya demir ve taş arasında ağırlık dağılımını incelikle vurgulamak anlamına geliyor. Çoğu zaman da işe yarıyor.

Bunun bir istisnası, yan kısımlarını planlandığı gibi ışık seline boğmanın teknik olarak olanaksız olduğu Waterloo Köprüsü. Bunun yerine yerleştirdikleri gökkuşağı şeritleri rahatsız edici ve bu alandaki en güzel yapının hangisi olduğunu belirsizleştirip alta yansıtılan daha ince renkleri boğuyor. Umarız bu ayarlanabilen bir şeydir. Yoksa Villareal’ın dengeyi kurması lazım. İsterseniz onun ışıklarına bakarak gösterinin tadını çıkarabilir ya da onları insan-doğa harikası Thames’in arka planı olarak deneyimleyebilirsiniz.

Ayrıca birinin rahatsız olduğu hissine kapılıyorsunuz. Nehrin büyük bir kısmı kusturucu bir anarşiye maruz kalırken -yerden fışkıran kara para aklayan gökdelenler; South Bank Center’ı yutan, şu anda aktif olmayan perakende bataklığı- işte size çok yeni yazılım ve teknikleri (düşük enerjili LED aydınlatma, örneğin) akıllıca kullanan işler.

Burası, başka kamusal alanların bir şeyler öğrenebileceği bir yer ve bu amaçla Illuminated River’ın yöneticisi Sarah Gaventa, düşünce kuruluşu Centre for London ile birlikte başkentte daha iyi aydınlatma çağrısı yapan bir rapor hazırladı. Ayrıca Illuminated River Vakfı, projeyle kazanılan uzmanlığı ücretsiz olarak kullanılabilir hale getiriyor. Böylece diğer kasaba ve şehirler bundan yararlanabilecekler. Hepsinin Illuminated River kadar karmaşık ve ısmarlama bir projeye ihtiyacı olmayabilir ancak iyi kullanılmış ışık tertibatlarının moralleri nasıl yükseltebileceğini gösterdiği kesin.

Haber kaynağı: https://www.theguardian.com/artanddesign/2021/apr/11/illuminated-river-thames-bridges-london-leo-villareal-lifschutz-davidson-sandilands

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir