Gri taşlar, akıllı görüntü

İsviçre’nin Basel kentindeki sanat müzesinin ışık pervazı, taşa kazınmış bir medya cephesi gibi

Metin: Jo-Eike Vormittag
Fotoğraflar: Derek Li Wan Po

Ateş tuğlası alınır, tek tek birbirine geçecek şekilde yapıştırarak yukarı doğru örülür. Ortaya sağlam, pürüzlü görünümlü ve dokulu bir bina cephesi çıkar. Ateş tuğlası, ahşap gibi binlerce yıl önce ilk yerleşimlerde kullanılan ve o tarihlerden beri geliştirilen ilk yapı malzemelerinden biridir. Hangi türü ve rengi olursa olsun ateş tuğlasından örülen duvarlar özellikleri nedeniyle zaten doğal ışık ile olağanüstü bir ilişki içindedir. Basel Sanat Müzesi’nde cephenin tamamı ise etkileyici bir şekilde çalışılarak LED ışık kaynakları ile donatıldı ve eşsiz bir medya cephesine dönüştürüldü.

Müzenin ek binası şehrin merkezinde, beş sokağın kesiştiği bir kavşakta bulunuyor. Poligonal şekilli yapı gri ateş tuğlası ile örülü ve tam yerine uygun olarak ve eski müzeye bakar konumda dar bir kavşağa inşa edilmiş. Hemen göze çarpıyor ve kent görüntüsüne değer katıyor. Bina kaplamasının sadeliği; şekil, renk ve etki açısından hemen öne çıkmıyor, fark edilmiyor. İçinde sanat ve kültürün olduğu tanınmış müze gibi değil, daha çok köşeli, pragmatik bir otopark binasını hatırlatıyor. Neyi çağrıştırıyor olursa olsun bu tür bir illüzyon. Taş ve ışığın, toplamda ustaca tasarlanmış bir bina kılıfının, mükemmel bir şekilde yerleştirilen yapı malzemesinin birlikte varoluşunun bir sonucu. Bina cephesinin ana kısmı 12 metrelik bir yüksekliğe kadar klasik, kenarlı tuğlalardan oluşuyor. O noktadan sonra özel, üç metre genişlikte bir bant binanın çevresini dolaşıyor. Bu amaçla sekiz santim yükseklikli tuğlalara uzunlamasına iç bükümlü bir kertik uygulanmış. Tuğlalar, cephedeki bandın öne çıkmasında başrol oynuyor. Toplam 40 adet yatay şeritle zarif bir kabartma oluşturulmuş. Bunların içinde zemine ve dışarıdan görülmeyecek şekilde her 22 mm’de bir adet LED aydınlatma yerleştirilmiş. Açık renkli tuğlanın bükümlü kertiğinde ise difüz bir ışık yaratıyor. Hemen yakınındaki LED’ler de bir pikseli oluşturuyor. Birlikte toplam 1306×40 piksellik bir çözünürlük elde ediliyor. Bu alandaki pervaz bandı bir ışık bandına, ışık bandı ise ışık ile kontrol edilen bir medya ve bilgi ekranına dönüşüyor. Bu yapının tamamı ise müzenin yeni halinin en önemli tasarım aracı haline geliyor. Dünya çapında tanınmış müze, sadece içinde barındırdığı sanat eserleri ve sergileri ile öne çıkmıyor, aynı zamanda “iç” yaşantısının taleplerini dışarı aktarıyor. Ancak, yazı geçişleri ve süslemeler için suni ışık çalıştırılmadan önce güneş ışınları devreye giriyor. Güneş ışınları pürüzlü tuğla taşlı bina cephesi ve girintili çıkıntılı yüzeyinin tamamında genel olarak bir ışık gölge oyunu yaratıyor. Çünkü güneş ışınları özellikle derin kertikler içinde gölge oluşturuyor. Bu alanlar bina cephesinin diğer kısımlarına göre daha koyu renkte görünüyor. Diğer taraftan görünmeyecek şekilde yerleştirilen LED’lerin ışık yoğunluğunu kumanda etmek için sürekli bir referans kaynağı haline geliyor. Işık yoğunluğu binanın çatısına yerleştirilen sensörler ile sağlanıyor. Güneşin sürekli değişen konumu ile ortaya çıkan doğal ışık durumu ölçülerek LED teknolojisinin buna göre kendisini ayarlaması sağlanıyor.

Ortaya “gölge ekranı” olarak adlandırılan dinamik yazı veya görüntüler çıkıyor. Görüntüler ile bina cephesinin şeffaflık derecesi de azalıyor veya artıyor. Binanın iç alanı dış alanı ile etkileşim içinde gibi. Açık gri tuğla ile örülü, dokulu duvar akşam saatlerinde LED’lerin yansıma gücü arttıkça daha şeffafmış gibi görüntü veriyor. Yeterli gün ışığı olduğu sürece ekrandaki ögeler koyu piksellerden oluşuyor. Görüntü bandı siyah beyaz yansımada ve görüntü sahneleri duvara uygulanmış veya çizilmiş gibi. Akşam görüntüleri ise pozitif ve aydınlık. Motifler daha açık renkli piksellerle gösteriliyor. Böylece içerisi görünüyor. LED’lerin ışık rengi dikkatlice seçilmiş. Burada sıcak beyaz ışık kullanılmış. Böylece, LED’ler gri bina cephesinin sıcak renkliliğine uyum sağlıyor. Projede mimarlar bir parça modern mimari yaratmış ve iArt’ın tasarımcıları ışık bandını mimarinin ayrılmaz bir parçası olarak tasarlamışlar.

Mimariyi öne çıkaran ateş tuğlası yüzyıllardan beri çok önemli bir yapı malzemesi olarak kullanılıyor. Aynı durum, yapıları alanlara bölme ve dekorasyon amaçlı kullanılan pervaz bandı için de geçerli. Her iki bileşen sadece başarıyla bugüne taşınmakla kalmıyor, ışık gibi özel bir ölçü ile kombine ediliyor ve geliştiriliyor. Doğal ışık doku gösterici ve temelde önemli-vurgulayıcı rolünü koruyor. Diğer yandan artık LED ışığının görünmeyecek oluşu ve son derece ustaca uygulanması bu tür medya cephelerinin oluşmasına katkıda bulunuyor. Kaldı ki cephe ilk bakıldığında bir medya cephesiymiş görüntüsü vermiyor.

Burada doğal ve suni ışık karşılıklı örnek bir oyun içinde. Işık, mimariyi deneyimlemeye olanak sağlıyor. Taş, ışık, ayrıca teknik açıdan en ince ayrıntısına kadar geliştirilen konsept; tüm mimarların ve tasarımcıların iş birliğinde olağanüstü bir etki yaratıyor. Sanki iç ve dış alanın birbiri ile etkileşimde olduğu hissini uyanıyor. Müzedeki hareketliliğin ritmi dışarı etki ediyor ve orada ışık ile izlerini bırakıyor. Basel Sanat Müzesi’nde modern bir ışık aracının mimarinin bir parçası olarak aşırı, göze çarpmadan, renkli olmadan, herhangi bir yere oturtulmadan, uyumlu bir şekilde entegre edilebileceği gösteriliyor.

Projeye katılanlar:

Yapı sahibi: Bau- und Verkehrsdepartment Basel-Stadt, Städtebau und Architektur, Hochbauamt
Mimari: Christ&Gantenbein
Uygulama: Peter Stocker AG Baumanagement
Yapı yönetimi: FS Architekten GmbH
Aydınlatma tasarımı ışık bandı: iart ag; www.iart.ch

Uygulanan ürünler:

Düz profil rayları sabitlenen SMD LEDs (6000K)


Also published on Medium.