Göz göre göre kolektif bir başarısızlık

Londra büyük miktarlarda parayı Thames Nehri’ne atmak üzere…

Metin: Joachim Ritter

Gelecekte Büyük Britanya’ya giriş izni verilmeme tehlikesine rağmen çoğu kişinin zaten düşündüğü şeyi açıkça ve dürüstçe ifade etmeden geçemiyorum. Brexit başlı başına bir başarısızlıktı. Ancak, en yeni ve çok daha büyük bir başarısızlık Londra’nın Thames Nehri üzerindeki köprü aydınlatması ile yaşanacak gibi. “O kadar da kötü olamaz” diye düşünenler ne kadar yanıldıklarını görecekler. Göz göre göre jürinin kolektif başarısızlığına şahit olacağız!

Birkaç ay önce uzmanlar, yeterli sayıda nitelikli aydınlatma tasarımcıları jüride olmadığı sürece, Londra köprüleri gibi önemli bir aydınlatma projesi ihalesinin yapılmaması gerektiği yönünde uyarılarda bulunmuşlardı. Bu uyarı sadece ön incelemelerde aydınlatma tasarımcılarına danışılmaktan öteye geçemedi. İşte bu bağlamda Speirs&Major firmasının jürinin kararını etkileyip etkilemediğinden çok emin değilim. Thames Nehri gibi önemli bir nehrin ışık ile kirletilmesine bu şirketin göz yumacağı hiç düşünülemez. Ayrıca, ihaleyi kazanan altı tasarımın, 20’den fazla ülkeden gelen 100’ün üzerinde teklifin arasından çıktığı da pek inandırıcı değil. Eğer bunlar günümüzün aydınlatma projelerinin kalite standardı ise bu alanda dramatik bir gerileme yaşandığı ortada. İnanmak istemiyorum. Tüm bu olanları profesyonel aydınlatma toplumuna bir hakaret olarak kabul ediyorum ve bazı fikirlerin aydınlatma tasarımı ile hiç ilgisi olmadığını görüyorum.

Verilen tekliflere ve jüriye yakından baktığımda ise aydınlatma tasarımının tanımı alanındaki bilgisizliğin bu sonucu doğurduğuna kanaat getiriyorum. Sonuç, iyi bir aydınlatma tasarımı anlamına gelecek bir sonuç değil. Üstelik, James Turrell’in jürinin bir üyesi olduğu düşünülürse, hiç kabul edilemez. Belki de bu sonuç kamusal alanda iyi ışığın gelişimi açısından ışık festivalleri ve sanatının zarar verici bir şey olduğuna işaret ediyor. İhalede ortaya çıkan sonuçlar büyük ölçüde, ışıkla neler yapabileceklerini gösteren tasarımlarının kendilerini öne çıkarmalarından başka bir şey değil. Burada mimarinin önemi geri plana atılmış.

Jüri:
Lord Rothschild, Başkan, RIT Capital Partners plc, Rothschild Foundation
Hannah Rothschild, Başkan, Illuminated River Foundation
Malcolm Reading, Mimar ve Direktör İhale (Yönetim Kurulu)
Profesör Ricky Burdett, Kentsel Araştırmalar Profesörü ve Direktör,LSE Cities and
the Urban Age Programme
Michael Craig-Martin, Sanatçı
Lucy Musgrave, Direktör, Publica
Dame Julia Peyton-Jones, Direktör Serpentine Galleries 1991-2016
Ralph Rugoff, Direktör, Hayward Gallery
Rohan Silva, Kurucu Ortak, Second Home
Justine Simons, Kültür ve Yaratıcı İşlerden Sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı, Belediye
James Turrell, Sanatçı (Onursal Jüri Üyesi)

“Current” (Akış) Projesi
“Current” projesinin konsepti hiç olmazsa bir mastır plana dayanıyor. En azından iyi bir başlangıç. Aynı fikre dayalı olarak da uygulanıyor. Ancak, tüm bunlar sadece kağıt üzerinde ve planlama çizimlerinde çalışıyor. Gerçek hayatta insani ölçeklerden çıkan köprülerin her biri renkli lekeler gibi görünüyor. Çizim üzerinde hiç bir şey referans gösterilmiyor, ilişki kurulamıyor ve konseptin tamamı başarılı olacak gibi durmuyor. Böylece çalışma ağırlığını kaybediyor, önemsizleşiyor ve ifade gücünü yitiriyor. Sadece Westminster köprüsü insani ve erişilebilir olarak sunulmuş. Çünkü bu yapının tarihi aydınlatması muhafaza edilmiş. Tabii bu da çok ilginç!

Chelsea Köprüsü en azından kabul edilebilir şekilde gösterilmiş.

Bulanık Sınırlar
Londra köprüsüne ışıktan bir duvar kağıdı uygulanmış. Yapı, “gözle görünmeyen dalgacıklar” olarak tanımlanan “bulanık bir konsept” için alan oluşturmanın ötesine geçmiyor. Işığın yardımı ile zorla bunlar görünür hale getirilmiş. Ancak mimari ve inşaat mühendisliğinin ruhuna saygı burada nerede? Köprünün işlevini nerede gözetiyoruz? Aydınlatma tasarımı bir moda konusu olmamalı. Waterloo köprüsüne genç tarzı bir süsleme, köprünün içinde kaybolduğu ve önemsizleştirildiği bir süs ögesi verilmiş. Bu süs ögeleri öne çıkabilsin diye, köprü arka planda kalmak zorunda. Tamamen kabul edilemez bir durum. Bununla karşılaştırıldığında Westminster köprüsü en başarılı fikre sahip. Dijital, tarihi temel alarak geri planda kalarak köprüye bir zaman bileşeni eklenmiş. Bu köprünün özelliğini Chelsea köprüsüne bakarak tekrar sorguluyoruz. Renk uygulaması yönünde bir tasarımın ne ifade ettiğini anlamak gerçekten mümkün değil. Kent çevresine entegrasyonu nerede? Master planı bir işe yaramıyor. Ekibin toplam değerlendirmesi: Anlaşılır konseptler yerine “bulanık sınırlar” ile tasarımdan, kabul edilmesi zor bir sanata kaçış görüyoruz.

Gece manzarasında Thames Nehri
Bu tasarımda ışığı anlamı hiç ortaya çıkmıyor. Thames Nehri’ni ışıktan dalgalar ile örtmek mi istiyoruz? Tasarım fikri baştan yaramaz! Tasarım biraz teori çekmecesinden çıkartılmış gibi. Gece manzarası ile ilgili tasarım fikrinin gerçekleştirilebileceğini düşünmek dahi absürt. Her ışık ile çalışan, ışığın ancak yansıma yaptığı zaman görüleceğini bilir. Nem yok, görünür ışık yok. Yaz geceleri kurudur! Thames nehri üzerinde teknelerin ne işi var? Bunlar ışığı kesintiye uğratmıyor mu? Işık da sonsuz bir nokta gibi gösterilmiş. Bunu ne engelliyor. Kırılması mı gerekiyor? Bu projeyi son eleme listesine almak gerçekten jürinin bir ayıbı! Londra’nın şehir içi arama ışıklarını tasarım ögesi olarak tanımlama ve geceyi karşılama ışığı olarak senkronize etmek çok ucuz bir girişim ve gecenin karanlığına karşı açık bir saldırı. Bu konuyu çoktan aşmış olmalıydık. Bunu “Şehrin doğal ve kentsel ritmini senkronize etme” kisvesi altında tanımlamak tamamen umursamazlıktır. Arama ışıklarının savaş ögesi olarak kullanımına yönelik anlamına, saygımdan dolayı hiç değinmek bile istemiyorum. Pardon, ama bu gerçekten olmamış. Yakından bakıldığında gayet önemli nitelikleri olan köprülerin asıl anlamına yönelik fikirler yok olmuş. Neden acaba köprülerin nitelikleri ekibe yetmemiş? Bir de geceyi selamlamanın eklenmesi mi gerekmiş?

Thames Nehri’nin Bitmeyen Hikayesi

Hiç olmazsa anlamı olan bir konsept. Thames Nehri ışık ile nefes alıyor. Nehir kıyısındaki yeşillikler suyun durumuna göre ışıklandırılıyor ve aydınlık tutuluyor. Bu aydınlatma gereken oranda tutulabilirse uygulamada başarılı olacak bir fikir olabilir. Bu konseptte köprüler heyecan oluşturmayan ancak görüntüye egemen bir rol oynuyor. Rengarenk bir festival karmaşası değil, sadece beyaz renkte aydınlatılmış bir köprü. Eğer aydınlatma rengi de doğru ise buradan sadece iyi bir sonuç çıkar. Yine de uygulamada bitki örtüsü ve hayvanların yaşam alanlarına dikkat etmek gerekir. Bu noktada da bazı hususlarda uzlaşmak lazım.

“River Ain’t Too Much To Light” (Nehir Işığı Fazla Sevmez)

Hiç olmazsa burada konsept fikir anlaşılıyor. Konsept köprüler üzerinde oluşturulan ışık efektleri ile uygulanmış. Tabii ki her şey yapılabilir, ancak çözüm olarak Gobo kullanmaz fazlasıyla yüzeysel! İkna edici bir uygulamanın yapılabilirliği bu projede de neredeyse mümkün değil. Büyük bir olasılıkla, uygulamanın tüm köprülerde geçerli olabilmesi için köprülerin mimarileri çok farklı. Dolayısıyla, Chelsea Köprüsü tasarımda çok aydınlık. Thames içine ayrıca sokak fenerlerini yerleştirmek kesinlikle “gerekli olmayacaktır”. Enerji tasarrufu yapılabilecek yer, burası!


Also published on Medium.