Elektrik ışığı mucizesi nasıl global bir yıkım haline geldi?

Metin: Richard G ‘Bugs’ Stevens

Işık kirliliğine çevrecilikte genellikle hafif bir mesele olarak bakılır. Ancak bu algının değişmeye ihtiyacı var.

Gece aydınlatması, bizler de dahil olmak üzere gezegenin ekolojisine büyük bir tecavüz halinde. Ayrıca bunun dolaylı etkileri var; kullanılan elektriğin % 20’si dünya çapında aydınlatma için kullanılırken en az % 30’u boşa gidiyor. Boşa giden aydınlatma hiçbir amaca hizmet etmiyor ve aşırı aydınlatma sürüş, alışveriş ya da Cuma akşamı oynanan futbol maçı gibi aktivitelerin gerektirdiğinden çok daha fazla kullanılıyor.

Elektrikli lamba insanlığın en önemli teknolojik ilerlemelerinden biri olarak değerlendiriliyor. Tekerlek, ateşin kontrol altında alınması, antibiyotik ve dinamitle eşdeğer tutuluyor. Ancak her türlü yeni ve çarpıcı teknolojide olduğu gibi, burada da amaçlanmamış sonuçlar mevcut.

Elektrik ışığıyla, modern dünyanın büyük bölümünde gecenin bozulması söz konusu; hem şehrin sokaklarında hem de Güneş’in pozisyonuna göre bir zamanlar “gece” olan iç mekanlarda.

Milyarlarca yıldır yaşam, gün içinde Güneş’ten gelen parlak ışık ve geceleri karanlık şeklindeki güvenilir döngü ile evrildi. Bu, fizyolojimizde doğuştan gelen bir sirkadiyen ritmin gelişmesine yol açtı. Bu sirkadiyen ritmin kesinliğini koruması için gece ve gündüz şeklindeki güneş çevrimine ihtiyacı var. Geceleri güneşin batışını takiben, beden ısısı düşer, metabolizma yavaşlar, açlık diner, uyku durumu artar ve kandaki melatonin hormonu ciddi miktarda yükselir. Geceye bu şekilde doğal fizyolojik geçiş antik orijinimizden kaynaklanır ve bu geçişin olması gerektiği gibi devam etmesi için melatonin hayati önemdedir.

Artık biliyoruz ki parlak, kısa dalga boyundaki ışık –mavi ışık- melatonini baskılamak ve gece fizyolojisine geçişi geciktirmek için en etkili yöntem. Bunun yanı sıra, daha kısık, daha uzun dalga boyu ışık –örneğin kamp ateşinden ya da bir mumdan gelen sarı, turuncu kırmızı- ise çok az etkiye sahip. Güneşten gelen parlak ışıkta mavi ışık bulunur ve bu da uyanık olmamız gereken sabah saatlerinde çok faydalıdır; ancak ister içeride ister dışarıda olalım gün batımından sonra alınan parlak mavi ışık bedenin halen gündüz olduğunu sanmasına neden olur.

Geceleri elektrik ışığı kullanımının potansiyel sağlık sonuçlarıyla ilgili ilk ciddi şüphelerimi, 30 yıl önce aşırı aydınlatmanın meme kanseri riskini artırıp artırmayacağını sorarak dile getirmiştim. 1980’ler dönemiydi, tam da araştırmacılar yağlı Batı tarzı beslenmenin meme kanseri riskini pek fazla değiştirmeyeceğini bulduklarında Seattle’daki Fred Hutchinson Cancer Research Center’dan bir arkadaşım beni melatonin etkisini araştırmaya yönlendirmişti. Yağlı beslenme meme kanseri riski oluşturmazken, düşük melatonin düzeylerinin (aşırı aydınlatmanın bir etkisi) östrojen düzeylerini (en azından kemirgenlerde) yükselttiği izlenmişti ki bu da açık bir meme kanseri riskiydi. Daha sonraki araştırmalar, gece vardiyasında çalışan kadınların daha yüksek meme kanseri riskine sahip olduklarını ortaya koydu. Kanıtlar, gece aşırı aydınlatmadan kaynaklı sirkadiyen bozulmanın obezite ve depresyon riskiyle de ilgili olabileceğini söylüyor.

Aslında, gerçekten de sağlığın, her açıdan öyle ya da böyle, parlak gündüz ve karanlık gece saatleri ile senkronize bir sirkadiyen ritme bağlı olduğu söylenebilir.

2016’da yayımlanan “The New World Atlas of Artificial Night Sky Brightness” (Yapay Gece Gökyüzü Parlaklığı Dünya Atlası) riski daha açık ifade ediyor. Atlas, yerkürede gökyüzü parlaklığını tahmin etmek için, NASA’nın Suomi Ulusal Kutup Yörüngeli Ortak uydusundan gelen verileri kullanıyor. Atlastaki görsellere büyüleyici de diyebilirsiniz korkutucu da; nasıl baktığınıza bağlı. Daha fazla gökyüzü parlaklığını göstermek için daha renkler kullanılan renkli şehir ve ülke haritalarında, Avrupa ve Kuzey Amerika ışıl ışıl görünüyor. Atlasa göre, insanların üçte biri Samanyolu’nu göremiyor. Avrupa’da insanların yüzde 60’ı, Kuzey Amerika’da ise yüzde 80’i göremiyor.

Mevcut “ışık kabusu”, Eyaletlerarası Karayolu Sistemi’nin inşaatını da kapsayan bir yol yapma çılgınlığının ABD’deki trafik sıkışıklığı sorununu çözmeyi hedeflediği 1950’lere dayanıyor. Ancak yollar ancak sıkışıklığı ve kirliliği –ki buna ışık kirliliği de dahil- artırmaya yaradı. Geriye bakıldığında, aslında sonuç önceden belliydi: Yeni çevreyolu yap, böylece daha fazla insan onu eskisinden daha fazla sıkışıklık olacak kadar çok kullansın.

Bu fenomeni anlamak için ekonomistler uyarılmış talep fikrini geliştirdi: Bir metanın tedariği aslında ona olan talebi yaratır. Yani ne kadar çok yol yaparsanız, o kadar çok insan o yolu kullanır ve o kadar çok sıkışıklık olur. The Conundrum (2012), isimli kitabında David Owen, uyarılmış talep fikrini, daha büyük karayollarından genel olarak artan verimliliğin tehlikelerine doğru kolay anlaşılır bir şekilde genişletiyor. Daha verimli enerji üretimi ve kullanımı, kullanımın azaltılması yönünde birlikte planlanmış bir kamusal eğitim olmadan kirlilik sorununu daha da beter hale getirebilir. Buna örnek olarak enerji verimliliğine sahip ve bu nedenle de kullanımı daha ucuz lambaları gösteriyor: İnsanlar daha verimli lambaları kullandıkça, bunları yakmak için gereken toplam enerji –ve ışık kirliliği- artıyor.

Owen’ın ilkesine sadık kalarak 2017’de Science Advances’de yayımlanan önemli bir rapor, 2012’den 2016’ya gelene kadar hem dünyanın metropol alanlarındaki parlaklıkta hem de ışık kirliliğinin coğrafi kapsamında dramatik bir yükselme olduğunu gösteriyor. Üstelik bu durum, 2012’den bu yana sözüm ona “enerji tasarrufu” için dünyanın sanayileşmiş bölgelerinin büyük bölümünde artarak kullanılmaya başlanan yüksek verimliliğe sahip LED sokak aydınlatmalarına rağmen gerçekleşiyor. Aşırı kullanım, tam tersini doğurmuş gibi görünüyor.

Şehirlerde parlak, beyaz LED aydınlatmayla ilgili hiper agresif pazarlama nefes kesici boyutlara ulaşmış durumda. US Department of Energy (DoE) (ABD Enerji Bakanlığı) ve bir grup uluslararası ortağı bir girişim başlatmış durumda: “Uyanma Vakti: Dünyayı 10 Milyar LED Lambayla Aydınlatalım” isimli bu girişim, “10 milyar adet yüksek verimlilikli, yüksek kaliteli ve makul fiyatlı aydınlatma armatürü ve lambayı (LED gibi) mümkün olduğunca hızlı bir şekilde kullanmaya başlamak” amacı taşıyor. Dünyada 10 milyardan daha az insan yaşıyor.

Geceye karşı yapılan bu acımasız saldırıya cevaben, American Medical Association (AMA) ayağa kalktı ve 2016’da resmi bir politik beyanda bulundu. Ben de AMA beyanının yazarlarından biriydim. Bu beyanda, meslektaşlarım ve ben, ülke çapında kullanılmaya başlanan LED ürünlerin parlaklık ve mavi içeriğinin azaltılmasını önermiştik.

DoE ve Illuminating Engineering Society of North America (IES) hızla tepkisini ortaya koymuş ve AMA’nın atağını fazlasıyla eleştirmiş, AMA’nın aydınlatma üzerine beyanda bulunabilecek nitelikte olmadığını iddia etmişti. Ancak bu, samimiyetsiz bir tepkiydi çünkü AMA beyanı olmasa, ülke çapındaki tadilat, çevre veya insan sağlığı dikkate alınmaksızın pervasızca devam edecekti.

Akıllıca kullanıldığında elektrik ışığı insanlar için büyük fayda. “Akıllıca kullanmak” bölümüne erişmek için günümüzde mevcut bilimi dikkate almak gerekiyor. Ancak devlet ve kamu nezdinde de elektrikle aydınlatmanın verimli kullanımı için bir istek olmalı. Artık çocuklar daha farkında olarak yetiştirildiği için geri dönüşüm fikri yerleşiyor. Suyu koruma da önemli hale gelmiş durumda; artık pek az insan musluğu gerektiğinden fazla açık bırakıyor. Ancak bazı insanlar gerekenden fazla elektrik kullanımı konusuna hiç kafa yormuyor.

Sorun tek başına LED teknolojisi değil. Aslında çok yönlülüğü sayesinde LED muhtemelen çözümün büyük bir parçası olacak. Sokak aydınlatması ile ilgili sorun, kamu hizmetleri şirketleri ve DoE tarafından öne sürülen kimi ürünlerin çok güçlü mavi ışığa sahip olması. Oysa buna gerek yok. Çevreye ve sirkadiyen ritmimize çok daha dost olan farklı LED ürünleri piyasaya sürülebilir. Bu durum, yaşadığımız ve çalıştığımız binaların içini aydınlatma söz konusu olduğunda iyice önem kazanıyor.

Gezegenimizde gecenin imhası, en az su ve havanın kirlenmesi kadar önemli bir konu.

Haber kaynağı: https://aeon.co/ideas/how-the-marvel-of-electric-light-became-a-global-blight-to-health