Daha fazla aydınlatma, daha güvenli şehirler yaratmaya yetmiyor… Bakın genç kadınlarla yapılan araştırma bize neler anlatıyor

Metin: Nicole Kalms, XYX Lab Direktörü ve Monash Üniversitesi Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Doçenti

Bu makale, ARUP VIC/SA Tim Hunt’la birlikte yazıldı. Bölge analizine ARUP aydınlatma tasarımcısı Hoa Yang liderlik etti.

Parlak ışık, bir alanı güvenli hissettirmeye yetmiyor; yolun sonunun keskin bir şekilde koyu gölgelere gömüldüğü bu fotoğrafta da olduğu gibi.

“Bu yoldan tren istasyonuna yürüyorum. Üstelik trene yürürken sık sık sözlü tacize uğruyorum. Geceleri aydınlatma çok kötü.” (Kadın, 27 yaşında)

2019’da, The Australia We Want (İstediğimiz Avustralya) raporunda, Avustralya’daki kadınların en az yarısının geceleri yalnız yürürken kendilerini güvende hissetmedikleri belirtildi. Her gün şehirlerde dolaşırken kadınların uğradığı cinsel taciz ve cinsel şiddetin yaygınlığı göz önüne alındığında bu şaşırtıcı bir durum değil. Kadınların şehirde kullanmaktan kaçındıkları alanlar, karmaşık bir “girilmeyecek bölge” ve “olağanüstü önlem alınacak” bölgelerden oluşan bir iç coğrafya yaratıyor -ve bunun tamamı, bu uyanıklık sayesinde zarar görmeme umuduyla yapılıyor.

Kadınları, kimi erkeklerin yarattığı şiddetten korumak bir önceliktir. Aynı şekilde birçok kentin cinsiyet körü olduğunu ve kadınların ihtiyaçlarını ve deneyimlerini göz ardı ettiğini kabul etmek de bir önceliktir.

Kadınları şehir alanlarından dışlayan kalıpları anlamamız ve sıradan önlemlere -daha parlak aydınlatma, daha fazla izleme kamerası ve daha fazla yetkili- boyun eğmememiz gerekiyor. Aslına bakacak olursanız, güvenliksiz “sıcak noktalar” konusundaki araştırmamız, genç kadınların kentsel güvenlik algılarının en aydınlık alanlarla doğru orantılı olmadığını tespit etti.

Kadınlar için daha güvenli şehirler yaratmanın temel bir değişim gerektirdiğini biliyoruz: Kadınların seslerini duymamız gerekiyor. Şehir mekânlarının kullanıcıları olarak kadınların deneyim ve uzmanlıklarından yararlanan kentsel stratejiler ve planlama politikaları geliştirmeliyiz.

“İşe gitmek için günde iki kez buradan geçiyorum ve rutin bir şekilde erkeklerin sözlü tacizine uğruyorum. Kendimi güvende hissetmediğim için geceleri buraya asla girmem. Polis ya da hükümetin kadınların hikayelerini dinlemesini ve burasıyla ilgili bir şeyler yapmasını diliyorum.” (Kadın, 25 yaşında)

Araştırma bize ne anlatıyor?

Plan International, Monash Üniversitesi XYX Laboratuvarı ve ARUP aydınlatma araştırmacıları, genç kadınların hikayelerini incelemek ve kentsel aydınlatma ile kadınların güvenlik algıları arasındaki ilişkiyi analiz etmek için uzmanlıklarını bir araya getirdi.

Araştırma, ışık seviyeleri ve güvensiz yerler arasındaki bazı ilgi çekici korelasyonlara vurgu yapıyor. Melbourne’de kadınlar tarafından tespit edilen en güvensiz “sıcak noktaların” 80’den fazlasını inceleyen araştırma, yüksek aydınlatmanın -ya da çok aydınlık ve parlak alanların- genç kadınların kentsel güvenlik algılarıyla ilişkili olmadığını ortaya koydu.

Planlamacılar, alanları genellikle yüksek “P” Kategorisi aydınlatmaya (kentsel mekân oluşturma kılavuzlarında kullanılan bir ölçü) tabi tuttuğu için bu önemli bir durum. Bunun suç riskini azaltacağı ve güvenlik hissini artıracağı varsayılıyor.

Ancak araştırmamız, kadınların kentsel deneyimleri için pozitif olacak bir aydınlatma tasarımının daha fazla ince detay gerektirdiğini gösteriyor. Bulgular, daha yüksek aydınlatma seviyesine sahip bölgelerin güvenli olmayan alanlar olarak algılanmasının daha muhtemel olduğunu gösteriyor -bu bölgelerdeki ortalama aydınlatma seviyesi güvenli bölgelerde ölçülenin iki katı. Bu, bir şehrin güvenlik amaçlı aydınlatmaya olan yaklaşımını kökten değiştirme potansiyeli olan bir bulgu.

“Yalnız olmasam bile, bu bölgede yürürken asla güvende hissetmiyorum. Aydınlatma çok kötü ve yürüyüş yollarının tasarımı görüş alanından gizlenmiş birçok yere sahip.” (Kadın, 19 yaşında)

“Bu alan o kadar riskli ki. Aydınlatma seviyesi, size kimin yaklaştığını göremeyeceğiniz şekilde düzenlenmiş.” (Kadın, 39 yaşında)

Analiz, kadınların kendilerini en çok güvende hissettikleri aydınlatmanın, çok sayıda ışık kaynağının olduğu ve farklı yansıtıcı değerleri olan yüzeylerin dikkate alındığı tutarlı ve katmanlı aydınlatma olduğunu gösterdi. Bu tür bir aydınlatma “projektör efekti” denen, ışığın yolun sonunda keskin bir şekilde düşüşünü ve kör eden ve yön duygusunu yitirten parlama ve kontrast potansiyelini azaltıyor.

LED lambaların enerji verimliliği konusundaki önemi tartışmasız. Fakat kentsel aydınlatma çoğunlukla 4000K “soğuk beyaz” ve üstü gibi daha yüksek renk sıcaklıklarına sahip. Bu yeni araştırma, bu yaklaşımın etkilerine meydan okuyor.

Sarımsı sodyum aydınlatma yerine, kadınlar, şekilleri ve renkleri ayırt etmelerini sağlayan yüksek kaliteli bir LED ışığı tercih ediyor.

ARUP’un araştırması, insan görsel spektrumunun sıcak ışığa daha iyi tepki verdiğini gösteriyor ve genç kadınlardan elde edilen veriler şehirlerde güvende hissetme konusunda soğuk beyaz ışığa karşı ne kadar hassas olduklarını gösteriyor. Daha sıcak renk sıcaklıklarına sahip alanlar daha güvenli yerler olarak algılanıyor.

Şehirlerimizde ışığın kalitesine daha derinlemesine bakıldığında, kötü alanların çoğunda çok geniş bir renksel geriverim aralığı bulunuyor. En düşük renksel geriverim, her şeyin aşırı sarı görünmesine neden olan sodyum armatürlerden geliyor. Kadınlar, şekil ve renkleri ayırt edebilmeleri ve güvende hissedebilmelerine yardımcı olan yüksek kaliteli bir LED ışığı tercih ediyorlar.

Kentsel aydınlatma için bu ne anlama geliyor?

Daha geniş kapsamda, araştırma, kentsel aydınlatma tasarımının genel olarak dayandığı varsayımlara ve geceleri şehirlerimizin karakterine olan etkisine meydan okuyor.

Mevcut durumda, aydınlık (bir yüzeye düşen ışığın ölçüsü veya Lüks) Avustralya Standartlarının P Kategorilerine uyum için gereken tek ölçü birimidir. Sonuçlara göre, parlaklık (bir yüzeyden sıçrayan ve gözlemcinin gözüne çarpan ışık) gibi diğer metriklerin de göz önünde bulundurulması gerektiği görülüyor. Bu, malzeme yüzeyleri ve yüzey yoğunluğu kavramının, gözün mekânı nasıl algıladığı konusunda dikkate alınmasını sağlayacaktır.

Bunun gibi araştırmalar sayesinde, karanlık bastıktan sonrasında şehirler için daha iyi sonuç verecek tasarımları kadınlarla birlikte geliştirmenin yeni yollarını denemeye teşvik edecek bilgi, veri ve teknolojiye sahibiz. Üzerinde düşünülmüş kentsel tasarımı olumlu değişimin bir aracı olarak kullanabiliriz.

Haber kaynağı: https://illumni.co/lighting-design/more-lighting-alone-does-not-create-safer-cities-look-at-what-research-with-young-women-tells-us/