Cephe ışığı: CityLights-Pont de Sèvres Projesi

Fransa’nın Paris kentinde gökdelenler…

Metin: Joachim Ritter
Fotoğraflar: Dominique Perrault Architecture, Badani et Roux-Dorlut, Vincent Fillon

Uzaktan görünebilen, artık hayli yaşlanmış olan bir ofis kulesini yeniden tasarlarken bu kulenin ışıkla da görünür olmasını sağlamak gerek. Daha da iyisi, bu kuleyi bir bölgenin “fenerine” dönüştürmeli. Paris böyle bir simgeye ihtiyaç duydu…

Bir bina cephesinin restorasyonu veya yeniden tasarlanması her tasarımcının ilk isteği olmayabilir. Çünkü üzerinden yıllar geçmiş olan bir şeye modern görünüm kazandırmanın zorlukları bir hayli fazla ve olanakları çok az olabilir. Özellikle de bina cephesi eski ancak tarihi olarak nitelendirilecek şekilde eski değil ise. Tamamen yenilenme ve yapısal değişikliklere uğradıktan sonra “CityLights” olarak adlandırılan Pont de Sèvres gökdelenleri 1975 yılında mimar Badani ve Roux-Dorlut tarafından inşa edilmişti. Kentin bitki örtüsü olmayan bir alanının ortasında yukarı doğru ve birbirine yakın bir şekilde, o dönemin mimari açıdan modern tarzının kanıtı olarak duruyorlar. Binalarda yapılan değişiklikler ile “izolasyon” duygusu bir avantaja dönüştürüldü. Hem sosyo-ekonomik hem de kentsel yapılaşma anlamında.

Proje, binaların ilk halinin restorasyonu ve yeniden tasarlanmasını kapsamıyor, ayrıca gökdelenlerin kendi kaynaklarını ortaya çıkarmasını de hedefliyor. Binaların bulunduğu yer artık birinci sınıf ulaşım şebekesine sahip. Hemen gökdelenin önünde yerin altında Paris metrosunun bir istasyonu yer alıyor. Böylece, CityLights kent merkezinin bir parçası haline gelmiş durumda ve aslında Fransa’nın başkentini geliştirme planları içinde.

Gökdelenlerin kent görüntüsüne olan etkilerinin yanı sıra inşa edilen ek yapılar da binaların morfolojisine etki etti.

Açık, korumalı bir yerleşke

İlk yapıldıkları tarihlerde gökdelenler çevrelerinden kopuk bir konumda iken bugün Trapèze adlı yeni şehir bölgesine yaya yolları ile tam ve organik olarak bağlılar. Eskiden Renault fabrikalarının bulunduğu sanayi sektörünün yerini artık yeni, değiştirilerek ofis ve konuta çevrilmiş binalar almış. Tasarımlar gökdelenlerin etrafındaki alanı, projeyi kentsel alana açmak için farklı mekânlar yaratarak geliştirdiler. Gökdelenlerin hemen önünde büyük bir meydan yarattılar. Binaların tüm cephelerine yaya yolları ve bahçeler koydular. Böylece proje büyük şehrin içinde yerini aldı. 6000 m2’lik ön alan, gökdelenlerin çevreleri ile bağlantısını oluşturuyor. Davet edici giriş bölümleri, yaya yolları ve ortak kullanım alanları yepyeni, bugüne uygun türde bir çalışma çevresi sunuyor.

Açılma süreci

Bu boyutta bir mimari projeyi restore etme kararı, verimlilik ve gerçeklik ile ilgili modern bir mantıktan doğdu. Böyle projeler, tartışmasız tasarımsal ve geometrik özellikler ile öne çıkıyor. Merkezine ofis katlarından oluşan binayı alan altıgen yerleşim planında Paris ve batıda kalan semtlere mükemmel bir bakış açısı sunuluyor. Binadaki tüm çalışma yerleri doğrudan gün ışığı alıyor. Büyük ofisler, her noktadan bakıldığında 12’den fazla kişi aynı anda görülmeyecek şekilde tasarlanmış. Aslında bugünün tasarımları ile karşılaştırıldığında; binalar olması gerekenden birbirlerine daha yakın konumlu inşa edilmiş. Bu projenin hedeflerinden biri de bu tür avantajları öne çıkarmaktı. Prizma şekilleri itibariyle ışığı bina içine alma açısından binalar son derece verimli. Tasarımda geleneksel olarak uygulanan Kuzey ile Güneyi karşı karşıya oturtma burada geçerli değil. Bina cephesine entegre edilen açılar ve şekiller, optik enstrümanlar gibi çalışıyor. Güneş ışınları binaya giriyor ve bina cephesindeki kristal şekilli yapılardan, bulundukları bina cephesinden bağımsız olarak, tüm ofis alanlarının faydalanacağı şekilde yansıtılıyor. Kentin bu yerleşim noktası Boulogne-Billancourt’a “girişi” teşkil ediyor ve Meuron kentinden aşağı doğru giden otobandan görülebiliyor. Binaların tarihi değerini koruyarak gerçekleştirilen Pont de Sèvres gökdelenlerinin restorasyon süreci, güncel norm ve kalıcılık şartlarına uyan, yepyeni bir dokunun ortaya çıkmasını sağladı. Proje yönetimi tarafından belirlenen “CityLights” adı, binaları zarif bir şekilde parıldayarak çevreleyen “bileklik” görüntüsünü ve gökdelenlerin gece gökyüzü altındaki varlığını mükemmel bir şekilde tarif ediyor. Işık farklı bir şekilde gökdelenlerin cephesine, ofis alanlarına, yemek bölümlerine, oditoryuma, kente açılan yerleşkeye bilinçli ve başarılı bir şekilde entegre ediliyor.

Işığın önemi

Doğal ışık, mimariyi deneyimlenebilir kılıyor. Elektrikli ışık iç mekânda benzer bir rol oynayabilir. İnsanın kitap okumak için veya bilgisayarda çalışmak için ihtiyaç duyduğu ışık, bir binanın içinden geçerken ihtiyaç duyduğu ışıktan tamamen farklıdır. Gerçekleştirilecek projelerde insanların sadece kendilerini rahat hissetmeleri yeterli değil. Ayrıca insanların görebilmeleri için yeterli ışığa sahip olmaları da gerekir. Mekânın kendilerine ait olduğunu hissetmelerini sağlamak için kullanıcı ihtiyaçları aydınlatma planlaması süreçlerinin başında değerlendirilmelidir. Aynı durum dış mekân aydınlatması için de geçerlidir. Nasıl ki mekânları tasarlamak, hatta değiştirmek için ışık uygulanıyorsa bina cephelerini tasarlamak ve değiştirmek için de ışık planlanabilir.

CityLights kent görüntüsünün bir parçası ve kentsel alana mükemmel bir şekilde uyum sağlıyor. Bina cephesinin kıvrım yapan ögelerine entegre edilen LED aydınlatması, cephenin ritmini öne çıkartıyor. Ayrıca restore edilen yapılara yepyeni bir dinamizm ve hayat katıyor. Tüm binayı kullanan, içinde çalışan veya oturanlar için bu adeta bir jest. Kent yaşamını kutlamak adına, tasarım taleplerini pragmatizm ile kombine ederek kentsel alana değer katan ve kentin kime ait olduğunu gösteren bir güzellik. Bu proje ışık ile karakteristik olduğu kadar havalı bir şeyin tasarlanabileceğinin bir örneği. Gün içinde bina cephesinin tasarlanan alanı neredeyse hiç görülmüyor. Geceleri ışık bu farkı gösteriyor.

Projeye katılanlar:

İşveren: SAS des Tours du Pont de Sèvres
Mimari: Dominique Perrault Architects; www.perraultarchitecture.com
Uygulama mimarları: Artelia


Also published on Medium.

TEILEN
Önceki İçerikTemel Uyarıcı
Sonraki İçerikOksijen Parkı

PLD Türkiye, 2005 yılından beri Türkiye’de yayınlanan mimari aydınlatma tasarımı dergisidir. Dergi, aynı zamanda aydınlatma tasarımı kavramının daha geniş kitlelere ulaşması için 2007 yılıdan beri etkinlikler düzenlemektedir. https://pldturkiye.com/hakkinda/