Aydınlatma, tarihsel gelişimi ve maliyetindeki değişimler

Fotoğraf: Thinkstock

1990’lı yıllarda ekonomist Prof. William Nordhaus ışıkla ilgili, çeşitli basit deneyler yaptı. Öncelikle tarih öncesi bir teknoloji kullandı; yani bir odun ateşi yaktı. Ancak Profesör Nordhaus’un yanında aynı zamanda yüksek teknoloji bir ekipman olan Minolta ışık ölçer de vardı.

Nordhaus, yaklaşık 9 kg odunu yaktı ve ne kadar süre yandığını izledi. Daha sonra dikkatli bir şekilde yanındaki ölçüm aletiyle ateşin sönmesini ve titreşmesini kaydetti.
Daha sonraki adımı ise bir Roman gaz lambası almak oldu. Lambaya fitil taktı ve içini soğuk preslenmiş susam yağı ile doldurdu. Lambayı yaktı ve yağın yanışını gözlemledi. Sonra yine ışık metresiyle lambanın yumuşak parlaklığını ölçümledi.

Nordhaus’un 9 kilo odunla açıkta yaktığı ateş sadece 3 saat yandı. Ancak gaz lambasındaki yağ tüm gün boyunca çok daha parlak ve kontrol edilebilir şekilde yanmaya devam etti.

Bu deneyi neden yaptı?

Çünkü Nordhaus bir lambanın ekonomik açıdan belirleyiciliğini anlamak istedi. Ancak aynı zamanda ekonomistler için oldukça zor bir konuyu da aydınlatmak istemişti; enflasyonu, malların ve hizmetlerin değişen fiyatlarını takip edebilmeyi…

Bunun zorluğunu anlamak için Lizbon’dan Luanda’ya yolculuk yaptığınızda ödeyeceğiniz fiyatı düşünün. Bu mesafeye ilk kez yolculuk yapılsaydı ve bunu Portekizli kaşifler gerçekleştirseydi; muhtemelen aylarca süren epik bir sefer olurdu. Daha sonrasına bakacak olursak örneğin buhar gemisiyle bu yolculuk denenseydi mesafe birkaç gün olurdu, en nihayetinde uçakla ise büyük ihtimalle birkaç saat.
Ekonomik bir tarihçi gemiyle yapılan yolculuk fiyatına bakabilirdi ancak bir kez hava yolu ulaşımı imkanı açıldığında siz hangi fiyata bakardınız?

Maliyetin ayrıştırılması

Şu unutulmamalı ki uçuş tamamen farklı bir hizmettir. Daha hızlı ve daha uygun. Daha fazla yolcunun uçmak için iki kat daha fazla para ödemeyi gözden çıkartması yani buna istekli olması durumunda; enflasyon istatistiklerinde “yolculuk masrafları aniden iki katına çıktı” gibi bir sonuca varmak mantıklı olmaz.

Bill Nordhaus’un odun ateşleri, gaz lambaları ve ışık metrelerle oynayarak enflasyon ölçme yöntemlerimizi sorgulaması da bu yüzden.

Fotoğraf: Istock

Nordhaus, farklı zamanlarda teknolojinin kalbi olan bir aracı aydınlatmayı kullanarak; en eski zamanlardan itibaren insanların oldukça kıymet verdiği “sadece tek bir niteliğin” maliyetini ayırmak istedi. O dönemlerde de ışık, lümenlerde ya da lümen-saatlerde ölçüldü.

Bir mum yandığında 13 lümen verir. Tipik modern bir aydınlatma lambası ise bu mum ışığından yaklaşık 100 kat daha parlaktır.

Kesinlikle pahalı

Altı gün boyunca günde 10 saat odun topladığınızı ve kırdığınızı düşünün. Bu 60 saatlik çalışma 1.000 lümen saatlik ışık üretecektir. Bu da modern bir lambanın 54 dakika yanmasıyla eş değerdir. Bunun yanında gerçekte alacağınız şey daha sönük ve titreyen bir ışıktır.

Elbette ateş yakmanın tek nedeni ışık elde etmek istememiz değil. Ateş aynı zamanda sizi sıcak tutar, yemeğinizi pişirmenizi sağlar ve vahşi hayvanlara karşı bir çeşit koruma sağlar.

Eğer sadece ışığa ihtiyacınız olsaydı ve odun ateşi de tek seçeneğiniz olsaydı; muhtemelen gün doğumuna kadar beklemeyi tercih ederdiniz.

Binlerce yıl önce Mısır ve Girit’ten mumlar; Babil’den ise gaz lambaları gibi odun ateşinden çok daha iyi seçenekler geldi.

Bu aydınlatma araçlarının ışığı çok daha sabit ve kontrol edilebilirdi. Ancak kesinlikle daha maliyetliydi. 1743 yılının Mayıs ayında Harvard Üniversitesi Başkanı Reverend Edward Holyoake, günlüğüne ev halkının 35 kilo mumun yapımı için iki gün harcadığını yazmıştı. Altı ay sonra ise Holyoake günlüğüne şu notu eklemişti: “Mumların hepsi bitti.” Üstelik mumları tükendiği dönem yaz dönemine denk geliyordu. Mumlar günümüzde temiz yanan parafin mumları da değildi. Zenginler bal mumu alabilirdi ama birçok kişi -ki buna Harvard Profesörü de dahil- kötü kokan, hayvansal yağlardan yapılmış don yağı mumları kullandı.

Bunları yapmak için hayvansal yağları ısıtmak, eritilmiş domuz yağlarının içine yeniden sokup çıkartmak gibi işlemler vardı. Bu oldukça keskin, rahatsız edici kokularla dolu ve zaman alan bir işti.

Fotoğraf: Dünya Tarih Arşivi/Alamy Stock

Profesör Nordhaus’un araştırmasına göre; yılda bir haftayı 60 saat boyunca mum yapmak için feda ederseniz bu her akşam size sadece 20 dakika tek bir mum yakabilme imkanı verecekti. Elbette 18. ve 19. yy’da işler biraz daha gelişmiş durumdaydı. Mumlar spermaceti adı verilen ölü Sperm Balinaları’ndan elde edilen sütlü-yağlı bir topaktan yapılıyordu.

Bu mumların pazarının kurucusu Amerikalı Ben Franklin, onların verdiği sert, beyaz ışığı sevdi. Mumların sıcak suda bile erimeden elle tutulabilmesi ve uzun süre yanması da ona göre önemli avantajlardı.

İleriye doğru büyük bir atılım

Bu yeni beyaz mumlar memnun edici ve aynı zamanda pahalıydı. George Washington, geceleri beş saat boyunca tek bir spermaceti yakmanın £8’a mal olacağını hesaplamıştı. Yani bugünün parasıyla 1000 dolara…

20-30 yıl sonra, gaz ve gaz yağı lambaları fiyatların düşmesine neden oldu. Ayrıca Sperm Balinaları’nın soylarının tükenmesinin engellenmesi için de bu aydınlatma araçları önemli rol oynadı. Ancak bunlar dahi pahalı bir mücadeleydi. Ayrıca onlar da damlıyor, kokuyor ve başka şeylerin de alev almasına neden olabiliyorlardı. İşte tüm bu güçlüklerden sonra bir şey değişti. Bu değişimin adı “lamba” idi.

Fotoğraf: Getty Images

1900’lere kadar Thomas Edison’ın karbon filamanlı lambaları insanlara 10 gün boyunca parlak ve devamlı aydınlanma sağladı. Üstelik bu lambalar bir mumdan 100 kat daha parlaktı. 1920’lere kadar bu kez bir haftada 60 saatlik çalışma tungsten filaman lambaların beş ay boyunca devamlı yanması için yeterliydi. 1990’larda bu süre 10 yıla kadar çıktı. Bundan birkaç yıl sonra ise, flüoresan lambaların sayesinde bu süre beş kat daha fazlaydı.

Yenilik İkonu

Kısacası bir zamanlar 54 dakikalık bir aydınlatma için ihtiyaç duyulan iş gücü bugün 52 yıllık kaliteli aydınlatma elde etmeye yetiyor. Ayrıca modern LED lambalar gittikçe daha da ucuzluyor. Bir lambayı bir saat boyunca kapatmak ise atalarımızın bir haftada ancak elde edebilecekleri bir tasarruf yapmanız anlamına geliyor. Benjamin Franklin’in çağdaş dönem versiyonları için ise bu süre tüm öğleden sonraya denk. Ancak bugünün zengin endüstriyel ekonomisinde; birisi bu aydınlatmayı alabilmek için gereken parayı saliselerle bile kazanabilir. Elbette şimdinin lambaları temiz, güvenli ve konforlu. Titreşim yok, kokmuyorlar ya da tutuşma riskleri bulunmuyor.

Fotoğraf: Istock

 Lambalar, bir çeşit yenilik simgesi. Toplumları çalışabilecekleri, okuyabilecekleri, dikiş dikebilecekleri, oyun oynayabilecekleri yerlere dönüştürdüler. Üstelik insanlar tüm bunları karanlığın çökmesine aldırmadan istedikleri saatte yapabiliyorlar. Işığın sadece kendi başına maliyeti aslında bize büyüleyici bir hikayeyi de anlatıyor: Resmi enflasyon istatististiklerinin öngördüğü orandan çok daha hızlı bir şekilde 500,000 faktöre kadar düşüş bulunuyor. Yani eskiden kullanmak için çok değerli olan bir şey artık fark edilemeyecek kadar ucuz.

Haber: Tim Harford/ BBC World Service
Haber kaynağı: http://www.bbc.com/news/business-38650976


Also published on Medium.