Close

23 February 2012

Anti-bağlam

“Tasarımın üretime, ekonomik kalkınmaya, sosyal ve toplumsal gelişime, kültürel etkileşime ve bireylerin yaşam kalitesine olumlu etkisini vurgulamayı hedefleyen İstanbul Tasarım Bienali’nin ilki 2012 yılında gerçekleştirilecek.”
Okuduğunuz bu cümle, İKSV tarafından 13 Ekim – 12 Aralık 2012 tarihlerinde düzenlenecek İstanbul Tasarım Bienali’nin web sitesinden alıntı… Tema ise “Kusurluluk / Imperfection”. Ne kadar heyecanlı…

İki küratörü var ilk bienalin. Çalışmalarını Milano’da sürdüren Domus Dergisi genel yayın yönetmeni, mimar, editör, yazar ve küratör Joseph Grima ve Emre Arolat Architects (EAA) kurucu ortağı, ulusal ve uluslararası birçok ödüle sahip mimar Emre Arolat…. Geçtiğimiz hafta küratörlerin kaleme aldığı açık çağrılar ile bienal süreci başladı. Özellikle Emre Arolat’ın “Anti-bağlam” alt başlığında ifade ettiği sorunsal, “bence”, aydınlatma sektörünün de kanayan bir yarası.

Öncelikle bir alıntı: “Tasarım dünyasının önemli bir bölümü tarafından devrimsel bir durum olarak algılanan ve ortaya koyduğu tılsımlı cazibeyle sınırlarını günden güne genişletirken neredeyse nitelik gözetmeksizin sadece sıra dışı olanı yücelten bu yönelimin, tüm yüzeyleri nasıl parlatabildiği ama aynı zamanda keskin köşeleri nasıl yumuşattığı, gerek endüstriyel tasarım ürünlerini, gerekse mimari yapıtları, hatta şehirleri, aslında bir dizi farklılık ortaya koymak üzere yola çıkılmış olmasına karşın nasıl aynılaştırabildiği ve böylelikle son kertede, bir biçimde kendi silahıyla nasıl vurulduğu konusu tartışmaya açılır.” (Tüm metne ulaşmak için: http://bit.ly/musibet)

Basit bir ifade ile şöyle okuyorum metni: Devrimsel olarak nitelendirilen LED teknolojisinin yeteneklerinin renk değiştirmeye indirgenmesi ve farklılaşmak adına tekdüzeleşen ve maalesef tüm şehri ele geçiren, rengarenk binalar sorunsalı. Bir süredir devam eden ve günden güne büyüyen bu sorunsalın iki temel sebebi var:

Birinci sebep basit; LED’ler çok yetenekli. Bir pazarlamacının hayallerini süsleyecek kadar argüman üretebileceğiniz bir ışık kaynağından bahsediyoruz. Diğer ışık kaynakları ile karşılaştırıldığında, hem uzun ömrü ve az enerji tüketmesi ile öne çıkıyor hem de içerisinde barındırmadığı cıva ile daha çevre dostu gözüküyor. İlk yatırım maliyeti, standardizasyon problemleri, ışık kalitesi gibi dezavantajları da çözdüğünüzde neredeyse her projede LED ışık kaynağı görmek mümkün. Hatta artık birçok projeye tasarıma bakılmaksızın LED kullanılmak üzere başlanıyor. Ve maalesef tüm bunların üzerine bu akıllı ufak diyotlar renk değiştirebiliyor. Böyle olunca da hayatımız herhangi bir bağlamı, sebebi veya tasarım düşüncesi olmadan şuursuzca renk değiştiren binalar ile doluyor.

İkinci sebebi ise; küreselleşmenin etkisi ile yerelleşme probleminin aydınlatmada da kendisini göstermesi. Bir belediye başkanımız hayran kaldığı Singapur gezisi sonrası iki seneye kadar Ankara’yı da bu şekilde aydınlatmayı düşündüğünü söylerken, aklına renk kullanımının farklı kültürlerde farklı algılanabileceği, en basitinden Türk Halkı’nın fazla renk ile çok haşır neşir olmadığı gelmiyor, gelemiyor. Beynimiz çok renkli her kavrama “Pavyon gibi olmuş” demek için hazır kıta bekliyor. Pavyonların ise pozitif bir algısı olduğunu söylemek imkansız. Aydınlatma tasarımı sürecinin kültürel geçmişten, alışkanlıklardan, deneyimlerden oluştuğunu unuttuğunuz anda giydirdiğiniz kıyafet ile vücudun sahibi arasındaki ilişkiyi de koparmış oluyorsunuz.

Hal böyle olunca LED’in yeteneklerini göstermek üzerine kurulu bir tasarım anlayışı bize plastik, sahte ve bağlamsız aydınlatılmış mekân ve şehirler sunuyor. Asıl olan ise aydınlatma tasarımının mekân ile kullanıcı arasındaki ilişkiyi sosyoloji ve psikoloji gibi birçok farklı disiplinden beslenerek tanımladığı gerçeği. Kullanılacak ışık kaynağı ise tasarım sonrası verilecek bir karar. Çok kez yazdım ve gözüken o ki yazmaya da devam edeceğim; her şeyden önce tasarım gelir dostlar. Unutmayalım!..

Bir sonraki sayımıza kadar ışıkla kalın…

Emre Güneş
Professional Lighting Design Türkiye

+ posts

Emre Güneş, Ağustos Teknoloji neferi. PLD (Professional Lighting Design) Türkiye dergisi editörü. Endüstri Mühendisi. Galatasaray Üniversitesi Mezunu. Kurumsal hayatta geçirdiği 10 ay sonrası, aile şirketi içerisinde üzerine düşen görevleri yerine getirmek üzerine kariyerini çizdi. Hiç alakası olmadığı bir işe (editörlük), hiç alakası olmadığı bir sektörde (aydınlatma) girme sebebi de budur. 2006 yılından beri olan bu süreçte, sürekli olarak “aydınlatma tasarımı” ile ilgili okudu, yazdı, çizdi, gezdi, gördü, araştırdı ve etkinlikler düzenledi. 2014 yılı başında ticarete atılarak Ağustos Teknoloji’yi kurdu. İnovatif aydınlatma teknolojilerini Türkiye pazarı ile tanıştırıyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *